Aydınlanma Çağı Hakkında Önemli Bilgiler - DERS KİTABI CEVAPLARI

Yeni Yayınlar

Mart 02, 2018

Aydınlanma Çağı Hakkında Önemli Bilgiler

Edit
 DERS KİTABI CEVAPLARINA BURADAN ULAŞABİLİRSİNİZ! 

Aydınlanma Çağı Hakkında Önemli Bilgiler 

Fransa ve Avrupa’da 1760 yılına doğru, Aydınlanma Fel­sefesi (Almanya’da Aufklärung) egemen oldu. Düşünürler, kendilerini yergi yazılarıyla, mektuplarla, sözlükler­le, romanlarla, şiirlerle, tiyatroyla, sis­tem açıklamalarıyla ve yol gösterici bir eserle: Ansiklopedi ile ifade ediyorlardı.


Kendine, kendine özgü anlama gücünle hizmet etme cesaretine sahip ol. İşte Aydınlanma’nın sloganı»: Immanuel Kant, 1784’de Aydınlanma düşüncesini böyle açıklı­yordu. Zihinsel özerklik isteği, bu yüzyı­lın temel niteliğiydi gerçekten. Kaynağı­nı, insan aklına olan güvende buluyor ve zihinsel, ahlaksal otoriteleri inkâr ediyordu. Bu anlayış, önce dine ve dogma­lara karşı tutumda kendini gösterdi. Bu arada bir önceki yüzyılda oluşturulmuş büyük dizgeler de tartışma konusu ya­pıldı. Akıl, batıl inançlardan kurtulma­lıydı; işte bu nedenle eğitim temel bir rol oynamaya başladı. Hakikat yalın­dır ve herkesin her zaman ulaşabileceği bir yerdedir diye yazıyordu Jean-Baptiste le Rond D’Alembert. Bu düşünceden de, bilgiyi geniş alanlara yaymakla yükümlü, bir insan bi­limleri ansiklopedisi tasarısı doğdu. Bu bilgi yayılması, ifade özgürlüğü ve hoş­görüyü de getirdi. Bu yayılma aynı za­manda, insanların, mutluluğa ulaşmasını da sağlamalıydı.

Aydınlanma Çağı Hakkında Önemli Bilgiler
Aydınlanma Çağı Hakkında Önemli Bilgiler
Mutluluk, siyasal özgürlüğü doğal olarak içeriyordu. Ancak bu noktada, oto­riter bir biçimde reformları dayatan ay­dın despotluğuna güvenenlerle, yasallığı sadece halkın egemenliğinde görenler arasındaki bölünmeler çok önemliydi.

Doğayı Anlamak
XVIII. yüzyılın incelediği insan, aynı zamanda anatomistlerin kesip bi­çecekleri bir vücut, hat­ta hekimlerin, işleyiş bi­çimini araştırdıkları bir makineydi. Bu tür re­simler yoluyla An­siklopedi, doğa bilgisini yaymaya çalışıyordu.

Ansiklopedi
Cizvitlerin saldırdığı, Sorbonne’un yasakladığı, Parlamento’nun mahkûm ettiği Ansiklopedi, yayınlanışını Denis Diderot’nun enerjisine borçludur. Ansiklopedi�’nin amacı, halkı, aklın bütün fetihleri hakkında ay­dınlatarak insan bilimlerindeki ilerlemelere katkıda bulunmaktı. Sayfalar arasında Tahıllara şöyle bir göz atarken Eşitlikten, Duyumlara geçmek mümkündü; bütün felsefî, ekonomik, siyasal sorunlar burada incelenmekteydi. 17 ciltlik metne ekli çok sayıda görsel malze­menin konusunu oluşturan mesleklerin tekniklerine çok önem veriliyordu. Akla ve ilerlemeye yönelik bu biçim bir övgü, Kilise’ye, batıl inançlara ve yobazlığa karşı düzenli bir saldırıyı da beraberinde getiri­yordu.

Dinin Eleştirisi ve Hoşgörü
Ancien Régime’de Katolik Kilise, devlete sıkı sıkıya bağlıydı. Rahipler sınıfı, krallığın en önde gelen sınıfıydı, Protestanlarla Musevilerin vatandaşlık hakkı bile yoktu. Oğlunu öl­dürmekle suçlanan ve din de­ğiştirmeyi düşünmüş olan Pro­testan Jean Calas, vahşice idam edildi. Kilise’nin artık desteklenmemesinin sonucu olarak hoşgörü isteği, sivil gücü hedefliyordu.

Tartışmalar, devletin rolü ve dinin doğası (herkes kendi inancından sorumludur, bu konuda bir başkası üzerinde kimsenin söz hakkı yoktur), hatta hükümdarın bile, üzerinde oluşuyordu. Ayrıca, hükümdarın sadece gücü vardır; iç inanışı dış görünüşten ayırmak gerekir. Nihayet, hepimiz hata yapabiliriz: balçıkta rüzgârdan yana yatmış bir saz, ters yöne yatmış başka bir saza şöyle der mi: benim yattığım gibi yan yat, sefil, yoksa senin parçalanıp yakılman için dilekçe veririm (Voltaire). Bu hoşgörü isteği, dinin eleştirisiyle, güçlerini güvence altına almak için rahiplerin uydurduğu batıl inançların eleştirisiyle atbaşı gitmektedir. Bu, her tür dinî inancı reddetme anlamına mı gelmektedir? Filozofların çoğu, büyük saatçi olan bir Tanrı’nın varlığını kabul eden yaradancılığa (déisme) bağlanmaktadır. Kö­tülüğün kaynağı sorununu çö­zülmeden olduğu gibi bırakan bu konu Théodicée’de (Tanrı’nın varlığını haklı çıkarma) Gottfried Wilhelm Leibniz tarafından incelenmiştir. Ancak bazıları, «a priori» ya da «a posteriori» olarak Tanrı’nın varlığı konu­sundaki kanıtların geçerliliğini köklü bir biçimde tartışma ko­nusu yaptılar. Bu da onları ya bir bilinemezciliğe (Hume), ya dinin sadece inanç işi olduğu ve bu inancın zorunlu olduğu savına (Kant) ya da köktenci bir ateizme (Julien Offray de La Mettrie, Paul-Henri Thiry, Baron D’Holbach) götürdü.

Aydın Despotlar
François Marie Arouet (Voltaire), aptal ve barbar halka bilek gücü, bir üvendire ve kuru ot gereklidir diye yazıyordu. Bu, açıkça re­formların halkın kendisi tara­fından gerçekleştirilemeyeceğini söylemektir. Bu işin sorumluluğu, filozofların danışmanlık yaptığı hükümdarlara düşüyordu. Voltaire, Prusya Kralı D. Friedrich ile, Denis Diderot da çariçe II. Yekaterina ile yazışıyordu. Çariçe, Charles-Louis de Secondat, Baron de La Brède et de Montesquieu’nün Kanunların Ruhu Üzerine eserinden ve fizyokrat­ların öğretilerinden esinlendiğini iddia ediyordu. Geri kalmış ül­kelerde gerçekleştirilen reformlar, modern devletlerin yaratılmasına katkıda bulunuyordu, ancak bu reformlar, sadece Aydınlanma politikasının uygulanışı olarak düşünülemezler.

Kanunların Ruhu Üzerine
Montesquieu, Kanunların Ruhu Üzerine�’de çeşitlilik ve görünürdeki rastlantıların ötesinde, insan hareketlerinin nedenini araştırır. Burada, bazı ülkelerde yerleşmiş olan şeyleri eleştirmek değil, var olan yapıların nedenlerini araştırmak söz ko­nusudur. Böylece, bir yönetim biçiminin «yapısı», «ilke»si ve kanunları arasındaki ilişkiyi araştırmak gerekir. İlke, yö­netimi yaşatan siyasal güçtür. Cumhuriyet, erdem; monarşi, onur; despotluk, korku ister. Yasalar, her durumda yönetimin yaşaması için zorunlu olan ilkeyi korumayı amaçlar. Örneğin, cumhuriyetlerde eşitlik ve azla yetinme ile ilgili yasaların nedeni budur. Ülkenin büyüklüğünün, ikliminin, tarihinin, hükümetlerin yapısını etkilediğini göstermek gerekir. Fransa’da özgürlüğü sağlamak için en iyi yönetim biçiminin tanımı Montesquieu’de bulunabilir: güçlerin dengesinin soyluluk tarafından sağlanacağı bir monarşi.

Köleliğin Unutulmasından, İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesine
Antiller’de ve Louisiana’da kölelik, ancak 1848′de kaldırılabildi. Aydınlanma çağında az da olsa köleliğe karşı sesler yükselmeye baş­ladı. Keyfî güce karşı vatandaşın özgürlüğünü ilan etmekte acele dav­ranan düşünürlerin kendileri bile Zencilerin kö­leliğine gelince daha öl­çülü göründüler. Aslın­da bu, yeni rejimin ilkelerini akla dayalı doğal hakka başvurarak oluşturmayı isteyenler tara­fından oylanan Bildirge’nin tek yanılgısı olmayacaktı. Felsefî ve zamanla değişmeyen değerinin evrensel çap­ta bir ifade getirdiği do­ğal hakka başvuran üyeler, farklı formüller kul­lanıyorlardı.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder