Bürokrasi Nedir? Bürokrasinin Tarihsel Gelişimi - DERS KİTABI CEVAPLARI

Yeni Yayınlar

Mayıs 20, 2018

Bürokrasi Nedir? Bürokrasinin Tarihsel Gelişimi

Edit
 DERS KİTABI CEVAPLARINA BURADAN ULAŞABİLİRSİNİZ! 

Bürokrasi Nedir? Bürokrasinin Tarihsel Gelişimi 

Bürokrasi nedir, ne anlama gelir, ne işe yarar? Bürokrasinin doğuşu, tarihi, tarihsel gelişimi nasıl olmuştur, hakkında bilgi.


Bürokrasi
Her toplumda belirli bir örgütlenme biçimine gereksinme duyulur. Kararların alınması ve bunların uygulamaya konulması gereklidir. Bir toplum giderek karmaşıklaştıkça böyle görevler için özel kişilerin seçilmesi zorunlu olacaktır. 

Bürokrasi Nedir? Bürokrasinin Tarihsel Gelişimi
Bürokrasi Nedir? Bürokrasinin Tarihsel Gelişimi 

Endüstrileşmiş ülkelerde, yavaş yavaş vergilerden sosyal refah ve eğitime dek her alanda gerekli önlemleri hazırlamak ve uygulamak üzere süreç içerisinde resmi bir organ geliştirilmiştir. Devlet için geçerli olan bu olgu, özel ticaret ve endüstri kuruluşları, sosyal güvenlik örgütleri, vb. başka düzeydeki örgütlenmeler için de geçerlidir. Bu bağlamda, çağdaş bir toplumun onsuz yapamayacağı bir bürokrasiden ve bürokratik örgütlenmeden söz etmek olağandır. Bürokrasi, birçok kişide özellikle kırtasiyecilik, kişiliksizlik, uyuşukluk olan ve “örgütlenmiş yetersizlik” biçiminde tanımlanan büyük, katı ve yavaş çalışan bir örgüt imgesi çağrıştırırsa da gerçekte etkin bir yönetim biçimidir.

Bürokrasinin tarihi gelişimi
“Bürokrasi” deyimi kullanılmaya başlanmadan yüzyıllarca önce, bugünkü bürokratik örgütlerin özelliklerini taşıyan yönetim biçimleri vardı. Örneğin, Shang hanedanının (10 2000) çok sayıda uzmanlaşmış birimlerden oluşmuş ve oldukça merkezi bir yönetim organı vardı. Bir sıra düzen içinde örgütlenen ve imparatorluğun yönetiminde büyük etkinlikleri olan bu birimler resmi görevli bir topluluk tarafından yönetilmekteydi. Batıda mandarin adı verilen bu görevlilerin seçimi ve yükseltilmesi sınav yoluyla yapılmaktaydı ve bu nedenle böyle işlemler sınıfsal kökenden çok yeterlilik ve yararlılığa göre belirleniyordu. 

Alman toplumbilimcisi Max Weher’e (1864-1920) göre bürokrasinin temel özellikleri arasında sıradüzen, uzmanlaşma, yeteneğe bağlı seçim gibi bazı öğeler bulunmaktadır. Weber ayrıca, bürokrasinin Batı Avrupa’nın endüstrileşmiş kapitalist toplumuna ayrılmaz biçimde bağlı olduğunu ileri sürmüştür. Bürokratik örgütlerin kapsamlarının ve önemlerinin büyümesiyle ilgili atılımlar, ortaçağdaki feodal krallıkların, mutlak monarşilere dönüşümü sırasında başlamıştı. Bu dönüşüm, soyluların oluşturduğu feodal meclisin, giderek krala devlet işlerinde danışmanlık yapan ve yönetim işlerinde yardım eden gizli bir konsey durumuna dönüştüğünde ortaya çıktı. Bu görevliler, doğrudan doğruya krala bağlıydılar ve görevlerini yalnız kral belirleyebilirdi. Merkezi devletin işlevleri arttıkça bu işlerin yürütülebilmesi için ayrı meslekler oluşturuldu. Prusya’yı 1713-1740 yılları arasında yöneten 1. Friedrich Wilhelm‘in bugünkü yöneticilik biliminin öncüsü olan kamu maliyesi kürsülerini kurması bu gelişmelere hız kazandırdı.

“Bürokrasi” deyiminin bundan kısa süre sonra ilk kez Fransız ekonomisti Vincent de Gournay (1712-1759) tarafından kullanıldı. Hükümetin işe karışmasına karşı çıkan Gournay, bu bağlamda yeni bir yönetim biçiminin doğduğuna dikkat çekti. Bu yeni biçimde yöneticiler artık geleneksel olarak soylulardan değil, ücretli ve özel olarak eğitilmiş uzmanlardan oluşuyordu. Fransız Devrimi ve bu devrimi izleyen dönemde, iktidarın Napolyon tarafından ele geçirilmesi devletin yapısında ve devlet yönetiminin oynadığı rolde geniş kapsamlı değişikliklere yol açtı. Ülke, artık kralın mutlak yönetiminde değildi. Tersine ulusun tüm bireylerine hak tanındığı için görevlilerin kral yerine ulusa bağlı olması ve krallık yönetiminin yerini kamu yönetiminin alması kararlaştırıldı. Bütün bunlara ek olarak, Napolyon kendi yönetim biçiminde düzen, sıradüzen, uzmanlaşma ve sorumluluğa çok önem verdi. Böylece ulusal devlet, devlet işlerini, çağdaş devlet bürokrasileriyle yerine getiren egemen bir politik örgütlenme biçiminde ortaya çıktı.

Batı dünyası

Bürokratik örgütlenme, endüstri toplumunun hükümet dışı kesimlerine de girmiş olmasına karşın, hâlâ en sık rastlandığı yer olan devlet yönetiminin başlıca göstergesi olarak kabul edilmektedir. Batı ülkelerinde, bu devlet bürokrasisi genellikle yasama organlarının (parlamento) kararlarını hazırlamak ve uygulamak için bir araç yerine geçmektedir. Ancak her zaman bununla uyuşmaz. Hükümetin görevlerinin, karmaşıklığının ve kapsamının artmasının sonucunda devlet yönetimiyle ilgili işler zamanla uygulamalı ve resmi olarak yasa koyuculardan memurlar topluluğuna aktarılmaktadır (yasa koyucunun geri çekilmesi). Bu nedenle, bazıları devlet bürokrasisine “dördüncü kuvvet” (yasama, yürütme ve yargı erklerine ek olarak) adını vermekte ve yüksek düzeydeki bürokratlara “Batının yeni mandarinleri” denmektedir. Bununla birlikte, bürokratların politik gücünün saptanması zordur ve bu etkinliğin derecesi başka şeylerin yanında, hükümetlerin ve parlamentoların gücüne de bağlıdır. Batı dünyasında, kendi -politik yapısı içinde en güçlü Japon bürokrasisi örnek gösterilmektedir. Japon bürokrasisini “bazı değişiklikleri? İngiliz, Alman ve Fransız bürokrasileri izler. 

ABD’deki bürokrasi, öteki ülkelerdeki bürokrasilere göre daha canlı olmakla birlikte daha güçsüz sayılmaktadır. Batı ülkelerindeki bürokrasilerin pek çok ortak özelliği vardır, ancak üst düzey görevlilerinin atanış biçimi gibi bazı önemli konularda birbirlerinden ayrılırlar. Aralarında İngiltere, Belçika, Hollanda, Almanya ve Fransa’nın da bulunduğu pek çok ülkede atamaların uzmanlık temel alınarak yapılması gerektiği biçimindeki klasik ilke geçerlidir. İlke olarak, bürokraside her boşluk en uygun kişi tarafından doldurulmalıdır (başarıya göre atama ve yükseltme sistemi). Öteki ülkeler “korumacılık sistemi”ni kullanır. Örneğin, ABD’de federal bürokrasi içinde politik atamalarla doldurulan ve yönetime yeni bir başkanın seçilmesiyle birlikte, politik görünümünü değiştiren 1200 kadar görev birimi vardır. Başka bir farklılık, bürokrasinin ülke politik yaşamındaki yeri konusunda görevlilerin kendi düşüncelerini’içerir. 

Örneğin, Fransa ve Japonya (daha küçük ölçüde) gibi bazı ülkelerde, oligarşik bir anlayış egemendir. Bu ülkelerde devlet görevlilerinin bütün organların üzerinde yer aldığı ve devlet otoritesiyle “kamu çıkarları”nı onların temsil ettiği kabul edilir. Bu görüş görevliler tarafından da benimsenmiştir. Bu olgu, görevlinin politik bir nitelik taşıdığı ve yurttaşa hizmetin önde gelmesi gerektiği görüşünün ABD ve aynı zamanda İsveç, İngiltere ve Almanya gibi ülkelerdeki yaklaşımla büyük bir karşıtlık içindedir. Bir başka önemli farklılık da, devlet bürokrasilerinin politik ve sosyal denetiminin nasıl yapılacağıyla ilgilidir. Örneğin, İngiltere ve Hollanda gibi birçok ülkede, bu denetim ilgili bakanlığın sorumluluğundadır. Bu ülkelerde, ilgili bakanlığa bağlı olan dairelerin başkanı olan bakan,emrinde çalışanların eylemlerinden parlamentoya karşı sorumludur. Öteki bazı ülkelerde ve özellikle ABD’de, hükümet organlarının denetimi uzmanlaşmış Senato’ya ait komisyonlar tarafından yürütülür. ABD’de, devlet bürokrasisiyle uzlaşmazlıklar, çoğu kez normal yargı organlarına gönderilir. Avrupa’da bazı ülkelerde yurttaşların hükümet işlemlerine ilişkin itirazlarda başvurdukları bir idari yargı organı vardır. İskandinavya, Kanada gibi bazı ülkelerdeyse yürürlükte olan sistemde, hükümet kurumlarıyla ilgili şikayetleri çözümleyen bağımsız bir organ vardır. Bütün bu önlemlere karşın, Batı dünyasında pek çok kişi, karmaşık ve çoğu kez teknik yönden uzmanlaşmış olan bürokratik yapının etkin bir demokratik denetim altına alınabileceği konusunda kuşkuludur.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder