Türkiye’de Matbaacılığın Gelişimi - DERS KİTABI CEVAPLARI

Yeni Yayınlar

Nisan 29, 2018

Türkiye’de Matbaacılığın Gelişimi

Edit
 DERS KİTABI CEVAPLARINA BURADAN ULAŞABİLİRSİNİZ! 

Türkiye’de Matbaacılığın Gelişimi 

Türkiye’de ilk matbaayı kimler kullanmıştır ne zaman kullanılmış ve nasıl gelişim göstermiştir? Türkiye matbaacılığın, basımın tarihçesi.


İbrahim Müteferrika matbaasında bastığı kitabın provalarını gözden geçirirken

Türkiye’de Matbaacılığın Gelişimi 

Türkiye’de Matbaacılığın Gelişimi
Osmanlılarda ilk matbaa, 1493’te İstanbul’da, İspanya’dan göç eden Musevilerce kuruldu. Bunu 1567’de Ermeni matbaası, 1627’de Rum matbaası izledi. Gayrimüslimlerin İstanbul dışındaki kentlerde kurdukları matbaaların da sayısı giderek arttı.

İlk Türk matbaası, İbrahim Müteferrika tarafından kuruldu (1727). Yirmisekizçelebizade Said Mehmed Efendi’nin de desteğiyle açılan ve “basmahane” olarak adlandırılan bu matbaada ilk kez Vankulu Lügati basıldı. 1794’te kapanan Müteferrika matbaa bu tarihe değin fiilen 18 yıl çalıştı ve 23 (ikinci baskı, ikinci ve üçüncü ciltlerle birlikte 31) kitap bastı. 1795’te Hasköy’deki Mühendishane’de ikinci matbaa kuruldu. Burada birkaç sözlüğün yanı sıra, Osmanlı ülkesini tanıtmaya yönelik ilk kitabın basımı gerçekleştirildi (1798). III. Selim tarafından 1802’de kurdurulan üçüncü matbaa Darü’t-Tıbaatü’ 1-Cedide, Takvim-i Vakayı gazetesinin basımı için 1831’de kurulan Takvimhane-i Âmire ile birleşerek daha sonra Matbaa-i Âmire adım aldı. Osmanlı döneminin en önemli matbaalardan biri olan Bulak Matbaası Mehmed Ali Paşa tarafından Mısır’da kurduruldu. Bu matbaa 1822-42 arasında, Vakayi-i Mısriye ile birlikte, 125’i Türkçe olan 243 kitap basıldı. Taşbaskı (litografi) tekniğini Türkiye’ye getiren Cai’lloil Kardeşler’ in matbaa 1831’de İstanbul’da kuruldu. 1831’de aynca Matbaa-i Bâb-ı Hazret-i Seraskeriye, 1835’te Maçka Mekteb-i Harbiye Matbaası, 1840’ta Ceride-i Havadisi basmak amacıyla Ceridehane, 1846’da da Mekteb-i Tıbbiye-i Adliye Matbaası çalışmaya başladı.

1860’tan sonra basımcılıkta hızlı bir gelişme görüldü. Encümen-i Dâniş (Bilim Akademisi), Cemiyet-i İslamiye-i Osmaniye,Cemiyet-i Tedrisiye-i İslamiye gibi yayın çalışması da olan kurumların, yeni okulların açılmasıyla ders kitabı gereksiniminin artmasının ve Tercüman-ı Ahval, Tasvir-i Efkâr, Mecmua-i Fünun gibi kendi özel matbaalarını kuran gazete ve dergilerin bu gelişmede belirgin etkisi oldu. 1729-1875 arasında kitap basımıyla uğraşan 134 matbaadan 102’si 1860’tan sonra kuruldu. Dönemlere göre yeni kurulan toplam matbaa sayısı ise, 1729-1875 arasında 151, 1876-92 arasında 172, 1893-1907 arasında 199, 1908-17 arasında 368’di.

Matbaacılığın hızla gelişmeye başlaması, devlet denetimini de birlikte getirdi. Önceleri izne bağlı olmaksızın açılan özel matbaaların 1856’da çıkarılan bir iradeyle, bastıktan kitapları Takvimhane Nezareti’ne bildirmeleri ve gelirleri üzerinden vergi ödemeleri hükme bağlandı. 26 Ocak 1857 tarihli ilk Matbaa Nizamnamesi’yle matbaa açma Zaptiye Nezareti’nin iznine bağlandı. Kitap basımı da Meclis-i Maarifin önceden incelemesi ve onayıyla yapılacaktı.

23 Ocak 1888’de çıkarılan Matbaa Nizamnamesi ise, basımcılık üzerindeki sansürü koruyor, ayrıca matbaların denetime her an hazır olması, kapıların kilitli olmaması, bitişik binalara herhangi bir biçimde açılmaması gibi hükümler getiriyordu. 20 Aralık 1894 tarihli nizamname ile daha sıkı denetime bağlanan basımcılık, II. Meşrutiyet’in ilanından sonra 29 Temmuz 1911’de çıkarılan Matbaalar Kanunu ile basınla birlikte özgür kılınıyordu.

Osmanlı döneminde en çok tutulan talik harfleri, Yesarizade Mustafa İzzet Efendi’ nin hattıyla ilk kez 1842’de kullanılmaya başlandı. Bunu Racih Efendi’nin hazırladığı 24 puntoluk talik harfleri ile gene 24 puntoluk nesih harfleri izledi.

Darü’t-Tıbatü’l-Cedide ile Takvimhane-i Âmire’nin birleşmesiyle kurulan Matbaa-i Âmire, 1848’de ilk kez talik harfleriyle basıma geçmişti. II. Abdülhamid döneminde birçok değerli yapıtın basıldığı Matbaa-i Âmire, zararlı kitapların basıldığına ilişkin bir jurnal üzerine 1901’de kapatıldı. II. Meşrutiyet’in ilanından (1908) sonra Takvim-i Vakayi ile birlikte yeniden etkinliğe geçti. Cumhuriyet’in ilanına değin bu adla çalışan Matbaa-i Âmire, bundan sonra Milli Matbaa ve Devlet Matbaası adını aldı. 1939’da da çeşitli bilimsel kitaplar ile okul kitaplarını basmak üzere Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlandı.

1 Kasım 1928’de, Türk Harflerinin Kabul ve Tatbiki Hakkında Kanun ile Arap harflerinin yasaklanıp yerine Latin harflerinin kabul edilmesiyle, basım önce bir bunalım dönemine girdi. Bunun üzerine 10 Kasım 1928 tarihli 1354 ve 1355 sayılı yasalarla, matbaaların yeni Türk harflerinin gerektirdiği giderlerini karşılamak amacıyla bir ödenek ayrıldı. Gene de bazı matbaalar kapanmak zorunda kaldı. Ama kısa sürede basım yeniden canlandı. İstanbul dışında Ankara, İzmir, Bursa ve Adana gibi kentler de, matbaalar için yeni yatırım alanları haline geldi. Harf Devrimi öncesindeki 10 yıllık dönemde toplam matbaa sayısı 284 iken, bu sayı 1928-38 arasında 556’ya ulaştı. 1937-73 arasında tüm ülkede 1.653 matbaa kuruldu. Bunların 623’ü İstanbul’da, 154’ü Ankara’da, 90’ı İzmir’ deydi.

Cumhuriyet’in ilk yıllarında ilkel bir teknolojinin egemen olduğu basım, daha sonra hızlı bir gelişme gösterdi. Önce linotip, rotatif gibi yeni baskı teknikleri uygulanmaya başladı. Bunu 1950’lerin sonunda tifdruk, 1960’ların sonunda da ofset baskı teknikleri izledi. Öte yandan matbaa sayısında da önemli artış oldu. 1980’lerin sonunda Türkiye’deki matbaa sayısı 3 bin dolayındaydı.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder