Türkiye’de Basının Gelişim Tarihi - DERS KİTABI CEVAPLARI

Yeni Yayınlar

Nisan 28, 2018

Türkiye’de Basının Gelişim Tarihi

Edit
 DERS KİTABI CEVAPLARINA BURADAN ULAŞABİLİRSİNİZ! 

Türkiye’de Basının Gelişim Tarihi 

Türkiye’de basının tarihçesi, basın tarihinin doğuşu ve gelişimi. Türkiye’deki ilk gazeteler, gelişimleri hakkında bilgi.


Türkiye’de Basının Gelişim Tarihi
TÜRKİYE’DE BASIN.
İlk gazeteler. Türkiye’de yayımlanan ilk gazete, Albert Dubaye’nin 1796’da 15 günde bir çıkardığı Gazette Française de Constantinople’du. Bazı araştırmacılar ise, Fransa’nın İstanbul elçisi Verniac’ın 1795’te Fransızca olarak yayımladığı Bulletin des Nouvelles’i ilk gazete kabul ederler. Bu gazeteleri daha sonra İzmir’de çıkan aylık Le Smyrnéen (1824), haftalık Le Spectateur Oriental (1824), haftalık Le Courrier de Smyrné (Ocak 1828) adlı gazeteler izledi.

Türkiye’de Basının Gelişim Tarihi
Türkiye’de Basının Gelişim Tarihi 

Bugünkü Türkiye sınırları içinde yayımlanan ilk Türkçe gazete, 11 Kasım 1831’de çıkan Takvim-i Vekâyi’dir. Kavalalı Mehmed Ali Paşa’nın 20 Kasım 1828’de Kahire’de çıkarttığı Vekâyi-i Mısriye ise, Osmanlı ülkesinde çıkan ilk Türkçe-Arapça gazeteydi. Aynı tarihte Girit’te de Vekâyi-i Giridiye adıyla bir gazete yayımlandığına ilişkin bilgiler varsa da, bunun herhangi bir nüshasına rastlanmamıştır. II. Mahmud’un girişimiyle gerçekleşen Takvim-i Vekâyi devletin resmi sözcüsüydü ve çıkışından kısa bir süre sonra Arapça, Farsça, Fransızca, Rumca, Ermenice ve Bulgarca nüshalar da yayımladı. Takvim-i Vekâyi’den sonra ikinci Türkçe gazete olarak 1 Ağustos 1840’ta, William Churchill tarafından yarı resmi Ceride-i Havadis yayımlandı. Daha çok siyasal ve ekonomik haberler veren Ceride-i Havadis, sütunlarında özel ilanların yer aldığı ilk gazeteydi. İlk Türkçe dergi olan Vekâyi-i Tıbbiye ise 1849’da yayımlanmaya başladı.

1840’larda İzmir ve İstanbul’da birçok Rumca, Ermenice ve Bulgarca gazete çıktı. 1850’lerde iki Türkçe gazeteye karşılık bu iki kentte başka dillerde 16 gazete yayımlanıyordu. Kırım Savaşı (1853-55) ile ilgili haberlerle birlikte basının giderek etkili olduğu görüldü; 1854 ve 1856’da basımevlerine ilişkin ilk iradeler yayımlandı. 1856 tarihli irade, basımı izne bağlıyordu. 1857 Matbaa Nizamnamesi’yle de ön denetim ve izin koşuluna yasal düzenleme getirildi.

Gazeteciliğin gelişmesi. 21 Ekim 1860’ta Tercüman-ı Ahval’in yayımlanmasıyla Osmanlı-Türk basınında yeni bir dönem başladı. Bu tarih Türk gazeteciliğinin başlangıcı olarak da kabul edilir. Agâh Efendi ile Şinasi’nin çıkardığı Tercüman-ı Ahval, özel girişimle yayımlanan ilk Türkçe gazeteydi ve önceleri haftada iki gün çıkıyordu. Gazete 11 Mart 1866’da yayımına son verdi. Ekonomi, sanayi ve ticaret, eğitim gibi konularda araştırmalara yer veren Tercüman-ı Ahval’i daha ileri bir adımla Tasvir-i Efkâr izledi. Yeni Osmanlılar hareketinin önde gelenlerinden Şinasi’nin 27 Haziran 1862’de çıkardığı gazetenin yayımını daha sonra Namık Kemal ve Recaizade Ekrem sürdürdü. Gazete 1868’de kapandı. Bundan yaklaşık bir yıl önce, 1 Ocak 1867’de Filip Efendi’nin sahibi olduğu ve Ali Suavi’nin yönettiği Muhbir çıkmıştı. Dönemin yönetim biçimini sert bir dille eleştiren bu gazete, seçenek olarak meclis sistemini öneriyordu. Yurtdışına kaçan Ali Suavi’nin kısa bir süre sonra 31 Ağustos 1867’de Londra’da yayımladığı Muhbir yurtdışında çıkan ilk Türkçe gazete oldu. Yeni Osmanlılar arasındaki görüş ayrılıkları ve Mustafa Fazıl Paşa’nın parasal desteğini çekmesi üzerine de 3 Kasım 1868’de kapandı.

1864 Matbuat Nizamnamesi ile basında ön sansür kaldırılmış, basın rejimi Batı ülkelerindekine yaklaştırılmaya (özgür kılınmaya) çalışılırken, bu tarihe değin daha serbestçe yayın yapan yabancı gazetelere de yerli basındakine benzer sınırlama getirilmişti. Bu nizamnameyle basın suçlan Meclis-i Ahkâm-ı Adliye adını taşıyan temyiz mahkemesinde yargılanacaktı. Yasa sansürü kaldırmakla birlikte ağır hapis ve para cezası getirmişti. 1865’ten sonra basında yönetime karşı eleştiriler daha da radikalleşince, 1867’de Ali Kararname ile basın denetim altına alındı. Ali Paşa’nın çıkardığı kararname, Matbuat Nizamnamesi’ne karşı hükümete gazeteleri kovuşturma hakkını veriyordu. Bu uygulama Tanzimat’ın son temsilcisi olan Âli Paşa ile Yeni Osmanlılar arasındaki ayrılıkları daha da derinleştirdi. Yeni Osmanlıların birçoğu yurt dışına kaçtı ve Paris, Londra, Cenevre, Kahire gibi kentlerde Hürriyet(*), Ulûm(*), İnkılap, Hayal, İstikbal vb gazeteleri çıkardılar. Bunların arasında en etkili olanı Namık Kemal ile Ziya Bey’in (Paşa) 29 Haziran 1868’de Londra’da çıkardıkları Hürriyet’ti. İlk sayısında Yeni Osmanlılar Cemiyeti’nce haftada bir kez çıkarıldığı yazılı olan gazete, 3 Nisan 1870’teki 89. sayıdan başlayarak Cenevre’de çıktı ve 22 Haziran 1870’teki 100. sayısıyla kapandı.

Ali Efendi’nin Basiret’i, Âli Kararname’den yaklaşık üç yıl sonra, 23 Ocak 1870’te çıkmaya başladı. Gazete, Ali Suavi’nin Çırağan Olayı’ndan bir gün önce yayımlanan yazısı gerekçe gösterilerek 20 Mayıs 1878’de kapatıldı. Ali Efendi gazetesinde 1870-71 Fransız-Alman Savaşı sırasında Almanya’yı destekleyen yazılara yer verdiği için Almanlardan para yardımı almış ve böylece Basiret de yabancı bir devletten yardım alan ilk Türk gazetesi olmuştu. Yeni Osmanlıların ılımlı grubunun yazılarına yer veren Basiret’in tirajı, habere önem vermesi ve gazetecilikteki başarısı sonucu 10 bini bulmuştu (1871). Basiret’ten kısa bir süre sonra, 29 Mayıs 1870’te İbret yayımlandı. İbret, Ahmed Midhat Efendi’nin yönetimine geçtiği 1872’den sonra birkaç kez kapatıldı. En çok 25 bin satan ve tirajı 12 binin altına düşmeyen gazete, 4 Nisan 1873’te tümüyle kapatıldı, Ahmed Midhat, Ebüzziya Tevfik ve Namık Kemal sürgüne gönderildiler. Basın üzerindeki baskıların artmaya başladığı 1873’ten sonra mizah basını ile yerel basında bir yaygınlaşma görüldü. 1867-78 arasında yalnızca İstanbul’da yayımlanan gazete ve dergi sayısı 113’tü.



II. Abdülhamid’in tahta çıkmasından sonra ilan edilen Kanun-ı Esasi’nin 12. maddesi “basın kanun dairesinde serbesttir” hükmünü getirmişti. Ama basına tanınan bu özgürlük kısa sürdü. Midhat Paşa’nın sadrazamlıktan alınmasından hemen sonra 19 Mart 1877’de yayımlanan bir irade ile basın, hükümetin çalışmalarına yönelttiği eleştiriler konusunda uyarıldı. Meclisin dağıtıldığı 1878’den sonra da çeşitli sansür kurulları kuruldu, basına sansür uygulanmaya başladı. 1880’de uygulama daha da genişletilerek siyasal olmayan gazete ve dergiler de sansür kapsamına alındı. 1888 ve 1894 Matbaa nizamnameleriyle önce basımevleri sonra da kitapçılar denetim altına alındı. 1887’ye değin yeni süreli yayın sayısı yılda 9-10 iken, bu tarihten sonra büyük bir düşüş oldu ve yeni yayın sayısı yılda bire kadar indi.

II. Abdülhamid döneminde yayımlanan en önemli gazete, Ahmed Midhat’ın 26 Haziran 1878’de çıkarmaya başladığı Tercüman-ı Hakikat’ti. Gazete, yönetime karşı siyasal muhalefet yapmak yerine halkı eğitici ve okuma alışkanlığı kazandırıcı bir yayın politikası izledi. İkdam, Sabah, Saadet, Tarik gazeteleri ile Servet-i Fünun ve Malümat dergileri de benzer bir çizgide çıktı. Aynı dönemde Jön Türkler yurt dışında yönetime muhalif gazeteler yayımladılar. Bu gazetelerin en önemlileri Mizan, Meşveret, Osmanlı ve Şûra-yı Ümmet’ ti.

II. Meşrutiyet sonrası. II. Meşrutiyet’in ilanı üzerine gazeteler 25 Temmuz 1908’de sansürsüz ve ön denetimsiz çıktı. Gazetelerin bu ortak hareketi basın rejimini değiştirmiş ve basın tarihinde yeni bir dönem başlatmıştı. Basında patlamanın olduğu 1908-09 yıllarında yalnızca İstanbul’da 353 gazete ve dergi yayımlandı. Her türlü düşüncenin savunulabildiği bu ortama ilk tepki 31 Mart Olayı ile geldi. Derviş Vahdeti’nin çıkardığı Volkan gazetesi bu olayın çıkmasında rol oynamış ve kapatılmıştı. 31 Mart Olayı’na karşın, Kanun-ı Esasi’nin 12. maddesinde yer alan, basının yasalar çerçevesinde özgür olduğu ve hiçbir biçimde ön denetimden geçirilemeyeceği ilkesi, bir dizi değişiklikle birlikte 1931’e değin yürürlükte kaldı. II. Abdülhamid döneminde çıkmaya başlayan İkdam, Sabah, Tercüman-ı Hakikat ve Saadet, II. Meşrutiyet’in de en önemli gazeteleriydi. Bu yeni dönemde İkdam’ın tirajı yaklaşık 40 bindi. Bunların yanı sıra Yeni Gazete, Tanin, Peyam gibi yeni gazeteler de yayın yaşamına girdi. Hüseyin Cahit’in (Yalçın) 1 Ağustos 1908’de çıkardığı Tanin, İttihat ve Terakki’nin savunuculuğunu yaptı; bu tutumunu Cumhuriyet döneminde de sürdürdüğü için 16 Nisan 1925’te kapatıldı. Peyam ise Ali Kemal tarafından 29 Kasım 1913’te İttihat ve Terakki yönetimine muhalif bir gazete olarak çıkarıldı; 1920’de de Sabah gazetesiyle birleşerek Peyam-ı Sabah adını aldı. İlk sosyalist yayınlar da bu dönemde çıktı. Bunların arasında İştiraki*), Sosyalist, İnsaniyet, Medeniyet ve İdrak sayılabilir.



Mütareke döneminde, yeni çıkan ya da yayımını sürdüren gazetelerde başlıca iki eğilim vardı. Peyam-t Sabah, Alemdar, İstanbul gibi gazeteler İstanbul Hükümeti’ni desteklerken, Vakit, Akşam, Yeni Gün ve İleri gazeteleri Anadolu’ daki direnişi savundular. Öte yandan Anadolu’da Mustafa Kemal İrade-i Milliye gazetesinin kurulmasına öncülük etti; daha sonra Hakimiyet-i Milliye’yi yayımlattı.

14 Eylül 1919’da Sivas’ta çıkarılmaya başlayan İrade-i Milliye, Sivas Kongresi kararlarının yayılmasında etkili oldu. ilk sayısı 10 Ocak 1920’de Ankara’da yayımlanan Hakimiyet-i Milliye, önceleri haftada iki gün çıkarken, Şubat 1921’de günlük gazeteye dönüştü. Cumhuriyet döneminde Halk Fırkası’nın sözcüsü durumuna geldi; 1934’te de Ulus adını aldı. Yunus Nadi tarafından İstanbul’da çıkanlan Yeni Gün, 1920’de Ankara’ya taşınarak Anadolu’da yayımlanan ve Kurtuluş Savaşı’nı destekleyen gazeteler arasına katıldı. Bunların dışında Yeni Adana, Konya’da Babalık, Balıkesir’ de Doğrusöz, Erzurum’da Albayrak, Kastamonu’da Açıksöz de Anadolu’daki mücadeleyi destekleyen gazetelerdi. Aynca 6 Nisan 1920’de, Türk ve dünya kamuoyunu Kurtuluş Savaşı konusunda bilgilendirmek amacıyla Anadolu Ajansı kuruldu.

Cumhuriyet dönemi. Cumhuriyetin ilanından (29 Ekim 1923) sonra başkentin Ankara olmasına karşın İstanbul gene basının merkezi olarak kaldı. Milli Mücadele’ye karşı çıkan İstanbul gazeteleri, Ankara Hükümeti’ni eleştirmeyi sürdürdüler. Tanin, Tevhid-i Efkâr ve İkdam’m, İstanbul Barosu başkanı Lütfi Fikri’nin halifeliği savunan bir yazısını yayımlamaları (10 Kasım 1923) üzerine, bu gazetelerin sahipleri ve başyazarları olan Hüseyin Cahit, Velid Ebüzziya ve Ahmed Cevdet (Oran), İstiklal Mahkemesi’ne verildiler ama beraat ettiler. Bu arada İstanbul’daki muhalif gazetelere, Ahmet Emin (Yalman), Ahmet Şükrü (Esmer) ve Enis Tahsin’in (Til) 26 Mart 1923’te çıkardıkları Vatan da katılmıştı. 5 Ocak 1924’te Mustafa Kemal, muhalif gazetelerin yeni rejime uyum sağlamaları isteğiyle Vatan, Tercüman-ı Hakikat, Akşam, İleri ve İkdam gazetelerinin sahip ve başyazarları ile bir toplantı yaptı, ama bundan olumlu bir sonuç alınamadı. Yunus Nadi’nin 8 Mayıs 1924’te yayımlamaya başladığı Cumhuriyet, İstanbul’da Ankara Hükümeti’ni destekleyen ilk önemli gazete oldu. Doğu Anadolu’da baş gösteren Şeyh Said Ayaklanmasından hemen sonra çıkanlan Takrir-i Sükûn Kanunu (4 Mart 1925) ile Tevhid-i Efkâr, Sebilü’r-Reşad, Aydınlık, Resimli Ay, Vatan ve bazı yerel gazeteler kapatıldı. 1928’de Arap harfleri yerine Latin alfabesinin kabul edilmesi üzerine gazeteler önemli tiraj kayıplarına uğradı. Bir bölümü de kapanmak zorunda kaldı. Bazı gazeteler hükümetin maddi desteğiyle ayakta durmaya çalışırken, 1930’da çıkan ve Serbest Cumhuriyet Fırkası yanlısı olan Yarın gazetesi, 50 bin tiraja ulaştı, ama partinin feshedilmesinden sonra kapatıldı.



1931’de çıkarılan ve Cumhuriyet döneminin ilk basın yasası olan Matbuat Kanunu hükümete, ülkenin genel politikasına aykırı yayınlardan dolayı gazete ve dergi kapatma yetkisi tanıdı. 1933’te Matbuat Umum Müdürlüğü’nün yeniden örgütlenmesi, 1934’te de yetkilerinin genişletilmesiyle basın üzerindeki denetim daha da arttı. Matbuat Kanunu’ndaki 1938 değişikliği, basına sansür konmasının yanı sıra, basında çalışanlara da sınırlamalar getirdi.

1932’de yeni rejimin siyasal uygulamalarına ideolojik bir bütünlük kazandırmak düşüncesiyle Kadro dergisi yayımlanmaya başladı. Ertesi yıl Ahmet Ağaoğlu Akın gazetesinde devletçilere karşı yoğun bir polemiğe girişti, ama gazete kısa bir süre sonra kapatıldı. Öte yandan 1930’larda Ülkü, Fikir Hareketleri, Varlık, Yeni adam, Yedi Gün, Yücel ve Aydabir gibi yeni dergiler yayın yaşamına girdi. İlk Türkiye Basın Kongresi’nin yapıldığı 1935’te, 38’i günlük olmak üzere 116 gazete ve 127 dergi yayımlanıyordu.

II. Dünya Savaşı sırasında Türk basınında savaştakine benzer bir cepheleşme ortaya çıktı. Tan, Vatan, Akşam ve Tanin “demokrasi cephesi”nde yer alırken, Tasvir-i Efkâr, Cumhuriyet gibi bazı gazeteler de Nazi Almanyası’nı desteklediler. Bu sırada Tan gazetesi saldırıya uğradı (4 Aralık 1945) ve bazı solcu gazeteler kapatıldı.

II. Dünya Savaşı’ndan sonra çok partili döneme geçilirken basına da bir ölçüde özgürlük tanındı. Bu dönemde Gün, Ger-, çek, Yığın, Zincirli Hürriyet, Markopaşa ve Milliyet gibi yeni gazete ve dergiler yayımlandı. Bir mizah gazetesi olan Marko-paşa, sürekli kapatıldığı için değişik adlarla birçok kez yeniden çıktı. Demokrat Parti’yi (DP) desteklemeye başlayan Vatan ve Cumhuriyet’in bu dönemdeki tirajları yaklaşık 50’şer bindi. DP’nin yayın organı Zafer gazetesiydi (1949-60). 1950 seçimlerinde DP’nin iktidara gelmesinin hemen ardından çıkarılan 15 Temmuz 1950 tarihli Basın Kanunu, daha liberal bir rejim getirdi; ama kısa bir süre sonra basın özgürlüğünü kısıtlayıcı uygulamalara gidildi. 1954’te çıkarılan Neşir Yoluyla ve Radyo ile İşlenecek Bazı Cürümler Hakkında Kanun ile suç sayılabilecek yazı hakkında savcılık doğrudan kovuşturma açabilecekti. 27 Nisan 1960’ta kurulan Tahkikat Komisyonu gazete ve dergileri kapatma, basın ve dağıtımı engelleme, gazetecileri sorguya çekme gibi yetkilerle donatıldı. 1953’te Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) organı Ulus kapanırken, Halkçı, Dünya ve Akis gibi iktidara muhalif yeni gazete ve dergiler yayımlandı. Bunlardan Akis, bir sayısını 150 bin adet satarak Türk dergicilik tarihinde rekor kırdı.

DP iktidarına son veren 27 Mayıs askeri harekâtından (1960) sonra, Milli Birlik Komitesi Neşir Yoluyla ve Radyo ile İşlenecek Bazı Cürümler Hakkında Kanun’u kaldırdı ve Basın Kanunu’nda değişiklikler yaparak basma önemli ölçüde özgürlük getirdi; ayrıca gazetecilere “ispat hakkı” tanındı. Resmi ilan ve reklamlann siyasal amaçlı kullanımını önlemek için de Basın İlan Kurumu kuruldu. 1961 Anayasasında basının özgür olduğu ve sansür edilemeyeceği, ön izin ve mali teminat aranmayacağı gibi hükümler yer aldı. Bu tarihten sonra, yayımını sürdüren gazete ve dergilerin yanı sıra yeni yayınlar çıkarıldı. 20 Aralık 1961’de yayımlanan Yön, uzun süre sol görüşlerin tartışıldığı bir dergi oldu. Ardından Türkiye İşçi Partisi’nin yayın organı Sosyal Adalet, Ant, Emek, Türk Solu ve Aydınlık gibi sol görüşleri temsil eden dergiler, Türk Düşüncesi, Hareket ve Toprak gibi sağ görüşlü dergiler yayımlandı. 1961-71 arasında Cumhuriyet’in tirajı 160 bin, Akşam’ın 150 bin, Milliyet’in 200 bin, Hürriyet’in(*) 600 bin, Günaydın’ın 350 bindi. Öte yandan 1960’larda basında, “lotaryacılık” adıyla anılan uygulama başladı. Bu uygulamanın başlatıcısı Hürriyet gazetesiydi. Gazetelerin tirajlarını yükseltmek amacıyla kupon karşılığı ya da çekilişle çeşitli armağanlar dağıtması biçimindeki lotaryacalık günümüzde de (1992) yaygın biçimde uygulanmaktadır.

Basın özgürlüğünün iyice kısıtlandığı 12 Mart döneminde çok sayıda gazete ve dergi kapatıldı. 1961 Anayasası’nda da önemli değişiklikler yapan 12 Mart 1971 rejimi sırasında birçok gazeteci tutuklanarak yargılandı. 1971 sonrasının önemli bir özelliği de basında teknik açıdan önemli gelişmelerin olması ve renkli ofset basıma geçilmesiydi. 1973 seçimlerinden sonra basında yeniden canlanma görüldü. Bülent Ecevit Özgür İnsan adlı aylık dergiyi çıkarırken, Milli Selamet Partisi Milli Gazete’yi, Milliyetçi Hareket Partisi de Hergün’ü yayımlamaya başladı. Bunların yanı sıra sol kesim tarafından Politika, Vatan, Ürün, Birikimi, Aydınlık, Ülke, Demokrat vb gazete ve dergiler yayımlandı. Bu arada İzmir’de çıkan Yeni Asır da 50 bini aşan tirajıyla tek etkin bölge gazetesi durumuna geldi. 1970’lerin sonlarına doğru öğrenci ve işçi eylemleri yoğunlaşırken basma ve gazetecilere yönelik saldırılar arttı. Milliyet gazetesi genel yayın yönetmeni ve başyazarı Abdi ipekçi ile birçok gazeteci öldürüldü.

1980 sonrası. Bu dönemde teknolojik altyapı hızla modernleşti ve renkli sayfalar hemen bütün gazetelerce kullanılmaya başladı. Ama bu tür atılımlara karşın gazete okurluğunda nüfus artışına paralel bir artış görülmedi.

Türk basını 12 Eylül 1980’den başlayarak bir dizi yoğun siyasal, ekonomik ve sosyal engeli göğüslemek zorunda kaldı. 1980’li yılların başında Türk basınının aşmak zorunda kaldığı en önemli zorluk siyasal nitelikteydi. Askeri yönetimin uyguladığı sansür ile kapatılma endişesi taşıyan gazetelerin kendi kendilerine koydukları kısıtlamalar birleşince ve haber kaynağı niteliğindeki yetkililerin çekingenliği bunlara eklenince, sağlıklı haberciliği olanaksız kılan bir ortam doğdu. Öte yandan, okurlarda 12 Eylül öncesinin kutuplaşma havasından uzak durma eğilimi ağır basmaktaydı. Bu eğilimin ve habercilik etkinliklerinin baskı altına alınmasının etkisiyle gazeteler 1980 öncesine oranla çok daha belirgin biçimde magazin konularına yöneldiler. Magazine doğru yönelimi pekiştiren bir başka olgu ise TV’nin rekabetiydi. Bu renkli ve hareketli rakibe ayak uydurabilmek için yazılı basının bir kesimi baskı niteliğini artıracak teknik yatırımlara girişti, renkli sayfa kullanma uygulaması yaygınlaştı. 1980’li yıllarda, sıradan okurca fark edilmeyen, ama yazılı basını zorlayan etkenlerin en ciddisi hızla artan üretim maliyetleriydi. Başlangıçtan beri devlet gazetelerin kullandığı kâğıda sübvansiyon uygulamış, gazetelere ucuz kâğıt sağlamıştı. 24 Ocak Kararları ile bu desteğe son verildi ve gazete kâğıdı fiyatlarının önlenemeyen yükselişi başladı.

Basının içinde bulunduğu duruma bir “sürekli bunalım” özelliği kazandıran bir başka olgu gazete okurluğu oranının yerinde saymasıydı. 1980’de nüfus yaklaşık 45 milyonken her bin kişinin 47’si gazete okuruydu. 1991’de nüfus 57 milyona ulaşmış, buna karşılık, okur oranı binde 53 gibi düşük düzeyde kalmıştı. Toplam tirajlar da benzer biçimde gelişti. 1980’de gazetelerin toplam günlük tirajı 1,9 milyon dolayındayken, 1991’de toplam günlük tiraj 2,5 milyon ile 3,2 milyon arasında dalgalanmaktaydı. Askeri yönetim sırasında yerleşen alışkanlıklar, TV’nin çekim gücünün giderek artması, okurdaki kararlı isteksizlik ve maliyetlerin sürekli yükselişi bir araya gelince, lotaryacılık adıyla anılan promosyon uygulaması yoğunluk kazandı. Bu uygulama çerçevesinde okura kupon karşılığı ansiklopediden, “tıka basa dolu bir bakkal dükkânı ile birlikte bir daire”ye, “ünlülerle baş başa bir gece”den, son model bir arabaya uzanan “armağanlar” verildi. Bu armağanların duyurulması için büyük ölçüde TV kanallarından yararlanıldı. 1980’lerin ikinci yansında temel amacı okuru bu promosyon kampanyalarından haberdar etmek olan TV reklamlarına yapılan harcamalar çok yüksek tutarlara ulaştı. Hürriyet, Sabah ve Milliyet’in 1992 sonlarında başlattığı, “ansiklopedi savaşı” olarak adlandırılan promosyon kampanyaları bu gazetelerin tirajlarında önemli artışlara yol açtı. Ama kampanyaların bitimine doğru tirajların yeniden eski düzeylerine doğru gerilemeye başladığı gözlendi. Bu da beraberinde yeni promosyon kampanyalarını getirdi.

Basının önde gelen kuruluşlarının yöneticileri bu tür promosyon uygulamasının hem gazetecilik uğraşını olumsuz yönde etkilediğini, hem de çok ağır bir mali yük oluşturduğunu belirtmeye başladılar. Promosyon yarışına son verme girişimleri ise başarılı olmadı.

Bütün bu zor koşullara karşın, 1980 sonrasında birçok yeni gazete yayımlanmaya başladı. Bu yeni gazetelerden Sabah gibi bazıları kendilerine basın dünyasında sağlam bir yer edindi. Gene bu dönemde Tan, Bugün ve Meydan gibi, alışılmışın çok ötesinde bir oranda magazin türü haberlere ağırlık veren, bol renkli gazeteler basın dünyasına girdi. Bu gazeteler, bir ölçüde “armağan” desteğiyle belli bir okur sayısını sabitleştirebildiler. Türk basınında 1980 sonrasında gözlenen çeşitlenmenin bir başka örneğini ise “Müslüman kesim”e hitap etmeyi hedefleyen Türkiye ve Zaman’ın yayıma başlaması oluşturdu. Özellikle Türkiye, 350 bin dolayında dolaşan okur sayısıyla dikkatleri üstünde toplamayı başardı.

1980’li yıllarda yayımlanmaya başlayan gazetelerin hepsi Sabah kadar başarılı olamadı. Bunlardan Söz, Son Baskı ve İlk Haber gazeteleri kısa süre sonra yayıma son verdiler. Öte yandan, Cumhuriyet’in 1992 başında içine düştüğü bunalım sürüyordu.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder