Basının Tarihsel Gelişimi - DERS KİTABI CEVAPLARI

Yeni Yayınlar

Nisan 28, 2018

Basının Tarihsel Gelişimi

Edit
 DERS KİTABI CEVAPLARINA BURADAN ULAŞABİLİRSİNİZ! 

Basının Tarihsel Gelişimi

Basın ne zaman ve nasıl doğmuştur? Basının kökeni, Dünyada basının tarihsel gelişimi ve tarihçesi hakkında bilgi.


Basının Tarihsel Gelişimi
TARİHSEL KÖKENİ.
Tarihte gazetenin bilinen ilk örneği İÖ 59’da Roma’da günlük olarak yayımlanan Acta diurna’du (günlük haberler). Çeşitli yerlere asılan bu el yazması metinlerde önemli toplumsal ve siyasal gelişmelerden, bir meteorun düşüşü gibi ilginç olaylara ve gladyatör yarışmalarının sonuçlarına kadar değişik haberler yer alırdı. Çin’de Tang hanedanı (İS 618-907) döneminde devlet memurları arasında dağıtılmaya başlayan saray genelgesi bao da (rapor) bir tür gazete sayılabilir. 1911’e değin çeşitli adlarla yayımlanan bu belgeler, bir iletişim aracı olmanın dışında mandarinlerin başardığı işleri de içermekteydi.

Basının Tarihsel Gelişimi
Basının Tarihsel Gelişimi

Ortaçağ sonlarında Avrupa’daki büyük ticari şirketler, siyaset ve ticaretle ilgili haberlerin yer aldığı elyazması bültenler çıkarmaya başladılar. Augsburglu ünlü Fugger ailesinin bültenleri başka ülkelere bile ulaşmaktaydı. Venedik’te 1563’te Osmanlılarla yapılan savaş sırasında fogli d’avvisi denen düzenli resmi haber bültenleri büyük ilgi çekti. Belirli bir yerde yüksek sesle okunan bu bültenleri dinlemek için ücret olarak bir gazete verilirdi. Bu sözcük sonradan basılıp dağıtılan bütün haber bültenlerini tanımlamak için pullanılır oldu.

Gazetelere öncülük eden bir başka kaynak da 16. yüzyılda yayımlanan haber kitapçıklarıydı. Genellikle savaş, doğal bir felaket, kutlama gibi ilgi çekici tek bir konuyu işleyen bu kitapçıkların bilinen ilk örneği, İngilizlerin İskoçyalılara karşı kazandığı Flodden Savaşı’nı (1513) bir tanık gözüyle anlatan The trew encountre’dır (Çarpışmanın Gerçek Öyküsü). Yüzyılın sonlarına doğru bu kitapçıklar aylık, altı aylık ya da yıllık haber özetleri biçimini aldı. 1594-1635 arasında yayımlanan Mercurius Gallobelgicus’u, Mercurius (tanrıların habercisi) adını değişik biçimlerde kullanan başka yayınlar izledi.

AVRUPA, AMERİKA VE ASYA’DA İLK GERÇEK GAZETELER.
Değişik konulardaki haberleri düzenli bir biçimde yayımlamaya dayalı ilk gerçek gazetecilik, 1605’te Anvers’te bir ticari bültenden doğduğu sanılan Nieuwe Tijdinghen ile başladı. Ticari ilişkilerinden dolayı dünyanın çeşitli yerlerindeki muhabirlerden yararlanan Felemenklilerin çıkardığı courante’lar, çeviri yoluyla girdikleri ülkelerde ilkel gazeteler için örnek oluşturdular.

İngiltere. 1621’de daha çok kara Avrupa’ sındaki gelişmeleri izlemek için çıkarılan İngilizce courante’lar, çeşitli sansür ve baskılara uğradı. 1641’de Star Chamber adlı mahkemenin kaldırılmasıyla, yayınlarda iç haberlere de yer verilmeye başlandı. Bu arada haber kitapçıkları da, biçimleri değiştirilerek gazeteye dönüştürüldü. 1640-60 arasında, çoğu İngiliz İç Savaşı’yla ilgili haberler veren 300’e yakın gazete çıktı. Bu gazetelerden Mercurius Civicus, haberleri resimleme uygulamasını başlattı. Cromwell döneminde ve krallığın yeniden kurulmasından sonra yalnızca resmi yayınlara izin verildi.

1688’de sansürün gevşetilmesi gazetelerin yeniden yaygınlaşmasını sağladı. Posta sistemindeki gelişmelerle günlük gazeteye geçildi. İlk günlük gazete olan tek yapraklı The Daily Courant 1702-35 arasında yayımını sürdürdü. Daniel Defoe, Review (1704-13) adlı gazetesinde güncel siyasal konularda kamuoyunun görüşünü yansıtmaya yönelik başyazılar yazmaya başladı. Haberciliğin yanı sıra toplum, sanat ve eğlence ile ilgili konulara da yer veren Tatler ve Spectator, dergilerin doğmasında önemli rol oynadı.

Basının giderek artan etkisinden rahatsız olan hükümet, gazetelere ve giderek önemli bir gelir kaynağı haline gelen reklamlara vergi koyma yoluna gitti. Siyasetçiler sübvansiyon ve rüşvet gibi yöntemlerle gazeteleri kendi yanlarına çekme çabasına giriştiler. Bu arada gazete kapatma ve gazetecileri tutuklama uygulamaları başladı. Bütün bunlarla birlikte basın özgürlüğü için mücadele de giderek yoğunlaştı. John Wilkes’in yürüttüğü kampanya sonunda parlamento tutanaklarının gazetelerde basılmasına resmen izin verildi (1771). Tipografi ve sayfa düzeninde büyük değişiklikler yapan John Bell’in çıkardığı Morning Post (1730-1937) en kararlı gazetelerden biri oldu. John Walter’in 1785’te kurduğu The Times ile pazar gazetesi The Observer (1791) nitelikleri ve teknik üstünlükleriyle seçkin bir yer edindiler. İki binlik tirajın iyi bir düzey sayıldığı bu dönemde The Times’ in tirajı 4.800’e ulaştı.



Öteki Avrupa ülkeleri. Kara Avrupa’sında basın üzerindeki kısıtlamalar İngiltere’ye oranla daha uzun sürdü. Fransa’da Devrim öncesinde, resmi yayın organı Gazette de France (1631-1917) dışında önemli sayılabilecek tek gazete, daha çok bir dergiyi andıran haftalık Mercure de France’tı (1672-1853). İlk günlük gazete Journal de Paris 1777’de çıkarıldı. Bu arada yeraltı gazeteleri acımasızca bastırıldı. Devrim’le birlikte Paris’teki gazetelerin sayısı 350’ye yükseldi. Ama konsüllük döneminde giderek düşen bu sayı imparatorluk döneminde dörde indi. Ulusal Meclis oturumlarını yansıtmayı amaçlayan Journal des Débats (1789-1944) yayımını ılımlı bir liberal çizgide sürdürmeyi başardı.

17. yüzyıl başlarında birçok kentte ilkel gazetelerin çıktığı Almanya’da, Otuz Yıl Savaşları (1618-48) basına yönelik yoğun bir baskı dönemini başlattı. Sonraki yıllarda çıkan gazeteler içinde Augsburger Zeitung 1689), Hamburgische Correspondent 1714), Vossische Zeitung (1705) gibi az sayıda gazete belirli bir niteliğe ulaştı. Dünyanın en eski sürekli gazetesi Post och inrikes tidningar’ın (1645) yayımlandığı İsviçre, basın özgürlüğüne ilişkin ilk yasanın çıkarıldığı ülke oldu. 1703’ten başlayarak değişik adlarla çıkan Avusturya gazetesi Wiener Zeitung hâlâ yayımlanan en eski gazete sayılmaktadır.

Kuzey Amerika. Koloni yönetimlerinin genelde özgürlüklere karşı katı olduğu Kuzey Amerika’da, 1690’da Boston’da yayımlanan aylık Publick Occurrences, Both Foreign and Domestick ilk sayısı çıkar çıkmaz yasaklandı. Bu yüzden basımcılığın 1638’de girdiği Kuzey Amerika’da, ilk düzenli gazete ancak 1704’te çıkarılabildi. Boston’da posta müdürlerinin kurduğu iki resmi gazetenin ardından, James Franklinen 1721’de yayımladığı The New England Courant ile bağımsız gazetecilik başladı.

Philadelphia’da 1719’da American Weekly Mercury, New York’ta da 1725’te New York Gazette adlı gazeteler çıktı. Bu gelişmeyi zamanla öteki koloniler izledi. Amerikan Bağımsızlık Savaşı’nın başladığı yıllarda gazete sayısı 37’ye ulaşmıştı.

New-York Weekley Journal’ın yayıncısı John Peter Zenger’in 1735’te bir iftira davasında gazetesindeki siyasal yazıların gerçeklere dayandığını kanıtlayarak aklanmasıyla basın, yönetimi eleştirme hakkını elde etti. Bağımsızlık sonrasında çoğu gazete günlüğe döndü. Ateşli siyasal mücadele ortamı, gazetelerin Hamilton ve Jefferson yandaşlığı biçiminde keskin bir saflaşmaya gitmesine yol açtı. 1791’de Anayasa’nın 1. Ek Maddesi ile basın özgürlüğü güvence altına alındı.



Japonya. Tokugava döneminde (1603-1867) yayımlanan gomiuri kavara-ban adlı el ilanları Japon gazeteciliğinin öncüsü olarak kabul edilir. Siyasal ve toplumsal sorunların tartışılması yasak olduğundan, bu metinlerde kişisel skandallar, doğal felaketler ve bazen de savaşlar işlenirdi. ABD amirali Perry’nin Japonya’ya varışını da (1853) haber yapan kavara-ban’lar, Meici döneminin ilk yıllarına değin çıktılar.

19. YÜZYILDAKİ GELİŞMELER.
Bu dönemde daha çekici bir biçim alan ve fiyatlarım düşüren gazeteler, geniş kitlelere ulaşmaya ve ileri ülkelerde tam anlamıyla bağımsız hale gelmeye başladı. Gazetecilik, reklam gelirlerindeki artışın da etkisiyle bir sanayi haline geldi.

Artan tiraj doğrultusunda baskı hızını artırma çabaları da yoğunlaştı. Böylece elle işleyen düz yataklı baskı makinelerinin yerini buhar (1814) ve daha sonra elektrikle (1884) çalışan rotatifler aldı. Bu gelişmeyi klişe, kâğıt, mürekkep ve dizgide yenilikler izledi. Telgraf ve telefonun bulunması haber toplama tekniklerinde baş döndürücü bir değişim yarattı. (Atlı habercilerin kullanıldığı 1815’te, Waterloo Savaşı haberleri ancak dört gün sonra Londra’ya ulaşabilmişti.) Başta demiryolu olmak üzere ulaşımda görülen hızlanma, gazete dağıtımını büyük ölçeklere vardırdı.

Basının bağımsızlaşması. Avrupa’da gazetelerin halka açılması yönündeki ilk adımlar Fransa’da atıldı. Halkın ilgisini çekmek üzere seri yazılara ve makalelere yer verildi. Gazete yazılarına imza atılması zorunluluğu gazetecilerin ün kazanmasını sağladı. Almanya’da 1798’de kurulan Allgemeine Zeitung, yetkililerin baskıları yüzünden birkaç kez yer değiştirmek zorunda kalmakla birlikte, büyük bir saygınlık kazandı. İskandinavya ülkeleri ve İsviçre’de basına sağlanan özgürlüklere karşın, Avrupa’nın genelinde devrimden duyulan korku, yöneticileri basını sıkı denetim altına almaya yöneltti. İngiltere’de vergi yükü ve hapis cezaları artırılmakla birlikte, bu baskılardan pek etkilenmeyen The Times gibi saygın gazeteler mali güçleri sayesinde bağımsız ve güvenilir habercilikte belirli bir düzeye ulaştılar. Napoleon Savaşları sırasında hükümetten daha çabuk haber almayı başaran The Times, 1815’te 5 bin olan tirajını 1850’de 50 bine çıkardı.



Partilerin gazetecilere ücret ödeyecek kadar basınla içli dışlı oldukları ABD’de, 1835’te J. G. Bennet’in kurduğu New York Herald bağımsız haberciliği ilke edinerek bir yıl içinde 30-40 bin arasında bir tiraja oturdu. 1841’de kurulan New York Tribune kölelik karşıtlığı gibi kampanyalarla büyük bir etki yarattı. Bu gazeteleri The New York Times (1851) gibi yayınların da izlemesiyle ABD’de sağlam bir bağımsız gazetecilik geleneği oluştu.

Haber toplama. Gazeteciliğin ilk yıllarında bülten yazarları ve haberciler kullanılmakla birlikte, asıl yükü, olayları yorumlayan gazete bürosu görevlileri üstleniyordu. 19. yüzyıldaki savaşlar, haber almak üzere kadrolu muhabirlerin görevlendirilmesini sağladı. İlk büyük muhabirlerden W. H. Russel, kamuoyunun Kırım Savaşı’ndaki (1853-55) kötü gidişi öğrenmesinde önemli rol oynadı. Amerikan Iç Savaşı (1861-65) sırasında 150’yi aşkın muhabir savaş alanlarında olayları izledi. Gazetelerin birbirlerini “atlatma” yolundaki rekabeti ve demokrasi uğruna gerçeklerin üzerine gitme çabalan muhabirlerin saygınlığını artırdı.

Özellikle küçük gazeteler için haber toplama maliyetinin ağır olması, basın ajanslarının doğmasına yol açtı. 1835’te Paris’te kurulan Havas Ajansı, Avrupa başkentlerini saran bir muhabir ağı ve geniş bir abone sistemi oluşturdu. Daha sonra Wolff ve Reuters gibi büyük ajansların da ortaya çıkmasıyla kızışan rekabet, 1870’te dünyayı belirli alanlara ayıran bir tekel anlaşmasını doğurdu. Bu arada ABD’de New York gazetelerinin 1846’da kurduğu ortak haber ajansı bir dizi değişiklikten sonra Associated Press (AP) adını aldı ve Reuters ile Amerika ve Avrupa haberlerinin karşılıklı aktarılmasına dayanan bir anlaşma yaptı.

ABD’de gazetecilikte yenilikler. 19. yüzyılın ikinci yarısında, göçmenleri Amerikan yaşam biçimiyle kaynaştırmada en önemli araç haline gelen gazetelerin sayısı 1850-1900 arasında beş kat artarak 2 bine kadar ulaştı. Bu gazetelerin üçte ikiye yakın bölümü akşam gazeteleriydi. Okuyucu kitlesini artırmaya yönelik sansasyonalizm ve yurttaşlık bilincini geliştirmeye yönelik idealizm ilkelerine dayanan gazetecilik anlayışı, bir Macar göçmeni olan J. Pulitzer ile doruğuna çıktı. Çarpıcı haberler ve ateşli kampanyalarla bu anlayışa yeni bir canlılık getiren Pulitzer, az satan gazeteleri kısa sürede 250 bin gibi zamanında rekor sayılan tirajlara yükseltti. 1895’te Morning Journal’ ı kuran W. R. İHearst ürkütücü başlıklar, gösterişli haberler, bol resim, çizgi öykülü pazar ekleri, sözde bilimsel makalelerle bu çizgiyi “boyalı basın” (yellow journalism) denen aşırı bir uca götürdü. Tiraj rekabeti bu gazetecilik üslubuna kalıcı ve yaygın nitelik getirirken, Times (1896) gibi ağırbaşlı gazeteler de önem kazanmaya başladı.

İngiltere’de gazetelerin yaygınlaşması. 1855’ten sonra başın üzerindeki ağır vergilerin kaldırılması, İngiltere’de günlük gazete sayısında bir tırmanışa yol açtı. Bu durum The Times’ın hegemonyasını da sarstı. Büyüyen orta sınıfa seslenen The Daily Telegraph (1855) daha yüksek bir tiraja ulaştı. Yeni gazeteler bağımsızlık ilkesini savunmakla birlikte, partileri destekleme tutumundan tam anlamıyla sıyrılamadılar. Amerikan gazetecilik anlayışı 1880’lerde İngiltere’de önce akşam gazeteleri aracılığıyla etkisini duyurdu. Açıklık ve yalınlık ilkesini benimseyen Daily Mail (1896) popüler gazeteciliğe yumuşak bir geçişi sağladı ve Güney Afrika (Boer) Savaşı (1899-1902) sırasında 1 milyon tirajı buldu. Maliyetin altında bir satış fiyatı belirlediği için, bu açığı reklam gelirleriyle kapatmayı temel aldı. Reklamları çekme amacıyla net satışları yayımlama uygulamasını başlattı.

Avrupa’daki gelişmeler. Kara Avrupa’sında basın genelde görüş gazetelerine dayandığından, habercilik bakımından sınırlı bir gelişme gösterdi. Bununla birlikte Fransa’da Le Figarof (1854, haftalık; 1866 günlük) ve Le Temps (1861), Almanya’da Frankfurter Zeitung (1856), İtalya’da da Corriere della Sera (1876) gibi önemli gazeteler modern gazetecilik anlayışında ileri adımlar attılar. Olaylara canlı ve saldırgan bir üslupla yaklaşan Fransız gazetesi Le Petit Journal, Belçika gazetesi Le Peuple popüler gazeteciliğe öncülük etti. İspanya ve Portekiz’de yoğun sansür baskısı bağımsız gazeteciliğin gelişmesini önledi. 1855-65 arasındaki sınırlı özgürlük ortamında ortaya çıkan radikal Rus gazeteleri, sıkı bir denetimle karşılaşınca edebi bir üsluba yöneldi; A. Herzen’in 1857’de Londra’da kurduğu Kolokol (Çan) gibi yurt dışı gazeteler, devrimci Rus gazeteciliğinin öncüleri oldular.

Öteki ülkeler. İlk gerçek gazetenin 1861’de İngilizce olarak yayımlandığı Japonya’da, 1867-68’de Meici yönetimine karşı çıkan şogunluk yandaşları bir dizi gazete çıkarmaya başladı. Ama gazetelerin “ülke çıkarlarını gözetmesi kuralı getirilerek, basına karşı sert bir tutum benimsendi. Çağdaş Japon gazeteciliğinin iki devi olan Asahi şimbun ve Mainiçi şimbun, siyasal konulardan çok genel haberciliğe ağırlık veren Osaka ticari çevrelerinin gazetesi olarak doğdu. 1874’te Tokya’da kurulan Yomiuri şimbun ise “edebi” bir gazete olarak ün kazandı ve 192^’ten sonra Amerikanvari renkli bir kimliğe büründü.

Avustralya’da 1830’lara doğru sansür ve vergi baskısından kurtulan basın, ülkenin gelişimine paralel olarak yaygınlaştı. Yeni Zelanda’nın ilk gazetesi New Zealand Gazette’in birinci sayısı göçmenlerin adaya gitmesinden önce Londra’da yayımlandı, ikinci sayısı ancak bir yıl sonra Wellington’ da çıkabilen bu yayını başka gazeteler izledi. Kanada’da 18. yüzyılda küçük bölgesel gazetelerle başlayan basın, 1872’de Winnipeg Free Press ile modern standartlara ulaştı. Daha 16. yüzyılda haber bültenlerinin görüldüğü Hindistan’da, İngiliz yönetiminden sonra Bombay Times (1838, sonradan The Times of India) gibi İngilizce gazetelerin dışında, yerel dillerde de gazeteler çıktı. The Hindu (1878) adlı İngilizce gazete ulusal uyanışta önemli rol oynadı. Arjantin’de dünyanın en büyük gazetelerinden biri olan La Prensa 1869’da kuruldu. Güney Afrika’da ticaret ve madencilik çevrelerine dayanan ilk gazeteler, zamanla belirli bir bağımsızlığa kavuştu.

Basının rolü. 19. yüzyıl gazeteleri halkın nabzını yansıtan araçlar olarak, siyasal ve toplumsal düşüncelerin somutlaşmasını ve etkili olmasını sağladı. Reklam ve bilgi akışı ticaret çarkının işleyişini hızlandırdı. Eğitim ve eğlenceye dönük çok sayıda hizmetler de sunan gazeteler, kamuoyunu yönlendirmede başarılı oldu. Örneğin Emile Zola’nın L’Aurore’da (Ocak 1898) yayımlanan ünlü mektubu “J’accuse” (itham Ediyorum) Dreyfus Davası’nın ülke çapında tartışılmasına yol açtı. Haksızlıkların üzerine giden yayınlar önemli siyasal sonuçlar doğurdu. Bu arada Hearst’ün New York Journal’da abartmalı ve kışkırtıcı haberlerle İspanyol-Amerikan Savaşı’nı körüklemesi, basının kötüye de kullanılabileceğini yansıtan açık bir örnek oldu. Yüzyıl sonunda basın “Dördüncü Güç” olarak toplumda yerini aldı.

20. YÜZYILDA BASIN.
1900’lerden sonra dünyadaki gazetelerin sayısı hızla arttı. Bütün ülkeler basındaki çeşitli gelişme aşamalarını yaşamaya ve buna uygun sorunlarla karşılaşmaya başladı. Özellikle ileri ülkelerde büyük bir sanayi dalı haline gelen basın, reklam gelirleri ve tiraj mücadelesi etrafında dönen yoğun bir rekabet içine girdi. Yeni basım teknikleri ve ulaşım olanakları gazetelerin günde birkaç baskı yapmasını ve haber akışı ile gazetenin okuyucunun eline geçmesi arasındaki sürenin son derece kısalmasını sağladı. Kesintisiz bir işleyişi her an durdurabilecek bir konuma ulaşan basın sendikaları büyük bir güç kazandı. Gazete sahiplerinin bu tehlikeye karşı teknik servis kadrolarını geniş tutmaları, 20. yüzyıl ortalarında maliyetleri artırarak bazı büyük gazetelerin kapanması sonucunu doğurdu. Bu arada gazete sahipliği ve yayın yönetmenliğini birlikte yürüten tek tek patronların yerini, şirket toplulukları ve gazete zincirleri almaya başladı. Bu gelişmenin ilk örneğini daha 1878’de ABD’ de zor durumdaki küçük gazeteleri satın alarak kazançlı hale getiren E. W. Scripps verdi. 1920’lerde ABD’de 300 gazeteyi içine alan 50 kadar gazete zinciri ortaya çıktı. Hearst’ün yönettiği gazetelerin sayısı bir ara 42’ye kadar çıktı.

Yüzyılın başlarında basında görülen önemli buluşlardan biri de tabloid denen küçük çaplı ve resimli gazeteler oldu. İngiltere’de Daily Mirror (1903) ve Daily Sketch (1909) ile 1 milyon tirajını aşan bu tür gazeteler, ABD’de de yaygınlaşarak yoğun bir rekabete yol açtı.

I. Dünya Savaşı ve sonrası. Savaş döneminde gazete kâğıdı kıtlığı ve yoğun sansür basını güç duruma düşürdü. Devlet sırlarını koruma gerekçesiyle haberlere getirilen kısıtlamalar gazeteciliği geriletti.

Savaş sonrasında tiraj rekabeti daha geniş habercilik sağlama alanına kaydı. New York’taki gazetelerin sayfa sayısı 40’a ve ardından 60’a kadar çıktı. Yayın yönetmenlerinin kişisel etkisi silinirken, köşe yazıları öne çıkmaya başladı. ABD’de makale, fotoğraf, çizgi roman, bulmaca, tıp köşesi ve kitap tanıtma gibi gazete malzemelerini satma işi yaygınlaştı. Bu durum gazetelerin yüklerini hafiflettiğinden, The New York Times ve dış haberleriyle ünlü The Christian Science Monitor gibi ağırbaşlı gazeteler habercilik düzeyini yükseltme olanağını buldular. Gazete satın alma yoluyla daha az sayıda ve daha yüksek tirajlı gazetelerin oluşturulması yolu açıldı. Savaş sonrasında İngiltere’de Daily Express’i satın alarak düzlüğe çıkaran ve iki gazete daha yayımlayan Max Aitken, habercilik coşkusuna dayalı bir atılımla geleneksel gazetecilik anlayışını kırdı. Ama serbest ticaret kampanyası gibi kamuoyuna ters düşen girişimlerinde başarısız oldu. 1920’lerde okuyuculara armağanlar verme yöntemiyle sağlanan tiraj patlamaları, beraberinde sarsıntılar da getirdi. Büyük bir tiraj kaybına uğrayan Daily Mirror, 1934’teki yönetim değişikliğinden sonra işçileri temsil eden radikal bir çizgi benimseyerek 4 milyon gibi bir tiraj rekoru kırdı. İngiltere’nin ilk “halkçı” gazetesi The Daily Telegraph tutucu bir orta sınıf gazetesi kimliğini kazandıktan sonra, Morning Post’u piyasadan sildi.

Gazetelerin büyümesi ve karmaşık bir yapıya ulaşması, büyük binalara taşınmalarına ve geniş bir örgütlenmeye gitmelerine yol açtı. Reklam ve pazarlama ile dizgi, klişe ve basım gibi teknik servislerin dışında, yazı işlerinin işlevi de genişledi. Genel yayın politikasını belirleyen yönetmenle yardımcılarına bağlı olarak haber merkezi, fotoğraf, köşe yazıları, magazin, ekonomi, spor vb gibi ayrı bölümler ortaya çıktı. Ajans ve bürolar, devlet kuruluşları, elçilikler, örgütler, tek tek bireyler gibi değişik kaynaklardan gelen haberlerin değerlendirilmesi, ayıklanması, denetlenmesi, olgunlaştırılması ve gerekirse arşivlerdeki bilgilerle desteklenmesi bir dizi yeni işlem ve kadrolaşmayı ortaya çıkardı. Gazete baskıya girmeden önce başlık, fotoğraf, makale, reklam gibi öğeleri belirli bir üslup içinde bütünleştirmeyi amaçlayan sayfa düzenleme de başlı başına bir iş haline geldi.

Savaş sonrasında ajanslar arasındaki tekel anlaşmasının bozulmasıyla, gazeteler birçok kaynaktan yararlanma olanağına kavuştu. Bu arada giderek gelişen ulusal ajanslar büyük ölçüde devlet denetiminde kaldı. II. Dünya Savaşı’na doğru Almanya, İtalya, İspanya ve Portekiz’deki faşist rejimlerde basın, devlet propagandasının kuklası haline getirildi. Basının mali baskılara açık olduğu Fransa’da gazeteler kolayca istenen yöne çevrilirken, İngiltere’de de köklü bağımsızlık geleneği sarsıldı. The Times hükümetin izlediği siyaseti desteklemeye başladı. Birkaç cılız ses dışında yalnızca Daily Mirror dokunulmayan gerçekleri dile getirme yürekliliğini gösterdi. Basının genelde görevlerini yerine getiremediği bu dönemde, eski bülten yöntemine dönüş biçiminde ilginç bir gelişme oldu.

İkinci Dünya Savaşı ve sonrası. Bu savaş sırasında İngiltere ve ABD yönetimleri basına karşı önceki savaştan daha duyarlı bir tutum izlediler. Bir dizi yasa ve kurumla oluşturulan işbirliği havası, basının işleyen bir otosansür uygulamasını sağladı. Savaşa ilişkin sıcak haberleri ulaştırma çabalan, birçok gazetecinin yaşamını yitirmesine yol açtı. Gazete kâğıdının karneye bağlanması yer darlığı sorunu yarattığından, gazeteler reklam gelirleri ile okuyucuya saygı ikilemi içinde kaldılar.

Savaş sonrasında yükselen üretim giderleri basında tekelleşme eğilimini daha da güçlendirdi. Associated Press ve United Press International (UPI) ajanslan dünyanın her yanına dal budak saldılar. Rekabetin zayıflaması reklam ve sansasyonalizm yarışı üzerinde yavaşlatıcı bir etki yaparken, konuları derinlemesine araştırma ve değişik görüşleri yansıtma çabalarını da önemli ölçüde geriletti. Basında otomasyona geçiş uzun basın grevlerine yol açtı. Radyo ve televizyonun yaygınlaşmasıyla birlikte gazete okuma alışkanlığı gerilemeye başladı. Tiraj artışları nüfus artışının gerisinde kaldı. Bu arada bütün ülkelerde gazeteler arasında birleşmeler hızlandı. Yeni teknolojiye geçiş ve ücret anlaşmazlıkları nedeniyle yayıma ara vermek durumunda kalan The Times ve yan organlan, 1980’de Rupert Murdoch’un sahip olduğu, Avustralya kökenli bir basın topluluğuna satıldı. Fransa’ da sayıca sürekli bir düşüş gösteren basın birkaç büyük topluluğun denetimine girdi. İtalyan gazeteleri de mali açıdan büyük sanayi kuruluşlarına ve siyasal partilere bağımlı hale geldi.

Japonya’da daha 1942’de baskıcı yönetimin “yol göstericiliği”yle gerçekleştirilen birleşmeler sonunda az sayıda büyük gazete ayakta kaldı. Müttefik işgaliyle birlikte radikal sendikalar basına egemen oldu. Kore anlaşmazlığı gazetelerde sosyalistlere yönelik bir temizleme kampanyasına yol açtı. 1952’den sonraki yasal düzenlemelerle canlı ve bağımsız bir yapıya kavuşan gazeteler, sayfa sayılarını artırarak içeriklerini zenginleştirdiler. Japon gazeteleri dünyanın sayılı tiraj rakamlarına ulaştılar. Bu arada reklam gelirleri önem kazanmaya başladı. Önde gelen gazeteler, dergi ve kitap basımı ile televizyon yayımcılığına el attılar.

Basın özgürlüğüne yönelik kısıtlama ve baskılar 20. yüzyılda da sürdü. Fransa’da gazete kapatma yöntemi ancak 1965’te ortadan kalkabildi. 1980’de Le Monde’a, Fransız mahkemelerini “küçük düşürme” gerekçesiyle dava açıldı. AFC’de 1962’de bir bakana hakaret gerekçesiyle, Der Spiegel yazı kadrosundan bazı kişiler tutuklandı. Basının devlet denetiminde olduğu sosyalist ülkelerde, gazeteler kitleleri yönlendirme ve seferber etmenin önemli bir aracı haline gelmişti. Bu ülkelerde gazeteler partilerin görevlendirdiği kişilerce çıkarılmakla birlikte, genellikle işçi ve köylü muhabirler aracılığıyla halk belirli ölçülerde sesini duyurmaktaydı. SSCB’nin Pravda ve İzvestiya gibi gazeteleri Batılı ölçülere uygun üretim standartlarına ulaşmıştı. Çin’ de halkın başlıca haber kaynağı resmi yayın organı Renmin ribao’dır (Halkın Günlüğü). Aynca elyazması ya da çoğaltılmış yazıların asıldığı “duvar gazeteleri” de Çin’ de halkın nabzını yansıtan ve kampanyalarda kullanılan önemli bir araç olmuştur.

Avrupa’da Nazi işgalleri sırasında yaygınlaşan yeraltı gazeteciliği, daha sonra SSCB ve Doğu Avrupa’da ilginç biçimler almıştır. SSCB’de gizlice elden ele dolaştırılan samizdai’lar (öz yayın) resmi basında yer almayan haberleri yayma işlevini görmekteydi. ABD ve Avrupa ülkelerinde de özellikle gençliğin toplumsal hoşnutsuzluklarını yansıtan “alternatif basın” akımıyla yeni yeraltı gazeteleri ortaya çıkmıştır.

Geri kalmış ülkelerde yönetim ile halk arasında iki yönlü bir haber akışı sağlaması açısından önem taşıyan basın, aynı zamanda okuma alışkanlığını sağlayan bir araç olmuştur. Bu ülkelerde siyasal baskılar, ekonomik ve teknolojik yetersizlikler gazetelerin yapısını önemli ölçüde etkilemektedir. Kitlelerin satın alma gücü ve iş dünyasının reklam kapasitesi de gazetelerin yaygınlaşmasının önünde bir engel oluşturmaktadır. Asya ve Afrika’nın birçok yerinde dillerin çokluğu ve yerel alfabe ile dizginin yol açtığı teknik güçlükler gibi sorunlar da vardır.

Son yıllarda renkli televizyon ve göz alıcı dergilerle yoğun bir rekabete giren basın, çeşitli atılımlar gerçekleştirmiştir. Renkli ofset baskı, film-baskı, bilgisayarlı dizgi ve elektronik aygıtlar, sendikaların direnişine karşın basının nitelikli işgücü sorununu önemli ölçüde hafifletmiştir. Faksimile ve teledizgi gibi teknikler gazetelerin birbirinden uzak yerlerde aynı anda basılması olanağını sağlamıştır. Ajansların kullanmaya başladığı haberleşme uyduları, giderek telefon ve teleksin yerini alarak haber akışına hız ve canlılık kazandırmıştır. Yeni teknolojilerin kullanımına en iyi örnek, ABD’de 1980’lerde yayımlanmaya başlayan USA Today olmuştur.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder