Dünya Okulu Eğitimi Yeniden Düşünmek Kitap Özeti (Salman Khan) - DERS KİTABI CEVAPLARI

Yeni Yayınlar

Eylül 09, 2018

Dünya Okulu Eğitimi Yeniden Düşünmek Kitap Özeti (Salman Khan)

Edit
 DERS KİTABI CEVAPLARINA BURADAN ULAŞABİLİRSİNİZ! 

Dünya Okulu Eğitimi Yeniden Düşünmek Kitap Özeti (Salman Khan)



Kitabın Adı: Dünya Okulu Eğitimi Yeniden Düşünmek
Yazarı: Salman Khan
Sayfa Sayısı: 222
Yayın Evi: Yapı Kredi
Yayın Tarihi / Baskısı 2016
Kitabın Türü/Bölümü Eğitim Kitapları
Orijinal Adı ve Dili The One World Schoolhouse: Education Reimagined
ISBN: 9789750830808
Fiyatı: 9,75 TL
Bedava al BEDAVA AL
Çevirmen: Cem Aktaş

1. BÖLÜM/ ÖĞRETMEYĠ ÖĞRENMEK

Dünya Okulu Eğitimi Yeniden Düşünmek Kitap Özeti (Salman Khan)
Dünya Okulu Eğitimi Yeniden Düşünmek Kitap Özeti (Salman Khan)

Nadia’ya Öğretmek

Hikâye bir öğrenci ve öğretmenin matematik sınavının sonucuna bağlı olarak buluşmalarıyla

başlıyor. Nadia, Matematik dâhil derslerin büyük çoğunluğunda başarılı bir öğrencidir.

Çevredekiler tarafından bu durum aynıdır. Nadia 6. Sınıfta yapılan bir seviye belirleme sınavında

düşük sınav puanı almış ve bu durum onun eğitim hayatının ilerleyen anlarında her zaman

karşısına çıkabilecek olumsuz sonuçlar doğurabilecektir. Sınavdaki başarısızlık Nadia tarafından

da kabul edilmiş ve benimsenmiştir. Ancak sınav tekrar edilebildi ve bu sefer sonuç Nadia

tarafından da memnuniyetle karşılandı.


Öğretmek işi apayrı beceri gerektirir ve hatta yaratıcı, sezgisel ve son derece kişisel bir

sanattır. Belirli sınırlılıkları da olsa öğretme işi her birey tarafından farklı gerçekleştirilmektedir.

Nadia ve çoğu insan doğru tekniklerle eğitilebilirlerse Matematiği anlayabilirler. Matematiğin

kavramsal temelleri anlaşılabilir, bir fikirden diğerine akışı kavranırsa, geri kalan her şey daha

kolay gerçekleşecektir.


İnsanların öğrenme hızları birbirinden farklıdır. Bazıları sezgisel patlamalarla hızlı şekilde

öğrenirken, bazılarıysa yavaş yavaş, uğraşa uğraşa kavrar. Hızlı demek her zaman zeki demek

değildir, yavaş demek de kesinlikle aptal anlamına gelmez. Dahası hemen anlamak ile

derinlemesine kavramak da aynı şey değildir. Derslerin hızı da belirli bir takvime göre değil, her

öğrencinin kendi gereksinimine göre belirlenmeli ve öğrencilerin daha ileri kavramlarda başarılı

olması isteniyorsa, temel kavramlar daha anlaşılır olmalı üzerinden daha çok durulmalıdır.

Nadia üzerinde önceleri yavaş yavaş ilerleyen eğitim programı ve uygulamalar doğru

sonuçları vermiş, Nadia‟nın kendine olan güveni tekrar geri gelmiş ve Matematik sınavının tekrar

yapılan yazılı sınavında da yüksek başarı elde etmiştir.


Öğretmenliğin bu düzeyinde daha çok öğrenciye farklı mekânlarda ve farklı zamanlarda

eğitim vermemin zorluğu dikkate alındığında belki de video derlerden yararlanmak da yararlı

olacaktır.

GösteriĢsiz Videolar

Kaliteli bir eğitim için illaki gösterişli kampüsler ya da teknoloji ile donatılmış sınıflar gerekli

değildir. Bireyin rahat çalışabileceği ve uygun sınıf ortamları da kaliteli eğitim için zaman zaman

yeterli olabilir.

Video dersler Khan Academy‟in ilk yıllarında etkili olsa da zamanlama videoların uzunlukları

da her zaman eğitim açısından önemli bir unsur olmuştur. Video derslerdeki ilk hedef, öğrencinin

heyecanını hatırlatmak, öğrenme arayışını bir tür hazine avı olarak görüldüğünde yaşanan

eğlenceyi ve hatta gerilimi geri getirerek başarıyı arttırmaktır.

5

Video derslerdeki önemli kararlardan biri de derslerin uzunlukları ile ilgili idi. Nadia ile ders

çalışırken süreden yana bir problem olmuyordu. Taraflardan birisinin bir işi çıktığında ya da

sıkındığında ders bitiyordu, ancak Youtube‟da videoların belirli uzunluklarda olması sınırı vardır.

Bu süre genel olarak 10‟ar dakikalık zamanla sınırlıydı. Sonralarda anlaşıldı ki, aşağı yukarı 10

dakika, zaten bir dersin olması gereken uzunluktu. Saygın eğitimcilerin yeni teknolojik gelişmeler

olmadan önce yaptıkları araştırmalarda bir öğrencinin dikkat süresinin 10 ile 18 dakika arasında

olduğunu belirlemişlerdir.

1996‟da yayınlanan „Ulusal Öğretme ve Öğrenme Forumu‟ adlı hakemli dergide yayınlanan

makalede iki profesör, dersi dakikalara ayırmış ve öğrencilerin yerleşmek için 3-5 dakikaya ihtiyaç

duyduğunu, ardından 10-18 dakikalık odaklanma bölümünün geldiğini saptamışlardır. Bunun

devamında öğretmen ne yaparsa yapsın dikkat dağınıklığı yaşanıyordu.

1985‟te yapılan bir araştırmada ise, 20 dakikalık bir sonumun ne kadarının hatırda kaldığı

sorulduğunda yoğunlukla en çok akılda kalan kısmın ilk 5 dakika olduğu görülmüş ve en az

akılda kalan kısmında son 5 dakika olduğu görülmüştür.

Günümüze gelindiğinde pek çok araştırma dikkat ile ilgili aynı sonuçları vermesine rağmen

halen daha ders sürelerinin neden 1 saat olduğu da düşündürücüdür.

Öğretmenlerin dikkat toplama ve derslerin daha verimli nasıl geçeceğine dair farklı çalışmalar

yapmalarına rağmen bu sürenin çok da ilerlemediği görülmüştür.

Bu araştırmalara rağmen istisnalar da yok değildir. Harvard İşletme Okulu‟nda ders

metinlerini önceden okuma ve sınıfta tartışma şeklinde yeni metotlar geliştirmişlerdir. Hatta bu

eğitimi „vaka temelli‟ öğrenimin de öncülüğünü yapmışlardır. Bu anlayışta hiç ders anlatımı

yoktur. Öğrenciler tartışılacak konu ile ilgili ders öncesinde 10-20 sayfalık bir durumu ifade eden

metinleri okuyorlar ve bu okumanın sonucunda bütün sınıf yaklaşık 80 dakikalık bölümler

tartışmayı gerçekleştiriyorlar. Kişinin ve arkadaşlarının bu eğitim esnasında ürettiği fikirlerin

daha kalıcı olduğu da çalışma neticesinde ortaya çıkan en önemli sonuç olduğu da söylenebilir.

Ġçeriğe Odaklanmak

Khan Academy olarak video derslerin daha hızlı ve daha çok kişiye ulaşma da çok etkili bir

araç olduğu bir gerçektir. Ancak bu durum içerisinde maliyet de son derece önemlidir. Maliyetin

az olması bunun gerçekleşmesi için de sunumu yapanın ekran hiç gözükmemesi ya da az şekilde

gözükmesi de daha çok içerik hazırlanmasında, öğrencileri konuya da daha çok odaklanmasına

etkisi de olacaktır.

Ders vermek çok şahsi ve özel bir şeydir. Birisine konuşmaktan ziyade, birisiyle konuşmak

demektir. İletişimim de ilk odaklanılan şey karşıdaki kişinin yüzüdür ve dikkatin ister istemez,

yüze odaklamasına neden olmaktadır. Bu durumun olumsuz yanları olduğu gibi olumlu yönleri

de bulunmaktadır. Öğretmelerin ve öğrencilerin yüz yüze geçirdiği zaman, sınıf deneyimini

insanileştiren, hem öğretmenlerin hem de öğrencilerin biricik yanlarını ortaya çıkaran şeylerden

6

biridir. Öğretmenler yüz ifadeleriyle empatiyi, onayı, umursadıklarını gösteren tüm diğer

nüansları aktarırlar.

Tam Öğrenme

Tam öğrenme, öğrencilerin bir kavramı gerektiği gibi kavramadan önce daha ileri bir kavramı

anlamlarının beklenmemesi gerektiğini ifade etmektedir.

Tam öğrenme modelini radikal kılan iki önemli unsur vardır; Birincisi, eğer ihtiyaçlara uygun

koşullar sağlanırsa „bütün‟ öğrencilerin öğrenebileceği inancına dayanıyordu. Hiç kimsenin, „geri

kalması‟ ya da akademik açıdan başarısızlıkla sonuçlanacak bir sınıfa verilmesi gerekmemelidir.

İkincisi ise; Tam öğrenmede, müfredat zaman temeline değil, anlama ve başarı hedefleri temelinde

yapılandırılıyordu. Öğrenciler bu öğrenme şeklinde, kendilerine en uygun hızda, uygun egzersizlerle,

aynı öğrenme düzeyine farklı sürelerde erişmektedirler.

Winnetka Planı‟na göre; Öğrenciler kendilerine en uygun hızda öğreniyor, bir sonraki

kavrama, önceki kavramı belirlenmiş olan düzeyde öğrendiklerinde geçebiliyorlardı. Öğretmenler

ders anlatmaktan çok rehberlik ve akıl hocalığı yapıyorlardı. Sınıf arkadaşları arasında etkileşim

destekleniyordu, arkadaşların birbirine yardım etmesi akademik açıdan yararlı olmakla kalmıyor,

karakter gelişimine de katkıda bulunuyordu. Bazı öğrenciler zorlanabiliyordu ancak hiçbiri gözden

çıkarılmıyordu.

Eğitim Nasıl GerçekleĢir

Eğitimin gerçekleşmesi son derece aktif ve hatta fiziksel bir egzersiz sürecidir. Nobel ödüllü

nörolog, Eric R. Kandel, çok önemli kitabı “Belleğin Peşinde ‟de öğrenmenin beynimizi oluşturan sinir

hücrelerinde teker teker meydana gelen bir dizi değişimden ne fazlası ne de azı olduğunu öne

sürmektedir. Bir sinir hücresi, öğrenme sürecine dâhil olduğunda gerçek anlamda büyüyor.

Fizyolojik olarak öğrenme ise, beynimizin egzersiz yapması, hazmedilmiş bilgi, kavramlar

asındaki bağlantılar ve yeni anılar ve beyin hücrelerimizin bunun sonucunda değişime uğraması

demektir. Düşünmek çok kalori yakan bir etkinliktir.

Bir anının süreğen olabilmesi için, gelen bilginin tam anlamıyla ve derinlemesine işlenmesi

gerekir. Bu da ancak bilgiyle yakından ilgilenerek ve hafızada daha önce yer etmiş bilgiyle anlamalı ve

sistematik bir biçimde ilişkilendirerek başarılabilir.

Khan Academy, öğretme konusunda kendi yaklaşımını yavaş yavaş geliştirirken, temel

hedeflerden biri bu parçaları ayırma eğilimini tersine çevirmekti. Hiçbir konu asla bitmez. Hiçbir

kavram, diğer kavramlardan kopuk değildir. Bilgi süreğendir ve fikirler akar.

Öğrenme madem beynimizde fiziksel değişimlere yol açıyor, bilgi madem çizgisel bir ilerlemeyle

değil çok geniş bir kavram ve fikir ağının giderek daha derinlemesine kavranmasıyla ediniliyor, o

zaman şaşırtıcı bir sonuç kendiliğinden ortaya çıkıyor; Hiç eğitim bir başkasına benzemez ve öğrenme

konusundaki kişisel sorumluluk, her öğrencinin biricikliğini kabul etmekle el ele gider.

7

BoĢlukları Doldurmak

„Mükemmel‟ öğrenci diye bir şey yoktur.

Ne kadar zeki ya da istekli olursa olsun, her öğrenci bazen zorlanır. Her öğrencinin, kafası arada

sırada karışır. Her öğrenci bir şeyleri unutur ya da yanlış öğretme yöntemlerinin ve insani sınırların

bileşimi nedeniyle çok temel bazı kavram ve bağlantıları anlamayabilir. Bu gerçek bazı sorulara yol

açar. Kaçınılmaz olarak ortaya çıkan boşluklar ve gedikler onarılabilir mi? Onarılabilirse nasıl?

Öğrenimdeki boşlukların onarılabileceğine ve daha ileri kavramların anlaşılabilmesi için mutlaka

onarılmaları gerektiği bir gerçektir. Konular birbiri içinden doğar, bir konunun zirve noktası başka bir

konunun başlangıcı olabilir. Daha önceki bir konudaki boşluk ya da yanlış anlama, daha sonraki

konuda öğrencinin takılmasına yol açabilir.

Tekrar da öğrenmenin ayrılmaz bir parçasıdır. Madem tekrar, öğrenmenin ayrılmaz bir parçası,

sinirsel yolların oluşturulması ve güçlendirilmesinde öğrenmenin fiziksel bir parçası, o zaman bir

konunun yeniden ele alınması sayesinde daha derin ve daha kalıcı bir kavrayış ortaya çıkmalıdır.

Bireyse hızda öğrenmede, tempo her öğrenciye uygundur çünkü her öğrenci temposunu kendisi

belirler. Eğer bir kavram kolayca anlaşılabiliyorsa, öğrenci can sıkıntısına yakalanmadan hızla

ilerleyebilir. Eğer bir konu zorlu çıkarsa, bekleme düğmesine basmak ya da gidip gerekirse fazla

problem çözmek, bunu da utanmadan ve bütün sınıfın yavaşlamasını istemek zorunda kalmadan

yapak mümkündür.

2. BÖLÜM/ PARÇALANMIŞ MODEL

Gelenekleri Sorgulamak

Normal olan, alıştığımız şeydir.

Geleneklerin ve kurumların bir aşamadan sonra kaçınılmaz ve gerekil görünmesi belki de insan

doğasının bir parçasıdır. Eğitim etkinliğini anlamlı bir şekilde değiştirmek istiyorsak, öğretme ve

öğrenmeyi bugünün gerçek dünyasıyla daha uyumlu hale getirmek, yapmamız gereken

sıçramalardan biri, bu günkü hâkim, eğitim modelinin kaçınılmaz olmadığını anlamak olacaktır.

İnsan dili geliştikçe, dilin kendisi de bilgiyi paylaşma biçimlerimiz kökten değiştiren ve genişleten

bir teknolojidir, toplumlar daha karmaşık bir hale geldi ve uzmanlaştı, sonunda ebeveynlerin kendi

başlarına öğretemeyeceği beceri ve bilgi alanları ortaya çıktı. Bu da çeşitli dönemlerde ve çeşitli

biçimlerde çıraklık sistemini doğurdu. Çıraklık sistemi, insanlık tarihinde ilk kez eğitiminin ana

sorumluluğu aileden uzaklaştırdı. Bu da elbette, çocukların eğitiminde ebeveynlerin ve dış otoritelerin

karşılıklı rolleri konusunda hiçbir zaman bitmeyen bir tartışmayı da başlatmıştır.

Çıraklık, aktif öğrenmeye dayanmaktadır, yaparak öğrenme esastır. Çırak, ustanın tekniklerini ve

stratejilerini gözlemler ve taklit eder. Bu açıdan çıraklık sistemi, bir ebeveyni taklit ederek öğrenmenin

mantıksal devamıdır.

8

Tarihsel süreci biraz daha incelediğimizde yazının bulunmasının da çok önemli olduğu

görülecektir. Bilgiyi kitlelere ulaştırmak anlamında, konuşma dilinden sonraki en önemli teknoloji

yazılı metin olmuştur. Yazı, bilginin insan beyni dışında var olmasını ve biriktirmesini mümkün

kılmıştır. Bu da bilginin kuşaklar boyunca değişmeden kalmasını, büyük miktarda bilgin standart hale

getirip dağıtılmasını sağlamıştır.

Matbaaların ortaya çıkması ve kitapların basımının da seri üretime geçilmesi de bir başka dönüm

noktasıdır. Kitapların seri üretimi ile öğretmen artık bilginin tek kaynağı ve bir konunun nihai

otoritesi olmaktan çıkmıştır. Artık uzman arkasında bir başka uzman vardı ve bilgi kaynağı olarak,

öğretmenin prestijini paylaşıyordu. Öğretmen sınıfın hâkimiydi ancak onun ötesinde sözü geçen, ders

kitabıydı.

Prusya Modeli

Çağlar boyunca eğitim çok farklı yerlerde ve çok farklı yöntemlerle gerçekleştirilmiştir. Çıraklar

ustaların dükkânında yaparak ve yaşayarak öğrenmişlerdir.

Eğitim sistemlerine bakıldığında; ilkokul ve ortaokul ne zaman ve nerede ortaya çıktı? Bugün

varlığını kanıksadığımız ve bağladığımız kurallar, okul gününün ve okul yılının uzunluğu, günün

ders saatlerine bölünmesi disiplinlerin konulara ayrıştırılması, bütün bunlar nereden çık? Ayrıca

eğitimin vergilerle desteklenmesi ve zorunlu olmasına, belirli bir yaşta başlayıp belli sayıda sınıf

bitirdikten sonra sona ermesine, neyin öğretilip kimin öğretmen olacağına devletin belirlemesine kim

karar vermiş? gibi sorular akıllara gelmektedir. Bunlara en net verilecek cevap 18. Yüzyılda Prusya‟da

olacaktır.

Prusya Modeli ile bağımsız düşünen bireyler değil, ebeveynlerin, dini ve siyasi otoriteye boyun

eğmenin değerini öğrenecek, sadık ve güdülebilir vatandaşlar üretmektir. Prusya felsefecisi ve

kuramcısı Johann Gottlieb, bu sistemin geliştirilmesinde önemli rol oynamış ve amaçları hakkında son

derece açık ifadelerde bulunmuştur.

Gottlieb‟e göre; „ Bir insanı etkilemek istiyorsanız‟ demişti, „onunla yalnızca konuşmaktan

fazlasını yapmanız gerekir‟, onu biçimlendirmeniz gerekir‟, öyle biçimlendirmelisiniz ki, istemesini

istediğiniz şeyler dışında hiçbir şey isteyemesin‟.

Gatto‟ya göre aynı şekilde, bizim kutsal „ders saati‟ kavramını da „sonu gelmez kesintilerle

öğrencilerin kendi kendilerine öğrenmeye motive etmeleri engellemek‟ için uygulamaya konmuştur.

Öğrenciler, öngörülen müfredatın ötesine geçememeli, kendi aralarında aykırı ve tehlikeli olabilecek

düşünceleri tartışacak zaman bulamamalıydı, zil çalınca tek yapabilecekleri şey konuşmalarını ya da

daha derinlemesine sorgulamayı kesmek ve onaylanış eğitimin bir sonraki bölümüne geçmektir. Bu

sistemde düzenin meraktan üstün olması istenmiştir.

Grawyer Peyniri Gibi Öğrenim

9

Bu günkü eğitim sistemi disiplinleri „ders‟lere bölüyor, sonra da bu dersleri birbirinden bağımsız

ünitelere ayırıyor, böylece de konuların ayrı ve bağımsız olduğuna dair tehlikeli bir yanılsama

yaratıyor. Bu ciddi bir sorun gibi gözükse de, burada daha temel bir sorun vardır. Büyük olasılıkla bu

konular yeterince kapsamlı bir biçimde ele alınmamış oluyor. Çünkü okullarımız çabalarını zaman

birimiyle ölçüyor, hedeflenen öğrenme düzeyiyle değil. Bir konuya ayrılan süre bittiğinde, bir test

yapılıp bir diğer konuya geçmek gerekiyor.

Öğrencilerin bir konuyu anlamaları test değerlendirmesiyle belirleniyor. Bu

değerlendirmelerde genel olarak 75-80 civarında bir puan alan öğrenci başarılı sayılıyor. Ancak

öğrenci test sonucunda 95 bile almış olsa %5‟lik bir öğrenilememiş bir bölüm ortaya çıkıyor.

Öğrencilerde bu %5 öğrenilemeyen bilgi ile bir başka konuya geçiyor ve bu yarım ve eksik öğrenilmiş

bilgiler öğrencilerin tam öğrenme için çaba sarf etmelerini ve ilerlemelerini engelliyor. Öğrencinin

eksik öğrenmeleri bütün içerisinde Grawyer Peyniri gibi boşlukların ortaya çıkmasına neden oluyor.

Test ve Test Etme

Testler gerçekte neyi test eder? İlk bakışta bu soru anlamsız derecede basit görünebilir. Ancak

daha uzun süre ve daha derinden baktığımızda, yanıt giderek daha az bariz hale gelmektedir.

Testlerin test etmediği şeylerden bazılarına bakalım. Testler, bir öğrencinin bir dersi öğrenme

potansiyeli konusunda neredeyse hiçbir şey söylemez. En iyi olasılıkla, örencinin zaman içindeki

belirli bir anda nerede durduğunun fotoğrafını çeker. Öğrencilerin son derece farkı hızlarda

öğrendiğini, hızlı öğrenmenin de daha derinden anlamak demek olmadığını gördüğümüze göre,

birbirinden kopuk olan bu fotoğraflar ne kadar anlamlıdır?

Testler, öğrenilen şeyin ne kadar uzun süre akılda kalacağı hakkında hiçbir şey söylenemez.

Testler bize yanıtların nende doğru ya da yanlış olduğu hakkında pek az şey söyler. Son olarak testler

doğası gereği kısmı ve seçicidir. Geneli ifade etmeleri mümkün değildir.

Testler, öğrenilen şeyde kapatılması gereken boşlukları saptamada çok yararlı tanı araçları

olabilir. İyi tasarlanmış testler, birisinin belirli bir anda bir konuyu iyi bildiğinin kanıtı olarak da

kullanılabilir. Ancak burada unutulmaması gereken, en iyi tasarlanmış testlerin bile sonuçlarını

yorumlarken sağlıklı bir kuşkuculuk dozuna sahip olmaktır. Sonuçta test dediğimiz, mükemmel

olmayan, insan yapısı şeylerdir.

Yaratıcılığı ġubelere Ayırmak

Bu duruma ister şubelere ayırmak densin, isterse daha yumuşak, daha duyarlı bir adla anılsın,

sonuç değişmez. Bu aslında bir dışlama sürecidir. Yani okullarda yapılmaya çalışılanın tam tersidir.

Rekabetçi ve birbirine bağlı bir dünyada başarılı olabilmek için elimizdeki her beyne ihtiyacımız var,

halklar arasındaki ilişkiler ve dünyamızın sağlığı konusundaki ortak sorunlarımızı çözmek için,

bulabildiğimiz yetenek ve hayal gücüne tümüne ihtiyacımız vardır.









Test değerlendirmelerini kullanarak öğrencileri elemenin tehlikesi, farklı boyutta yetenekleri

olanları, zekâsı daha dolaylı ve sezgisel olana yönelenleri, gözden kaçırmamız ya da cesaretlerini

kırmamızdır. Birilerini dışlamak için testleri kullandığımızda, en azından daha gelişme fırsatı

bulamadan yaratıcılığı ezme riskiyle karşı karşıya kalmaktayız.

Ev Ödevi

Ev ödevi vermenin nasıl mantığı vardır? Ev ödevinin çocukların gelişiminde ne gibi yararları

vardır gibi pek çok soru akıllara gelebilir. Ev ödevleri mahiyeti açısından çocukların zamanlarını çok

almamalı ve nitelikli, öğrencileri daha çok düşünmeye ve analitik çözümlere götürebilmelidir. Ev

ödevini yapmaya çalışan öğrenci ailesinden uzak kalmak yerine ailenin büyük çoğunluğuyla etkili

zaman geçirerek bu ödevi tamamlayabilmelidir.

Ev ödevleri okullarda süreden ve müfredattan kaynaklı anlatılamayan konuların

işlenmesinden ziyade bireyleri geliştirici, araştırmaya ve analitik düşünmeye yönlendirebilmelidir.

Öğrenciyi zorlamalıdır.

Ev ödevleri hakkında sorular sorulduğunda hemen herkesten farklı sorular ve farklı cevaplar

alabilirsiniz. Bazıları ev ödevlerinin, sorumluluk, hesap verebilirlik ve zaman yönetimi öğretmek

olduğuna inanmaktadır. Bazılarıysa öğrencilerin ev ödevleri sayesinde bağımsız düşünmeyi

öğrendiğini söylemektedir.

Ev ödevlerinin gerekli olduğu fikri neden bu kar uzun süre boyunca hiç sorgulanmadığı da

ayrıca düşündürücüdür. Ev ödevine atfedilen faydalardan çok sınıfta olup bitenlerin açık

yetersizliğinde yatmaktadır. Okul günü esnasında yeterince öğrenilmediği için ev ödevi gerekli hale

gelmektedir.

Sınıfı Tersyüz Etmek

Öğrenciler farklı hızlarda öğrenmektedirler. Öğrencilerin dikkatini vere süreleri yaklaşık

olarak 15 dk. civarındadır. Aktif öğrenme, pasif örenmeye kıyasla daha kalıcı sinir yolları oluşturur.

Ancak sınıfta pasif ders anlatma, burada bütün sınıfın, elli dakika ya da bir saat boyunca,

kıpırdamadan ve ses çıkarmadan sandalyelerinde oturup bilgiyi aynı hızda alması beklenir. Bu

durum halen daha uygulan öğretme yöntemidir. Bunun sonucunda da öğretmen çok iyi de olsa

öğrencilerin çoğu kaybolur ya da sıkılır.

Dersler öğrencinin kendisine en uygun hızda, bağımsız olarak yapılır ve problemler sınıfta

çözülür. Bu „sınıfı ters yüz etme‟ fikri, Khan Academy‟nin orta çıkardığı bir fikir değildir ve çok

önceleri ortaya çıkmıştır.

Sınıfta geçirilen zamanı daha interaktif, dersleri de daha bağımsız yapıyor ama „tersyüz

edilmiş‟ modelinde öğrenciler hala yaşıtlarıyla aşağı yukarı aynı hızda ilerliyor, sınavlar da

11

öğrencilerin zayıflıklarını gidermek için değil, onları etiketlemek için kullanılmaktadır. Teknoloji tüm

bu durumun daha hızlı ilerlemesine olanak sağlamaktadır.

Okulun Ekonomisi

Okullardaki eğitimin kalitesinin artması adına ülkeler tarafına çok fazla yatırım

yapılmaktadır. Ancak Çok harcıyoruz ancak akıllı harcamıyoruz. Daha fazla harcama konusunda

saplantılıyız. Dünkü daha iyi nasıl harcanır konusunda bir vizyonumuz ya da fikir birliğimiz yok.

Eğer bürokrasi biraz daha azaltabilse ve öğrenime gerçekten katkısı olan giderlerin ne olduğu

konusundaki kararlar geleneklere göre değil de akılla verilebilse, öğretmenler çok ciddi oranda daha

iyi maaşlar alabilirlerdi.

Özel eğitime yapılan aşırı ve biraz da isterik harcama hem sağlıksız hem de sürdürülemez,

hem de tamamen gereksizdir. Birincisi, benzer demografik özelliklere sahip öğrencileri olan özel

okullar ile devlet okulları arasında, alınan sonuçlar açısından belirgin farklar yoktur.

3. BÖLÜM/ GERÇEK DÜNYA

Teori ve Pratik

Var olan durum hakkında yakınmak kolaysa, bir şeylerin nasıl olması gerektiği konusunda

teoriler üretmek de çok daha zor değil. Her alanda olduğu gibi eğitimde de çeşitli çılgınlıklar ve

modalar vardır. İşin olumlu tarafına bakılırsa bu modalar bazen yeniliğe işaret eder ama çoğunlukla

hem harcanan zaman hem de para açısından masraflı olan fazlaca genelleştirilmiş birer çıkmaz

sokaktır.

Bunun örneklerinden biri olarak yaklaşık otuz yıl önce bazı insanların “sözel öğrenen “

bazılarınınsa “görsel öğrenen” olduğu ileri sürüldü. Bu konu beğeni kazandı ve araştırmacılar,

eğitimciler ve kamuoyunda büyüyen bir ticari pazar yarattı. İki öğrenme tarzı için egzersizler hatta

ders kitapları hazırlandı. Tam 71 farklı öğrenme tarzı olduğu öne sürülüyordu.

Bu öğrenme tarzının iki sorunu vardı. Bunlardan ilki, pek bir iler tutar yanı

olmamasıydı.2000‟de Kamu Yararı Adına Psikoloji Bilimi tarafından yayınlanan rapora göre öğrenme

tarzlarına göre verilen eğitimin saptanabilir bir etkisi yoktu.

İkinci sorunsa, araştırmaları tasarlamak, yeterli verileri toplamak, verileri analiz etmek ve

sonuçları yayınlamak çok emek, zaman ve para istiyordu ve bu süre 30 yıl sürmüştü.

Evrensel olma iddiasında bulunan bir teori daha temkinli olmalıdır. İnsan beyni o kadar

karmaşıktır ki tek bir yaklaşım herkes için en iyi olacağı konusu asla dogmatikleştirilmemelidir.

Eğitim alanında aşırı genelleştirme eğilimi sürekli bir tehlike oluşturuyor.

Benim kişisel felsefem, mantıklı gelen her şeyi yapmak ve dogmatik bir önyargıyı, yalandan bilim

kullanarak doğrulatmaya çalışmamak. Bu da verileri kullanarak eğitimsel bir deneyimi her seferinde

daha iyi hale getirmeye ama bunu yaparken inanılmaz derecede karmaşık insan beyninin her zaman

12

nasıl çalıştığı hakkında genellemeler yapmaya çalışmamaya dayanıyor. Bazı bağlamlar için video

temelli dersler kullanın; başka bağlamlar için mümkünse canlı diyaloglar kullanın yeri geldiğinde

projeler, yeri geldiğinde geleneksel problem setleri kullanın. Hem öğrencilerin sınavlar aracılığıyla

dünyaya ne kanıtlamaları gerektiğine hem de öğrencilerin gerçek dünyada aslında ne bilmeleri

gerektiğine odaklanın. İnsan kendisini neden biriyle ya da diğeriyle sınırlasın ki? Eskiden buna

verilen yanıt, ikisini birden yapmak için yeterli zaman olmadığıydı. Teknoloji sayesinde u yanıt artık

geçerli değil. Eğitim de hiçbir dogmatik teorinin elinde rehin olmak zorunda değil.

Khan Academy Yazılımı

2004 yılında yazılım işinin nasıl başladığı hakkında bilgi vermektedir. Yazarın o dönemlerde

serbest fon işiyle uğraşırken aynı zamanda telefonda özel ders verdiğini belirtmektedir. Yazılım

aşamasında öğrencilerin özellikle matematik konusunda öğrencilerin matematik terimlerini bildiğini

ama matematiği bilmediğini anlamıştır. Bu ikisini bir araya getirmenin çok uzun bir zaman aldığını

belirtirken özgüven eksikliğini de belirtmektedir.

Temel konularda bilgi eksikliği, canlı dersler için büyük sıkıntı oluşturmaktaydı. Her öğrencinin kendi

boşluklarını bulup onarmak ve daha ileri kavramlara geçmek çok zaman ve enerji alacak ve öğrenci

için utandırıcı olacaktı.

Öğrencilerin eksikliklerini tespit eden, bir sonraki aşamaya ne zaman geçeceğine karar ve yön veren,

kimin ne kadar süre ders çalıştığını belirleyen, doğru ve yanlış cevaplarda ne kadar süre harcadığını

belirleyen, konuları nasıl öğrendiğini tespit eden bunu yaparken öğrencileri başarısız değil başarılı

olmaya hazırlayan ve %100 başarıyı ölçmeye yarayan 10 soruluk grup soruları içeren bir yazılım

hazırladığını anlatıyor. Bu yazılım sayesinde öğrenciler konulardaki eksikliklerini tespit ederek geri

dönerek alıştırma yapabilecek ve 10 soruyu atmadan doğru cevap vermesini sağlamak olacaktır. Bu

sayede özgüvenleri ve özsaygıları çok artmıştı, bir sonraki daha zor kavrama geçmek için

sabırsızlanıyorlardı.

Gerçek Sınıfa GeçiĢ

2007 yılının başlarında Khan Academy‟nin videoları YouTube‟de yeni yeni yayınlanıyor

videoları kullanan birkaç bin öğrenci olmasına rağmen gerçek dünyadaki öğrenci ve öğretmenlerle

birebir etkileşim mümkün olmuyordu. Bu ilişkiyi görmek için Bay Area‟da bir yaz programına

başvurur. Bu program Peninsula Bridge olarak bilinen ve amacı kaynak yetersizliği çeken okullarda

ve mahallelerdeki çalışkan ortaokul öğrencilerine eğitim desteği sunmaktır. Kabul edilen öğrenciler

ücretsiz olarak yaz kursuna katılabiliyor.

Buraya kabul ediliyor ve yazarın sınıf düzeyinde ders anlatan programının tersine

öğretmenler temel seviyeden başlanmasını istiyor. Sınıflar seviye gruplarına ayrılmış ancak sınıf

seviyesine göre başlayan gruplarda başarı fazla olamazken öğrenciler diğer konulara geçtiklerinde

eksiklikler nedeniyle tıkanma yaşarken, temel seviyeden gelen ve eksikliklerini tamamlayan

13

öğrencilerin daha başarılı oldukları hatta “yavaş grubunda” olan bir öğrencinin “iyi grubunda” olan

öğrencilerin bile anlayamayacağı soruları rahatlıkla çözebildiğini görüyor. Bu şekilde programın

gerçek etkisini uygulamalı olarak test etmiş oluyor. Ayrıca öğretmenlerin tavsiyesi üzerine programı

geliştirme ve bazı eklemeler yapma imkânı buluyor.

Eğlence ve Oyunlar

2007 yılındaki tecrübe sonunda iki yaz boyunca Aragon Buringham adındaki bir uzay

mühendisi ile birlikte Aktif öğrenme deneyi üzerinde çalıştı. Youtube‟ye video çekerek yüklemekteki

amaç; eğitimi daha verimli kılmak, çocukların temel kavramları kısa sürede öğrenmesini, böylece

başka öğrenme türlerine daha fazla zaman kalmasını sağlamaktır. Yaparak öğrenmeye üretici ve zihin

geliştirici bir şekilde öğrenmeye. Aslında temel amaç gizli öğrenmeyi sağlamaktır. Bu nedenle

kamplarda zamanın çoğunu yaparak öğrenmeye ayırıyorlardı. Robot yaparak. Amaç karmaşıklık

katmaya elverişli, açık uçlu, basit bir oyun.

Başka bir oyun olarak “Paranoya Risk” ti. Burada kazanabilmeniz için diğer oyuncuların

hareketlerinden kötü niyeti anlamanız sonra kendi kısa vadeli çıkarınız için mi yoksa sizi avlamaya

çalışan oyuncuya savunma mı yapacağınıza mı yoksa avınıza mı saldıracağınıza karar vermeniz

gerekiyor. Öğrenciler farkında olmadan olasılık, beklenen değer ve öngörülemeyen olayların

modellenmesi hakkında derin iç görüler ediniyordu.

Ayrıca “kritik ağırlık don” oyunuyla ebelemece oynadıklarını sanarken karmaşık sistemlerin

nasıl çalıştığı hakkında derin bir sezgi kazanıyorlardı.

Suya Atlamak

2009 yılında artık videoları binlerce öğrenci izlemekte ve hosting hizmeti yetersiz kalmaktadır.

Khan Academy‟de işler gittikçe artmakta ve talep görmektedir. Ancak yazar serbest yatırım fonu

analistliği işinden ayrılma konusunda tereddüt etmektedir eşinin de küçük bir maaş alması işini daha

da zorlaştırmaktadır. Ama San Jose Teknoloji Müzesi‟nin verdiği büyük ödül için Khan Academy

finale kalmış ve YouTube üzerinden zenci bir öğrenciden teşekkürlerini bildiren bir e-posta alır.Bu

gelişmeler üzerine işinden ayrılarak Khan Academy üzerine yoğunlaşır.

2010 yılına kadar izlenme sayısındaki müthiş orana rağmen hiçbir ücret almayan, bağış işlerini

bilmediği için tüm masrafların kendileri tarafından aylık 5000 dolar harcamayla karşılanan çalışma

Google yetkilerince daha detaylı incelenmek amacıyla davet edilir. Yapılan iki görüşme de olumlu bir

sonuç çıkmaz ayrıca vakıflarla da olumlu bir sonuç alınmaz.

Daha sonra Ann Doerr isimli birisi bağış için (10.000 dolar ) bir e-posta gönderir. Yapılan

görüşmeden sonra 100. 000 dolarlık bir çek daha gönderir. İki ay sonra Aragon‟da birlikte yaz kampı

14

başlatırlar. Bill Gates Aspen‟deki Fikirler Festivalinde kendisinden bahsederek Khan Academy‟nin

hayranı olduğunu belirtir. Daha sonra birçok bloglar, twitlerde hakkında bahsedilir.

Bill Gates, görüşmek üzere kendisini davet eder, görüşmeden sonra Fortune Dergisinde “Bill Gates‟in

En Sevdiği Öğretmen” isimli bir yazı çıktı. Daha sonra Gates Vakfı 1,5 milyon dolar hibe yapacağını

böylece ofis kiralayıp beş kişilik bir takım oluşturacağını, sonra 4 milyon dolar daha vererek diğer

projeleri destekleyeceği belirtilmiştir. Google da egzersiz kütüphanelerimizi geliştirmemiz ve içeriği

dünyanın en çok konuşulan on dile çevirmek için Khan Academy‟e 2 milyon dolar vereceğini

belirtmiştir. Bu proje onların dünyayı değiştirecek 5 fikri destekleme amacını güdüyordu.

Los Altos Deneyi

2010 yılında Mark Goines (Silikon Vadisi‟nin önde gelen Melek Yatırımcılarından birisi) ile

tanışarak Los Altosta bulunan Los Altos Okulu seçilen pilot sınıflar için “farklılaştırılmış eğitim”

modeli uygulamak üzere anlaştılar. Los Altos teknolojinin nasıl kullanılabileceği, nasıl daha iyi hale

getirileceği konusunda öğretmen ve öğrencilerden öğrenilmesi açısından önemliydi. Ayrıca bu okul

bürokratik değildi, açık fikirliydi, Silikon vadisinin tam merkezindeydi ve Amerika‟nın en iyi

okullarından biriydi.

Şirket oluşturmak için Shantanu Sinha Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Müdür olmaya ikna ederek

yapılan çalışmaların yazılımları ve afişleri tekrar geliştirildi.

Yapılan pilot uygulamaya 5. Sınıf ve 7. Sınıftan ikişer şube olarak gönüllülük esasına göre

alınmış olup tüm öğrenciler istekli katılmışlardır. Burada öğrenciler yapılan çalışmaya istekli olup

öğretmenlerle iletişim olunca başarı gözle görülür biçimde arttı. Öğrenciler sadece programı değil

insan gelişiminde görünce öğrenme daha kalıcı hale geldi. En iyi aracı yapanlar, aracı kullananlar ile

arasında açık, saygılı, iki yönlü bir diyalog olduğunda yapılıyor.

Testin olası parametrelerinin ötesine geçen konular, fikirler ve anlama düzeyleri genellikle

görmezden geliniyor; sınıfın zamanını harcamaya değer görülmüyor. Müfredatta neyin test edileceği

beklentisine göre oluşturuluyor.

Pilot uygulamalarda dersler test hazırlığı ile değil kavramsal anlamaya yönelik öğretiliyordu.

Öğrenciler ileri düzey konulara geçebiliyor fakat başarı standart testlerine göre hazırlanmıyorlardı.

Yapılan test sınavında 5. Sınıf öğrencileri %96 başarı düzeyini yakalarken; 7. Sınıfta bir önceki yıla

oranla %106 başarı sağlandı. Bunun sonucunda kurul diğer yıllarda tüm 5.-6. Sınıflara matematik

derslerinde kullanma kararı aldı.7. Sınıflarda şubeler seviyelere göre ayrılmıştı ama burada takviye

eğitim sayesinde “yavaş “olarak daha önce tanımlanan birçok öğrencinin “iyi” olarak belirlenen sınıf

seviyelerini geçtiği gözükmektedir. Bu da öğrencilerin etiketlenmesinin yanlış olduğunu

göstermektedir. Yeterince hizmet sunulmayan, düşük performans gösteren güya “ yavaş” öğrenciler

çok ileri gidebiliyor. Khan Academy programını uygulayan öğrenciler birkaç derece üst seviyede

başarı sağlıyor.

15

2011 yılında Los Altos‟ta bölge çapında 1200 öğrenci ile devam etti. Aynı zamanda resmi pilot

programından bağımsız olarak dünya çapında kullanan 350.000 öğrenci ve 10.000 aşkın öğretmenli bir

sınıf ya da grup olarak aynı şekilde çalışma devam ediyor.

Tüm YaĢlar Ġçin Eğitim

2008 kredi krizi bütün piyasaları sarmışken ve bankalar batarken ben de olup bitenleri

anlamaya çalışıyor ve konuyu başa çıkılabilir ama birbirine kesinlikle bağlı parçalara ayırıp, sorunun

bir cephesini iyice anladıktan sonra bir sonrakine geçerek banka krizi ile ilgili video dersleri

yüklemeye başladım. Bu videoların kim için olduğunu hiç düşünmedim sadece yapmam gerektiğini

düşündüm.

Bunun sonucunda ekonomi ve iş dünyasında büyük rağbet gördü CNN konu hakkında 15 dakika

canlı ders vermem için davet etti.

Çevrelerindeki dünyanın sürekli değişen dinamikleri hakkında hangi yaştan olursa olsun

insanların eğitilmesi konusunda derin bir ihtiyacın olduğu kanısına vardım ve böylece Khan

Academy‟nin geleneksel okul öğrencileri için standart akademik konuları sunmaktan daha fazlasını

yapması gerektiğine inandım. Neden insanlar Resmi eğitimde 12 ya da 16 ya da 20 yıl geçirerek

öğrenime bu kadar yatırım yaptıktan sonra, tam anlamıyla yetişkin olduğumuzda musluğu

kapatıvermek keyfi hatta biraz trajikomik gelmiyor mu?

Değişim her yanımızda artarken, yeni şeyler öğrenebilmek en önemli beceri olabilir.

Yetişkinlerin bunu yapabilmesin, beklemek gerçekçi mi? Yanıt kesin bir evet. Öğrenme yetisi ömür

boyu sürüyor, belirli sınırlar içinde de olsa bu beceriyi üst seviyeye çıkartmak ve yönlendirmek de

elimizde. Ayrıca beynimizin hangi kısmını çalıştıracağımızı bile seçebiliyoruz.

Bilgi ya da beceri edinildiğinde ya da geliştirildiğinde, bu konu ya da becerinin yer aldığı

beyin bölgesinde nörolojik gelişme meydana geliyor. Bu da her şey hesaba katıldığında öğrenmenin

yaşamın herhangi bir aşamasında daha kolay ya da daha zor olmadığını sadece yetişkinlikte

öğrenmeye farklı bir biçimde yaklaşabileceğimizi düşündürüyor. Yani Androloji (Öğrenenin

kendisinin sorumluluğunu vurgular. Yetişkinler öğrenmek zorunda değil; onlar öğrenmeyi

seçebiliyor. Bu aktif seçim ve ardındaki isteklendirme odaklanmamızı sağlıyor ve öğrenmeyi

kolaylaştırıyor.) Androloji – öğretmenin yönetici değil rehber olduğu, öğrencinin kendi kendini

yönlendirdiği öğrenim –herkes için daha uygundur.

Pedagojide ise öğretmenlere vurgu yapıyor; ne öğrenileceğini ne zaman öğrenileceğini, öğrenilen

şeyin nasıl test edileceğini öğretmen belirliyor.

Bu durum Khan Academy‟nin yaklaşımının yetişkin öğrencilerin ihtiyaçları ve eğilimiyle uyumlu

olduğunu gösteriyor. Çünkü yetişkin ihtiyacı olan konuyu kendisi seçiyor, sorumluluk duygusu

taşıyor, zamanı kullanıyor, ne kadar öğreneceğine kendisi karar veriyor. Önceki bilgilerle

ilişkilendirebiliyor.

4. BÖLÜM/ DÜNYA OKULU

Belirsizliği Kucaklamak

Duke Üniversitesi Profesörlerinden Cathy N. Davidson (Mac Arthur Vakfı Dijital Medya ve

Öğrenme Yarışmaları eş direktörü ),dünyada bu yıl ilkokula başlayan çocukların %65‟i daha icat

edilmemiş işlerde çalışacaktır öngörüsünde bulunuyor. Bu öngörü gayet mümkün görünüyor çünkü

1960‟larda ilkokulda okuyan öğrencilerin 1970 ve 1980‟lerde en çok istihdam sağlayan kişisel

bilgisayar endüstrisinde çalışacağı veya 1980‟lerde kimsenin geçimini internet üzerinden

sağlayacağına dair bilgi yoktu.10-15 yıl öncesinde bu gelişmelerin hiçbiri öngörülebilir değildi. Kimse

bundan 10 yıl sonrasını bilecek kadar zeki değildir.

Durum bu kadar şüpheli iken eğitimde önemli olan onlara ne öğrettiğimiz değil, kendi

kendilerine öğrenmeyi nasıl öğrenecekleri. Onları istemeye yöneltmek, merakı beslemek, hayret

duygusunu cesaretlendirmek, bugün sormayı bile bilmediğimiz pek çok sorunun yanıtlarını bulmak

için ellerinde araçların olacağına dair güven aşılamak.

Bu açıdan bakıldığında geleneksel eğitim ve onun ezber üzerine yaptığı vurgu; dar bir bakışla

testleri hedefleyen herkese uygun olma iddiasındaki müfredatıyla artık bize yetmiyor. Geleneksel

eğitim cesaret kırmayı ve dışlamayı sürdürüyor, teknoloji temelli çözümleri görmezden geliyor.

Daha dâhil edici daha yaratıcı bir gelecek öneriyorum. Bilgisayarın ve internetin dönüştürücü gücüne

inanıyorum. Ama paradoksal bir şekilde ileriye g,den yolun , “ilerleme” adına unuttuğumuz bazı

daha eski modellere ve yöntemlere dönüşten geçtiğini de ileri sürüyorum.

Öğrencilik GeçmiĢim

Onuncu sınıfta iken Shantanu Sinha ile bir matematik yarışmasında tanışır. Sinha onu yener.

Kendisinin Cebir II alırken Sinha‟nın Kalkülüse çalıştığını öğrenir. Sinha Cebir dersinde ise “Testi

dışarıdan verdiği” söyler. Kendisi de aynı yol için okul yönetimine başvurduğunda “Sana izin

verirsek herkes yapmak ister.” Cevabını alır. Bu cevap üzerine eğitime dair temel inançlarından birisi

17

oluşur:”Eğer çocuklar kendilerine en uygun hızda ilerleyebilirse, bu şekilde daha mutlu ve daha

verimli olacaklarsa, neden herkes bunu yapmasın?

Sonunda istediği dersi almayı başardım ama karşı çıkarak ve yerel üniversitelerin birinde yaz

derslerine katılarak. Okul bu şekilde müfredattaki tek kalkülüs dersini almama izin verdi. Lise sonda

okuldan çok New Orleans Üniversitesine gittim.

Lise beni bağımsız ders çalışmanın ve kendine en uygun hızda öğrenmenin vazgeçilmez önemi

konusunda ikna etti ama standart ders anlatımının inanılmaz verimsizliğini; anlamsızlığını ve hatta

insanlık dışılığını bana gösteren üniversite oldu.

MIT‟de gerek öğrenciler gerekse öğretmenler çok başarılıydı. Arkadaşı Shantanu da aynı

üniversiteyi kazanmış ve birlikte kalıyorlardı. Amfilerde ders yapmak büyük bir zaman kaybıydı. Bu

konuda ikisinin temel teorisi şuydu: Çocuklar be derslere ya ebeveynleri her yıl okula x dolar ödediği

için gidiyorlardı ya da ders verenlerin çoğu akademik dünyanın ünlüleriydi, dolayısıyla biraz gösteri

dünyası gibiydi.

Her derse şaşmaz bir bağlılıkla gelen öğrencilerin sınavdan önceki gece en umutsuzca

çalışanlar olduğunu fark ettik. Çünkü sınıfta görev bilinciyle oturmuşlar ve konuya pasif olarak

yaklaşmışlardı, hiçbir zaman gerçekten ilgilenmemişlerdi. Genel geçer yaklaşım insan becerisiyle tam

bir uyumsuzluk içindeydi.

Yazar ve Shantanu Ders Kıranlar grubunda yer almıştır. Onlara göre bir saat boyunca bir

derste pasif bir şekilde oturarak mı, yoksa ders kitabıyla aktif bir şekilde çalışarak mı daha çok

öğrenebilirdik? Bir profesörü izleyerek mi yoksa denklemleri kendimiz türetip yazılımları yazarak mı

daha çok zenginleşirdik?

Sonunda üst daha fazla ders alma teklifi geldi. Herkes normalin iki katı dersle başa çıkabilirdi,

yeter ki derste oturmaktan kaçınalım ve öğrenmemize yardımcı olacak ne varsa onun peşinden

gidelim. Bu disiplin ve çalışma gerektiriyordu, hem de çok. Ama buradaki mesele etkili, doğal ve

bağımsız bir biçimde çalışmaktı.

Eğitimcilerin ilk baştaki amacı olabilecek en zeki öğrencileri çıkarmak değil, yeterince bilen

uysal ve standart vatandaşlar ve işçiler üretmekti. Bu nedenle öğrencilerin ne kadar öğrenebileceğine

değil, en az ne öğrenmeleri gerektiğine yoğunlaşılmıştır. Geleneksel müfredatlar öğrencilere nerden

başlayacaklarını söylemez; nerede duracaklarını söyler.

MIT‟de ikimizde iki kat fazla ders aldık ikimizde yüksek not ortalaması ile birden fazla lisans

derecesiyle mezun olduk. Diğerlerinden daha zeki olduğumuz için değil sınıfa pasif biçimde

oturmadığımız için.

Hızını kendi belirlediğimiz çalışma biçimiyle rehberlikle ve aktif deneyimlerle daha ileri

gidebiliriz, oraya daha verimli bir biçimde ulaşabiliriz. Kendi hedeflerimizi koymamıza izin verilirse

daha iddialı hedeflere ulaşabiliriz.

Tek Derslikli Okulun Ruhu

18

Çocukları doğum tarihlerine göre gruplandırma ve sınıf sınıf ilerletme modeli geleneksel

eğitimin temel bir yönüdür ve insanların çoğu bunun hakkında düşünmüyor. Bu durum her zaman

yapılan bir uygulama değildi. Endüstri Devriminden önce öğrencileri yaşlara göre gruplamak istisnai

bir durumdu. Endüstrileşmeyle birlikte şehirleşme meydana geldi ve çocukları yaşlarına göre

gruplandırmak mantıklı bir çözüm olarak görüldü.

Prusya modeliyle birbirinin içine akan insan düşüncesi alanları, kendi başına duran “ders”lere

bölüyor. Okul günü kesin hatlarla “ders saatlerine “ayırıyor, zil çaldığında tartışma ve araştırma

kesiliveriyor. Böylece eğitimin parçalanması, bölümlere ayrılması ve böylece kontrol edilmesi için bir

eksen ortaya çıkmış oluyor.

Yaşa göre ayrılmada çocukların belirli bir sınıf düzeyindeyken ne öğreneceğine dair, sonuçta

keyfi ama üzerinde uzlaşma olan standartların ve müfredatların gelişmesini mümkün kıldı. Sanki

herkes aynıymış gibi beklentiler uygun adım gidiyor. Ancak yolda nelerin yitirildiğine neredeyse hiç

bakılmadı.

Bariz olanı söylemek gerekirse çocukları yaşlara göre ayırmanın doğal hiçbir yanı yok. Aileler

bunu yapmıyor, dünyada böyle olmuyor, insanlık tarihi boyunca çocukların öğrenme ve sosyalleşme

biçimine de aykırı. Çocuklar bir araya geldiğinde küçükler de büyükler de bundan faydalanıyor.

Büyük olanlar küçük olanların sorumluluğunu üstlenirken küçükler büyüklere imreniyor, onları

örnek alıyor. Herkes daha olgun davranıyor. Küçükler de büyükler de işi ciddiye alıyor.

Bu yaş karışımını ortadan kaldırdığınızda herkes bir şeyler yitiriyor. Küçükler

kahramanlarını, idollerini, rehberlerini yitirirken büyükler lider olma, sorumluk üstlenme fırsatından

yoksun kalıyor bu da onları çocuk bırakıyor.

New York‟tan Berlin‟e, Bahreyn‟e kadar ergenlerimizin ruh halinde görülen bu durum ortaya

çıkıyor. Onları taleplerimizle ve rekabetle bunaltıyoruz, başkalarına akıl hocalığı yapmalarına, yardım

etmelerine fırsat vermiyoruz. O yüzden yalıtılmışlıklarının ve bencilliklerinin sorumlusu biraz da

biziz. Yaratılış gereği 12 yaşında ergenliğe başlayan bir çocuğa ebeveyn olma özelliği verilmiş

olunuyor, başkalarının sorumluluğu kazandırılmış oluyor. Aksi takdirde bu durum olmazdı.

Bu nedenlerden ötürü geleceğin okulunun güncellenmiş tek derslikli okul fikrinin etrafında

kurulması gerektiğini düşünüyorum. Farklı yaştan çocuklar kaynaşmalı. Böylece büyük olanlar

küçüklere yardım ederek konuyu pekiştirir, öğretmen yalnız kalmaz herkes aynı zamanda öğretmen

olur, buna göre de saygı görür.

Bu uygulama Los Angeles‟taki Marlborough School Kız Okulunda deneniyor. Bu okulda da

matematik dersinde Khan Academy programı kullanılmaya devam ediliyor.

Takım Sporu Olarak Öğretme

Geleneksel sınıf öğretimi dünyanın en yalnız işlerinden biridir. Etrafı bir öğrenci deniziyle

çevrili öğretmen körfezdeki bir yalnız kaya gibidir. Asıl işini yaptığı sırada tek başınadır. Yaş

açısından karma sınıfların bir uzantısı olarak öğrenci / öğretmen oranlarını korumayı ama sınıfları

19

tamamen birleştirmeyi öneriyorum.25 sınıflık tekbir öğretmen yerine 75-100 kişilik bir sınıfa üç ya da

dört öğretmen olmasını öneriyorum. Bunun birkaç avantajı var. Tek öğretmenli sınıfta tek öğretmen

ve tek tekniğiniz olurken birden fazla öğretmenle teknik sayısı artacaktır. Öğretmenler birbirleriyle

paralel çalışabilir. Bir öğretmen bir konuda daha uzman olabilir veya ara verme ihtiyacında diğer

öğretmen devam edebilir. En önemlisi ise öğretmenlik çok yönlü ve karmaşık bir meslek olduğu için

çok öğretmenli bir düzenleme her öğretmene en iyi yaptığı işe odaklanma fırsatı verir.

Çok öğretmenli bir sınıf duygusal ve pedagojik açıdan da mantıklıdır. Çok öğretmenli sistem

tükenmişlik sendromunu çözmekte çok yararlı olur. Öğretmene yol arkadaşı olduğu için daha az

stresli olur. Genç öğretmenler deneyimli öğretmenlerden yararlanır. Daha yaşlı olanlar gençlerin

enerjisinden faydalanır.

Bazı çocukların öğretmenlerinden nefret ederken koçlarına taptığını hiç fark ettiniz mi? Bunun

nedenlerinden biri hiç kuşkusuz öğretmenlerin öğrencilerin yapması gereken şeyleri temsil etmesi

ama koçların öğrencilerin yapmayı seçtiği şeyleri temsil ediyor olmasıdır. En büyük sebep ise koçların

spesifik olarak ve açıkça çocukların yanında olması. Bireysel sporlarda koç ya en büyük ya da tek

müttefiktir. Kazandığında kendisi de kazanırken kazanamadığında teselli eder.

Buna karşılık öğretmenler öğrenci gözünde onların tarafında olan biri değildir. Boş zamanları

kalmasın diye yığınla ödev ve birbiriyle ilişkisi olmayan formüller veren ve onları küçük düşüren

biridir. Öğretmenler de en az koçlar kadar öğrencilerini rekabet dünyasına hazırlıyor ama bu mesaj

ender olarak açıkça ortaya konuyor. Oysa bunu yapmanın tek yolu sınıfta yapılanların dış dünyadaki

gerçek rekabete hazırlıktan başka bir şey olmadığını açıkça anlatmak.

Kaosa Düzen Getirmek Ġyidir

Mükemmel bir biçimde idare edilen bir sınıfı düşünün her şey düzenli tüm gözler öğretmende

ama bu düzen cenaze için en uygun olabilir ama bence ideal sınıf çok farklı sesler ve gürültüler

içeriyor. Bu hayali okulda tek başına çalışmak isteyenler dışında geri kalan kısmı birlikte çalışıyor

olmanın sesleriyle dolup taşardı.

Öğrencilerin temel ders konularını günde bir ya da iki saatte işleyebileceği, sonra destekleyici

bir ortamda kendi çalışmalarını yapabileceği saat başı bölünmeyen zamanı ve mekânı sunan bir okul

çocukların çoğunun akademik ve yaratıcılık açısından da duygusal olarak da gelişmesini sağlar.

Benim anlattığım sınıf ile bugünkü sınıflar arasındaki en önemli fark, duvarların zihinsel değil sadece

yüzeysel fiziksel sınırlar koyacak olmasıdır.

Yaz Mevsimini Yeniden Tanımlamak

Eğitimi 20. Yüzyıla hatta 21. Yüzyıla taşıyacaksak yaz tatili fikrini radikal bir biçimde baştan

düşünmemiz gerekir. Çağdaş eğitimi verimsiz ve ihtiyaçlarımızla uyumsuz hale getiren bütün modası

geçmiş fikir ve adetler arasında en kötüsü yaz tatilidir. 1730‟larda önce karnını doyurmayı düşünen

tarım toplumunda ortaya çıkan bu uygulama endüstrileşmiş toplumda önemini yitirmiştir.

20

Yaz tatili devasa bir zaman ve para kaybı, okullar ve öğretmenler boş durmakta, öğrenciler

öğrenmemekte aksine öğrendiklerini de unutmaktadır.

Tatilde zengin aileler çocuklarıyla birlikte tatil yaparak bir şeyler öğrenebilir, şanslı çocuklar

yaz kurslarına katılabilir. Diğerleri de kendilerinin belirlediği projelerin peşinden koşabilir. Bunlar

güzel şeyler ama yaz saatlerinin büyük bir kısmı boşa geçiyor.

Öyleyse geleceğin okulu, yaz tatili konusunda nasıl yaklaşmalı? Benim fikrim ne zaman

ihtiyacınız olursa tatile çıkabileceğiniz, onun dışında okul deneyiminin hep sürdüğü bir düzen

olurdu. Her öğrenci kendine uygun bir hızda devam ettiği için ders kaçırma gibi bir durum

olmayacaktır. Aynı durum çok öğretmenli sınıflar için de geçerli, öğretmen istediği zaman izne

çıkabilir çünkü yardımcısı var.

Khan Academy‟nin internet temelli bilgisayar videolarıyla öğrenci istediği yerden de derse

devam eder ve öğretmen geri bildirim sayesinde kontrolü sağlayabilir. Bu durumda okula da ihtiyaç

yoktur. İstenilen yerden ders çalışılabilir.

Karnelerin Geleceği

Geleneksel okullarda öğrenciler notlarla değerlendirilir. Bütün okullarda “notu bol ve notu

kıt” olanlar vardır. Bu durum bu kadar keyfi ise ve b kadar değişebiliyorsa şehirler, ülkeler arsında

kim bilir ne kadar bir değişiklik söz konusudur. Not ortalaması öğrencinin zekâsını ve yaratıcılığını

göstereceğini zannetmek körlük ve aptallıktan başka bir şey değildir. 3,6 not ortalaması alan bir

öğrenci 3,2 not ortalaması alan bir öğrenciden farklı olarak ne verebilecektir?

Geleceğin okulu olarak öğrencilerin performansını ve potansiyelini nasıl ölçerdim? İlk olarak

notları tamamen kaldırırdım. Tam öğrenmeye dayanan bir sistemde notlara zaten ihtiyaç yoktur. Tam

anlama noktasına gelene kadar kimse arkadan itilmeyecek dolayısıyla verilecek tek not A olurdu.

Testleri kullanırdım ama içeriğini değiştirirdim. Daha öğretici sorular katardım ve ucu açık bir

tasarım unsuru eklemeye çalışırdım; bu da test hazırlık fabrikalarının çekiciliğini sınırlar ve

dolayısıyla zengin ailelerden gelen çocukların haksız avantajını azaltırdı.

Bunun yerine öğrencilerin değerlendirilmesini iki ana unsura dayandırırdım: Bir öğrencinin

yalnızca ne öğrendiğini değil, nasıl öğrendiğini de gösteren, süreğen ve yıllara yayılmış bir anlatı; bir

de öğrencinin yaratıcı işlerinden oluşan bir portfolyo.

Bunlar dışında öğrencinin başkalarına yardım etme isteği ve yeteneğinin de kaydı tutulmalı

ve onurlandırılmalıdır.

Merak ve yaratıcılığın belirli bir konuda yatkınlıktan daha önemli özellikler olduğunu herkes

kabul etmeye başlıyor ama yine de dar tanımlı sanat okulları dışında pek az kurum bir adayın yaratıcı

üretimine bakıyor.

Hizmet Edilmeyenlere Hizmet Etmek

21

Khan Academy misyonu “Herkese, her yerde, dünya standartlarında ücretsiz eğitim

sunmak.”Eğitimin yetersizliği ve ona paralel giden yoksulluk, umutsuzluk ve huzursuzluk bu

nedenle yerel değil küresel sorunlar. Dünyanın bütün eğitimli zihinlere ve parlak geleceklere ihtiyacı

var, hem de her yerde.

Kendi çocuklarımız iyi eğitim aldığı sürece, bir sokak ötedeki, bir ülke ya da kıtadaki

çocuklarla ilgilenmiyoruz. Onları giderek yayılan bir eşitsizlik ve artan bir istikrarsızlık dünyasına

mahkûm ediyoruz bence. Çocuklarımıza yardım etmenin daha iyi yolu, bütün çocuklara yardım

etmek.

Bilgisayar temelli, öğrencinin kendi hızında ilerleyen öğrenimin bütün dünyada koşulları

eşitlemeye yönelik inanılmaz bir fırsat yarattığını düşünüyorum. Bunu yapmanın maliyeti çok

düşüktür. İnsanlar önceden ne kadar korkunç bir yoksulluk içindeyse, yaşayacakları iyileşme de o

kadar devrimsel oluyor.

Dünya bankası tahminlerine göre her gün devlet ilkokullarındaki öğretmenlerin %25 „i işe

gitmiyor, gidenlerin %50‟si ders yapmıyor. Dünyanın değişik bölgelerinde eğitimin en temel

ihtiyaçları bile karşılanamaz düzeyde. Yoksul ülkelerde ikinci el ders kitapları için bile para

bulunamıyor.

Bütün bu olumsuzluklara çare olarak ücretsiz sunulan video dersleri var. Bu tüm Hindu,

Urdu ve Bengalceye çevrilerek DVD şeklinde ücretsiz dağıtılmış.

Yazar Silikon vadisindeki eğitimin aynısını yoksul köylerdeki çocuklara da vermek

idealindedir. Bunu çeşitli çözüm yollarıyla yapmaktadır. Hindistan‟da 100 dolarla 5 yıl

kullanılabilecek bir küçük bilgisayarı 4 öğrencinin kullanabileceğini böylece maliyetin çok düşük

olacağını; Güney ve Doğu Asya‟da orta düzey ailelerin özel öğretmenlerle destek alma yerine Khan

Academy‟nin müfredatını kullanarak hem daha ucuz ve kanıtlanmış programları kullanmanın daha

faydalı olacağını belirtiyor.

Herkes için tek tip çözüm olmayacağını belirtirken düşük maliyetli eğitim sunarak, bunun

geliriyle yoksul öğrencilere ücretsiz sunarak geleceğin planlanması gerekir. Milyonlarca beynin boşa

harcanmasının maliyeti kabul edilemez.

Referansların Geleceği

İnsanlar eğitim hakkında konuşurken fikirleri birbirlerine karıştırıyorlar. Bunlardan ilki

Öğretme ve Öğrenme Fikri. İkincisi Sosyalleşme Fikri. Üçüncüsü Referans Verme Fikri. Birine bildiği

şeyleri gerçekten bildiğini dünyaya kanıtlayabilmesi için bir kâğıt parçası verme. Bunlar hep birbirine

karışıyor çünkü hepsi aynı kurumlar tarafından gerçekleştiriliyor; üniversiteye öğrenmek, hayat

tecrübesi edinmek ve bir derece almak için gidiyoruz.

Üniversitelerin öğrenme ve referans verme özellikleri birbirinden ayrıldığında neler olur?

Bu özellik bağımsız kuruluşlar tarafından test edilse ve isteyen girebilse ne olur? Öğrenciler en iyi

üniversitelerin isimlerini yazarlar ancak yerel üniversitelerde okuyan ve başarılı olan öğrenciler

22

sadece referans nedeniyle elenmekten kurtulur. İşverenler tarafından belirli isimli üniversite algısı

ortadan kalkar. Üniversite demek fırsat demektir oysa gerçekte daha iyi bilinen daha seçkin bir

okuldan mezun olmuş biri fakir bir aileden gelen ama iyi not alan yerel bir üniversiteden gelen

öğrencilerden daha çok tercih edilecektir.

Bizim varsayımımıza göre öğrenci hazır bulunuşuna göre sınava girecek, üniversite için fazla

para ödemeyecek Khan Academy veya başka referanslarla hazırlanarak iş dünyasının karşısına en

hazır şekilde çıkacaktır.

Bu durum marka olmuş üniversiteye gitme lüksü olmayan öğrenci çoğunluğu için fırsatları ve

ekosistemi değiştirecektir. Herhangi bir alanda herhangi birinin bugün yükseköğrenimin gerektirdiği

para ve zaman fedakârlığına katlanmadan kendini geliştirmesini ve değerli referanslar için

hazırlanmasını sağlayacaktır.

Üniversite BaĢka Nasıl Olabilir

Üniversite eğitimini ihtiyaçlarımız doğrultusunda nasıl değiştirebiliriz. Öğrencilerin çoğunun

üniversiteden beklentileri öncelikle iş bulma, ikinci olarak iyi bir entelektüel deneyim ve sosyal

deneyim kazanmak.

Geleneksel üniversitelerin ekonominin ya da emek piyasasının kaprislerine hizmet etmesini

beklemek haksızlık olur. Bunlar olabildiğince az pratik sınırlamayla entelektüel hakikatlerin ve saf

araştırmanın peşinden gidilebilmesi için “gerçek dünyadan” yalıtılmış yerler olarak tasarlanmış.

Birçok profesör araştırma yapmak için işe alınmış, ders anlatmak istemiyor.

Öğrencilerin beklentileri ile profesörlerin eğilimini bağdaştıracak bir üniversite deneyimi

tasarlamak mümkün mü? Bu deneyimi bedava yapmanın, hatta katılsınlar diye öğrencilere para

vermenin bir yolu var mı?

İşverenler, öğrenciyle çalışarak yapılacak değerlendirmenin bütün diploma ve karnelerden

daha sağlam olduğunu biliyor. Öğrenciler de sezgiye aykırı bir şeyi anlamaya başladı: Bilgisayar

bilimini entelektüel anlamda kavramanın en iyi yolu ders kitaplarını okumak ya da dersliklerde

oturmak değil Google, Microsoft ya da Facebook gibi şirketlerde çalışmak. Bu şirketlerin stajyerlerine

verdiği projelerin okulda verilen bir parça yapay projelerden entelektüel anlamda çok daha zorlayıcı

ve açık uçlu olduğunu görüyorlar.

Hem entelektüel hem de iş olanakları açısından stajların artan önemi ortadayken, geleneksel

üniversiteler bunları yaz aylarıyla sınırlarken Kanada‟nın en iyi mühendislik okulu olarak bilinen

Waterloo Üniversitesi yıl içerine yaydığı için Microsoft ya da Google koridorlarında en iyi Amerikan

Üniversite öğrencileri kadar Waterloo öğrencilerine de rastlanır. Çünkü staj süresini doğru kullanıyor.

Daha geniş ve daha derin deneyim sahibi oluyor ve daha çabuk iş bulabiliyor.

Bir üniversite hayal edelim diğer üniversitelerden tamamen farklı olarak öğrencilerin

günlerini nerede ve nasıl geçirdiği önemli olan. Öğrenciler dersliklerde not tutmak yerine gerçek

dünyadaki entelektüel projeler sayesinde aktif öğreniyor, Öğrenciler ayrıca girişim sermayedarlarının

23

ve başarılı girişimlerin yanında staj yapabilir, bunun sonunda da kendiişlerini kurmaya yönelebilir.

Üniversitenin önde gelen rollerinden biri bu stajların zorlayıcı ve entelektüel olmasını, öğrencilerin

gelişimini gerçekten desteklemesini sağlamak olur.

Sanat dallarında notsuz seminerler fikrini vurgulamak istiyorum. Not kaygısı olmadan

sanatın ve Edebiyatın zevkine varacak. Sanatı sevmeye yönelten şey motivasyon, bir topluluğun

kültürü ve araştırma olanaklarıdır, notlar ve kredi zorlukları değil.

Silikon Vadisinde çıraklık üzerine kurulu bu varsayımsal üniversitede öğrencilerin birlikte

çalışacağı yöneticiler, bilim insanları, sanatçılar tasarımcılar ve mühendisler neden olmasın?

Geleneksel üniversitelerde Nobel ödüllü insanlar sıralanırken bizim üniversitede öğrencilere rehberlik

yapan büyük iş adamlarını, mucitleri ve yöneticileri sıralayacak. Bunun yanı sıra tarih, hukuk,

edebiyat ya da matematik alanlarında uzmanlaşmış profesyonel öğretim üyeleri olabilir.

Öğrenciler işverenle çıraklık döneminde çalışacağı için onlardan alacakları referans

mektupları önem arz edecek.

Üniversite konusunda farklı düşünen sadece ben değilim PayPal‟ın kurucularından ve

Facebook yatırımcılarından Peter Thiel de üniversiteyi bırakıp proje yapan 20 öğrenci için 100.000

dolar veriyor. Burada amaç geleneksel yolun herkes için en iyi yol olmayabileceğini insanlara fark

ettiriyor olmasıdır. İkimiz arasındaki fark ben üniversite fikrinden tamamen vazgeçmiş değilim.

Uygulamamı illa ki yeni bir üniversitede oluşturarak yapmak gerekmez. Var olan kampüsler ders

anlatmaya dayalı dersler azaltılarak ya da kaldırılarak öğrencinin daha geniş bir dünyada araştırmaya

ve kooperatiflere katılmasını sağlayarak ve öğrencilere akıl hocalığı yapmak için büyük bir istek

duyan, geniş bir birikimi olan daha fazla sayıda öğretim üyesi bulundurarak bu yönde ilerlenebilir.

SONUÇ

Yaratıcılık Ġçin Zaman Yaratmak

Eğitim tarihinin en eski sorularından biri: Yaratıcılık öğretilebilir mi? Bunun cevabı kesin

olarak bilinmez ama yaratıcılık ve hatta deha kesinlikle bastırılabilir. Bugünkü eğitim sistemimiz

bunu yapmak için tasarlanmış sanki. Bugünkü sistemimizin neredeyse her şeyi pasifliği, çoğunluğa

uymayı ödüllendiriyor, farklılığı, taze düşünceyi engelliyor. İnisiyatif almaya iyi gözle bakılmıyor.

Öğrenciler okul sıralarında tamamen pasif durumda. Bu dar yolda başarılı olmak için bir miktar

disiplin ve zekâ gerekiyor ama özgünlük veya özel olmak gerekmiyor.

2001 yılında seçkin üniversitelerden birinin öğrenci kabulleri dekanı bir grup öğrenciye,

”Neyin hayalini kuruyorsunuz? Diye sormuş. Çocuklardan biri de demiş ki , “Hayal kurmuyoruz.

Karşılığında bir ödül yok, biz de uğraşmıyoruz.”

Temelleri sağlam kavramış hemen herkesin neredeyse her kavramı sezgisel olarak

anlayabileceğine inanıyorum. Öğrenciler kayda değer herhangi bir şey başarabilmek için öncelikle

24

sağlam temele sahip olmalı. Ama bunu yaparken yaşamlarının yarısını harcamamalı. Kendine en

uygun hızla ilerleyen video dersleri, bilgisayar temelli geribildirim ve daha önce anlatılan takım

öğretimi ile birleşirse, temel ders yükü günde bir iki saatte halledilebilir. Bu da hem bireysel hem de

toplu olarak yaratıcı çalışmalar için beş, altı hatta yedi saat bırakabilir.

Hayalimdeki okulda kavramlar arsındaki sürekliliği ile bağlantıları vurgulayacağım için bir

“ders” ile diğeri arasında tuğladan duvar olmayacak. Araştırmayı kesmelerini söyleyecek saat

olmayacak. Yaratıcılığın çıkmasına izin verilecek.

Gerçek yaratıcılığa izin verir ve onu cesaretlendirirsen, başarısızlık olasılığını da göze alman

gerekir. Bir yıl emekten sonra bir şey elde edilmeyebilir ama ne fark eder bu süreç içerisinde

öğrenilenler de önemlidir. Amerika‟yı yenilikler için en verimli yapan şey, riskin ve başarısızlığın

burada dünyanın geri kalanından çok daha az aşağılanması. Okullarımız da böyle olmalı; güven

içinde deney yapabilecek, başarısızlığın bir utanç işareti değil, bir öğrenme fırsatı olduğu bir ortam

olmalı. Ne yazık ki eğitim kurumumuz başarısızlıktan hem korkuyor hem de nefret ediyor, ona kötü

bir söz olarak bakıyor.

Hayalini kurduğum okul hatalara izin veren, yan yollara sapmayı cesaretlendiren, büyük

düşünmenin bir süreç olarak el üstünde tutulduğu bir yer olacak. Dâhil edici olacak, makul bir yer

olacak. Hem topluluklar içinde hem de uluslararası alanda eşitsizliklerin kaldırılmasına katkıda

bulunacak.

Bu okul dünyanın en sessiz yerlerinden biri olmayacak, bir şapelden çok arı kovanına

benzeyecek. Uygun adım değil öğrencinin kendi hızında ilerleyen öğrenim, öğrencileri evrenin

işleyişiyle ilgili son keşiflerini paylaşmaya yöneltecek.

Okulun ileri kolları Skype ya da Google Hangousts gibi şeyler aracılığıyla birbirleriyle

bağlantılı olacak. Gezegenin çeşitli yerlerindeki öğrenci ve öğretmenler birbirleriyle iletişim halinde

olacak.

Harç ve tuğla olarak okul hala inşa edilmedi fakat okulun temelini oluşturan fikirler milyonlarca

online öğrenci ve fiziksel dersliklerdeki on binlerce öğrenci tarafından sahada sınandı. Hikâyeler

şeklinde derlenen ya da somut veriler şeklinde ölçülen sonuçlar son derece memnuniyet verici.

Khan Academy ve onun temelini oluşturan sezgi ve fikirler bize daha iyi bir eğitim geleceği

sağlayacak en iyi yol olduğunu iddia etmiyorum. Vizyon ve iyi niyet sahibi başka insanların başka

yaklaşımları var ve umuyorum ki, hepsi geniş dünyada denenme şansı bulur. Ama yeni ve cesur

yaklaşımların denemesi gerekiyor. Her şeyin olduğu gibi kalmasına izin veremeyiz. Hiçbir şey

yapmamanın bedeli kabul edilemeyecek kadar yüksek, para cinsinden değil insanların geleceği

cinsinden ölçülüyor. Sorunların olduğu yerde çözümlerin de olduğuna inanıyorum. Eğitim

hastalığımızın tedavisinde Khan Academy kısmi bir rol bile oynasa katkıda bulunmuş olmaktan

gururlanacağım ve kendimi ayrıcalıklı hissedeceğim.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder