Nüfusun Tarihsel Artışı ve Değişimi - DERS KİTABI CEVAPLARI

Yeni Yayınlar

Mayıs 23, 2018

Nüfusun Tarihsel Artışı ve Değişimi

Edit
 DERS KİTABI CEVAPLARINA BURADAN ULAŞABİLİRSİNİZ! 

Nüfusun Tarihsel Artışı ve Değişimi 

Nüfus nedir, nasıl belirlenir? İlk çağlardan günümüze dünyadaki nüfus artış ve azalması nasıl gelişmiştir, nedenleri nelerdir, tarihçesi.


Nüfusun Tarihsel Artışı ve Değişimi
Nüfus, herhangi bir bölgede belirli bir zaman içinde yaşayan insanların toplam sayısıdır. Yapısı ve dinamik özellikleri demografi başlığı altında incelenir.

Nüfusun Tarihsel Artışı ve Değişimi
Nüfusun Tarihsel Artışı ve Değişimi 

Nüfus yalnızca bir aritmetik toplam değildir; yaş ve cinsiyet yapısını, nüfusu oluşturan bireylerin sosyal ve ekonomik niteliklerinin dağılımını ve değişmelerini de kapsar. Bir bölgedeki nüfus, zaman içinde, doğumlar ve gelen göçmenler yoluyla artar; ölümler ve giden göçmenlerle azalır. Belirli bir nüfus içinde doğumların sayısı, o nüfusun doğurganlık düzeyini belirler. Nüfusun ikinci önemli belirleyicisi ölümlülük ya da ömür uzunluğu ile ilişkili olan ölümlerin sıklığıdır. Göç ise nüfusun üçüncü önemli belirleyicisidir.

İlkçağlardan günümüze nüfus artışı ve azalması. Modern çağlara değin dünya nüfusunun artış hızı çok düşük kaldı. İlkel toplumlarda insan ömrü çok kısa olduğundan doğurganlık büyük önem taşıyordu. Öte yandan Eski Yunan, Roma İmparatorluğu ve Çin’de doğum kontrolü biliniyor ve uygulanıyordu. Roma İmparatorluğu’nun çöküşünü izleyen büyük yıkım ve düzensizlik döneminde genel olarak azalma eğilimi gösteren Avrupa nüfusu 9. yüzyılda belli bir istikrar ve artış göstermeye başladı. 14. yüzyılda ise açlık, sürekli savaşlar ve özellikle bütün Avrupa’yı saran veba yüzünden büyük kayıplar verildi. 1347-51 arasında Avrupa’nın çeşitli bölgelerinde nüfusun yaklaşık üçte biri vebadan öldü. 

15. yüzyılda nüfus bir ölçüde yeniden arttıysa da gerek savaşlar, gerekse 15. yüzyıldan sonra Amerika’ya göçler nedeniyle Avrupa nüfusu 17. yüzyıla değin oldukça durağan kaldı. Amerika kıtası yeni gelenlerle dolarken savaşlar, katliamlar ve yeni hastalıklar yerli nüfusun hemen hemen yok olmasına yol açtı. O dönemde Afrika yarı yarıya boş, Asya ise öbürlerine göre en kalabalık kıta görünümündeydi. Ölüm oranlarının ilk sınıflandırılması ve dünya nüfusuna ilişkin ilk tahminler de 17. yüzyılda yapıldı; İngiliz istatistikçi John Graunt düzenli ölüm istatistikleri yayımlarken Felemenkli Isaak Voss (Isaac Vossius) dünya nüfusunu 545 milyon olarak tahmin etti.

17. yüzyılda Batı Avrupa dahil bütün dünyada nüfus, demografik açıdan “doğal” sayılabilecek yapıdaydı. Bu tarihten sonra ise modern çağın ilk demografik devrimi olarak nitelenebilecek büyük bir dönüşüm başladı. Açlık, salgın hastalıklar, doğal afetler ve savaşlar nedeniyle nüfus artış hızında bölgesel dalgalanmalar görülmekle birlikte, dünya nüfusu 18. yüzyılın başlarına değin çok yavaş artmıştı. Bu tarihten sonra özellikle Batı Avrupa’da ölüm oranlarının istikrarlı bir biçimde düşmesi nüfus artışının hızlanmasına yol açtı. Bu gelişmenin başlıca nedenleri bir yandan daha iyi beslenme ve sağlık koşullarıyla yaşam standartının yükselmesi, bir yandan da tıp teknolojisinde önemli gelişmelerin sağlanmasıydı.

Avrupa genelinde doğum oranı ölüm oranından daha sonra (Fransa’da yaklaşık aynı dönemde) düşmeye başladı. Böylelikle Avrupa yüz yılı aşkın bir süre içinde yüksek doğurganlık ve ölümlülük düzeylerinden alçak doğurganlık ve ölümlülük düzeylerine geçti. Bu geçiş sürecinde de nüfus artış hızı en yüksek düzeyine ulaştı. Dünyanın geri kalan bölgelerinde ise benzer bir demografik devrim yaşanmadı.

II. Dünya Savaşı yılları ve hemen sonrasına rastlayan ikinci demografik devrim gelişmiş ve azgelişmiş ülke nüfuslarında önemli sonuçlara yol açtı. Gelişmiş ülkelerde yüz yıldan beri düşmekte olan doğum oranı yeniden artma eğilimi gösterirken azgelişmiş ülkelerde ölüm oranı hızla düşmeye başladı. Doğum oranının aynı hızla düşmediği ikinci grup ülkelerde Avrupa tarihinde gözlenenden çok daha hızlı bir nüfus artışı başladı. Böylece dünya geleneksel (genç, doğurgan, ama ölüm oranı yüksek) ve modern (yaşlı, hem doğum, hem ölüm oranı düşük) olarak tanımlanan nüfusların yanında yeni bir nüfus türüne (genç, doğum oranı yüksek, ölüm oranı düşük) tanık oldu.

Cumhuriyet’in kuruluş yıllarında, Türkiye’de özellikle ölümlerin çok yüksek düzeyde olması nedeniyle nüfus artışı oldukça yavaştı. I. Dünya Savaşı, Balkan Savaşları ve Kurtuluş Savaşı özellikle yetişkin erkek nüfusta büyük kayıplara yol açmış, nüfusun yaş ve cinsiyet yapısındaki bu dengesizlik yüzünden doğurganlık da düşük kalmıştı. Cumhuriyet’ten sonra ise bir yandan başarılı sağlık kampanyaları (örn. verem savaş, sıtma savaş), bir yandan da savaşsız yılların getirdiği istikrar ile ölümlerde azalma ve doğumlarda artış gözlendi. II. Dünya Savaşı’ndan sonra nüfus artışı çok yüksek bir düzeye ulaştı.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder