Canbaz Kitap Ozeti - Ders Kitabı Cevapları ve Çalışma Kitabı Cevapları

Yeni Yayınlar

Haziran 12, 2013

Canbaz Kitap Ozeti

Edit
 DERS KİTABI CEVAPLARINA BURADAN ULAŞABİLİRSİNİZ! 
452 CANBAZ KİTAP ÖZETİ


KİTABIN ADI : CANBAZ 
KİTABIN YAZARI : EMİNE IŞINSU
YAYINEVİ : TÖRE-DEVLET YAYINEVİ
(1982) 466 SAYFA

KİTABIN KONUSU : 1970’lerin Türkiyesi, çalkantılı, huzursuz ve çok karmaşık görünümünü konu alan bir roman.

KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER :
Her sayfasında memleketimizin insanlarının 1970’li yıllarda çektiği zorlukları görebileceğimiz bu eser, o dönem hakkında bilgi sahibi olunması bakımından herkes tarafından okunmalıdır. 

YAZAR HAKKINDA BİLGİ :
Eskişehir doğumlu Ankara Kız Lisesi mezunu. Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesinde Alman Dili ve Edebiyatı , Latin Dili ve Edebiyatı okudu. 1965 yılında Alman Dili ve Asistanı oldu. Birçok araştırmasıyla Doktor, Doçent ve Profesör oldu. Alman, Avusturya ve İsviçre edebiyatlarından çevirileri yayınlandı. 1970 dönemlerde politika ve siyaset üstüne çeşitli kitaplar yazdı ve o dönemi yakından takip etti. 

KARAKTERLER :
Sevgi Selen ATASOY:Gazi Eğitim Entitüsü,İngilizce Bölümü Öğrencisi.
Gülnaz ATASOY:Selen’in Annesi, Birleşik-Yağ-İş Sendikası Başkanı.
Atakan ATASOY:Selen’in Amcası, Yurt İşçileri Sendikaları Konfederasyonu görevlisi.
Akif KOÇSA:Fabrikatör.
Tülin KOÇSA:Akif Koçsa’nın Kızı,Siyasal Bilgiler Basın Yayın Yüksekokulu Öğrencisi.
Sevim GÜN:Pansiyon Sahibesi.
Mehmet GÜN:Sevim’in Yeğeni, Siyasal Bilgiler Fakültesi Mezunu.
İlhan KASAPOĞLU:Orta Doğu Teknik Üniversitesi Mezunu.
Mahmut GÜLERYÜZ:Yurt İşçileri Konfederasyonu Başkanı.
Vehbi IŞIK:İşçi Sendikaları Genel Sekreteri.
Zühtü KAYMAK:Doyum-İş Sendikas Başkanı.

KİTABIN ÖZETİ :
Romanın kahramanı Selen, ilk bölümde onun yaşantısından bahsediliyor. O zamanın modern eğitimi eleştiriliyor. 

Ankara Gaziosmanpaşa’da Sevim Gün’ün pansiyonu, İstanbulda Gülnaz Atasoy, dolayısıyla işçi sendika kapitalist çevreleri ve olaylara sol ve sağ eylemci olarak katılanların memleketi Sivas. Sivas Anadolu’yu, Doğu’yu temsil eden, çeşitli toplumsal özellikleriyle olaylara karışmaya yatkın insanları olan bir kent.

İdeolojik eylemciliğin nedenlerini genellikle solda birer psikolojik defekte arayan Işınsu, Koçsa’nın kızı Tülin’in üvey ana baba yaşantısına, yani sevgi eksikliğine bağlarken, edebiyat öğretmeni Nebahat Hanımın kısırlığını, bu yüzden kocası tarafından terkedilmişliğini vurguluyor.

Romanın bir başka yerinde yazar, solculukla komplekslik arasında bağıntı görme eğilimine deyiniyor.

Romanın sembolik başlığı, eser içinde birkaçkez yormlanıyor: Canbaz, pansiyon sahibi Sevim’in bir buluşu olarak açıklanıyor.

Sevim, roman kurgusu içinde yazarın görünürde en çok özdeştiği figür. Yazar olarak kişileri ve olayları nesnel bir mesafeden görüp göstermek gereğini duyuyor. Sevim partisiz olduğunu söylüyor. Ama bir konuşmasında kültür politikasını eleştirirken, Türk gençliğinin içinde bulunduğu huzursuzluğu yorumlarken sorunlara hangi partinin perspektifinden baktığı ortadadır.

Kişilerin davranışlarını, onların çevreleriyle ve ruh halleriyle, en çok da çocukluk ve eğitim izlenimleriyle ilişki içinde görme eğilimi, romanın Sevim Abla figüründe olduğu gibi yazarında da var. Mesela kapitalist Akif Koçsa’nın Zara’da bir bakkal çocuğu ve öksüz olarak yetişmesi, ama o yaşlarda herkesi şaşırtan, arkadaşlarını öfkelendiren bir ticaret zihniyeti geliştirmesi ilginç örneklerle anlatılıyor.

Roman kurgusu içinde figürlerin iki kutup oluşturan dağılımında, öğrenci olaylarına karışan gençlerden İlhan’la Ali’nin hayat hikayeleri, onların nasıl eylemci olduklarına ışık tutar gibi işlenmektedir. Sivaslı İlhan, çocukluk ve ilk gençlik yıllarında kendini dine kaptırıyor, yaşıtlarıyla değil kendinden büyüklerle “hacı hoca takımı”yla arkadaş oluyor.

Karşı kutbun genç eylemcisi Ali Çubuk, Sivas’ın Zara ilçesinden Ankara’ya göçüp kapıcılıkla geçinen ailesinin trajedisini dile getiren bir figürdür. Onun kişiliğinde ve hayat hikayesinde, şehirleşme olgusunun bütün negatif yönleri ortaya çıkar. Çalışkan, gayretli, iyi niyetli ve saf Anadolu çocuğu Ali, Çankaya Lisesinde bir yıl içinde harcanır gider. Romanda Ali Çubuk’un işlendiği bölümde yazarın tutumu genelde mesafelidir.

Ali’nin , ailesinden tümüyle kopmasına sebep olan olay, “Mart ayında” askeri birliklerle Orta Doğu Üniversitesi öğrencileri arasında çıkan çatışmaya küfreden babasına Ali’nin gösterdiği tepkidir.

Baba ocağından kovulduktan sonra Ali, örgütün kendisine oynadığı oyunu öğrenir, fakat kurtulmak için hiçbir çaba göstermediği gibi düşünme yeteneğini kaybeder, roborlaşır, sonunda da eline verilen silahı “denemek için “ bir adam öldürür: Akif Koçsa. Ali’nin içine düştüğü örgüt ve zihniyet, romanda doğrudan doğruya “olumsuz kutup” niteliğindedir: Dinsizlik, Allahsızlık, aile kavramından yoksunluk, namussuzluk, vb. Özellikler ilgili figürlerin türlü davranışlarında ve konuşmalarında dile gatirilmiştir. Buna karşılık Ülkücüler, hem İlhan’ın kişiliğinde olumlu kutbu canlandırır, hem de mesela Atakan ile Mahmut’un sohbetinde geçerler.

Emine Işınsu, romanının karşıt düşünceli eylemci figürlerinin ortak yanını Sivas kökenli oluşlarında, başka deyişle büyük şehrin Batılı eğitim görmüş burjuva öğrencileri karşısında ezikliklerini yenmek için verdikleri mücadelede görüyor.

Romanın olaylara ve insanlara karşı mesafeli gençleri, Selen ile Mehmet’in Ankara ve İstanbul’da yerleşmiş olmaları bu bağlam içinde anlamlıdır. Sevim Ablanın yeğeni Mehmet, Orta Doğuda okumuştur, İlhan’I Ülkü Ocağının bir toplantısında dinlediğinde ilginç bulmuştur, onun ötekilerdenfarklı olarak kalıplara bağımlı düşünmeyişini beğenmiştir, ama onlara katılma konusunda çekingendir, mesafeli kalmaktan yanadır.

Oysa Emine Işınsu bu ikifigürüne uygun gördüğü mesafeli tutumu genelde benimsememektedir. 1970’in Şubat ayında olayların doruğuna ulaştığı sırada resmi çevrelerin ve aydınların yorumunu yadırgar.

1970’lerin politik çalkantıları, romanda öğrencilerden başka işçi sendikacı patron düzeyinde ele alınıyor. Selen’in annesi Gülnaz Hanım,sendikacıdır ve işçileri için çocuk yuvaları, kreşler açtırmak amacıyla fabrikayı greve götürür. Bu grev sırasında yaşadıkları, sendikalara sızan çıkarcıların kirli işlerini ve kapitalistlerin oyunlarını öğrenmesine yardımcı olur.

Emine Işınsu’nun eleştirdiği kurumlardan biri de basın. Gazetelerin satın alınabilirliğini, sermayece yönetilebilirliğini çeşitli yönleriylesergiliyor.

Romanın odak sembolü, esere adını veriyor:Canbaz. Denge sağlama aracı canbaz sopası ile ideolojiler arasında bir bağıntı kurulurken, hayatın tehlikesi ve insanın kendini kanıtlama güdüsü de ip ve canbaz semboliğinde dile getiriliyor.

Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz: “canbaz”, Emine Işınsu’nun romancılığını kanıtlayan bir eser. Türkiye’nin problemli bir dönemini kendi siyasal görüşü açısından , ama sanatlı, biçim bilinci içinde göstermektedir.
Bir sabah, onun bu rutin hayatı parçalanır. İki kişi evine gelerek tevkif edildiğini söylerler. Aradan oldukça bir kaderinin gelişi guzel sivil bir mahkemenin elinde bulunmadığını da görür. Durum karmakarışıktır, şaşkınlık vericidir. Ne gibi bir suç işlediği veya kanunun hangi maddesine göre tutuklandığı kendisine hiç bir zaman söylenmez. Karşılaştığı herkes onun suçlu olduğunu kabul eder. Fakat günlük işlerini yürütmekte serbesttir. Mahkeme işlemleri, belirli yerlerden uzaklarda, berbat yerlerde yürütülür. Yargılama sırasında, hiç de beklenmedik zamanlarda saray görevlileri mahkamede görülür. Hiç kimse de işin iç yüzünü anlayamaz. Yargılama yıllarca sürmesine rağmen kimse beraat etmez. Bir yıl boyunca temyize gitmek için elinden geleni yapar. Birincisi; yaşadığı binadaki bir daktilograftır. Kıza başına gelenleri anlatır; ama kız ilgilenmez. Ertesi pazar kendisinin mahkemeye gelmesi istenir, ama yargılama düzensiz ve karışıktır. Ertesi hafta tekrar mahkeme salonuna geldiğinde salonda kimse yoktur. Bu sırada salondaki hukuk kitaplarını gözden geçirir. Bu kitaplarda ise, çocukların çizdiği bayağı resimler vardır. Kendini davaya öylesine vermiştir ki, işini aksatır. Amcası bu tür davalarda şöhret kazanmış bir avukat bulur. Bu avukat kötürümdür. Fakat, bu işi ondan başka kimsenin yapamayacağını da bilirler. Gerçekte, kanunun sanıklara kendilerini savunma hakkını verdiği de kuşkuludur. K. iş hayatındaki bir arkadaşının tavsiyesi üzerine Titorelli adındaki bir ressamı görmek ister. Ressam berbat bir evde yaşamaktadır. Sarayın özel ressamı olan Titorelli hakimler arasında büyük etkisi olduğunu iddia eder. K.ye aleyhindeki davanın üç ihtimalini söyler: Kesinlikle beraat, ki buna imkan yoktur; şartlı beraat, ki herhangi bir anda tevkif edilebilir; süresiz erteleme, ki ne beraat demektir ne de mahkumiyet. K. ümitsizlik içinde ressamın yanından ayrılır. Daha sonra, avukatının davayı ihmal ettiğini sanarak başka birini bulmayı düşünür. Huld’un Block adında bir müvekkilini görür. Huld bu adamın bir davasını yüklenmiş, kesinsonuca erdirmeden yıllarca sürdürmüştür. O da, avukatını ihmalinden şikayet eder ve gizlicve diger avukatlara danıştıgını söyler. K.’nin iş için gittiği şehrin kilisesinde son görüşme yapılır. Kilise karanlık ve boştur. Birdenbire, mihraptaki kürsüden, K.’ye seslenir. Kürsüdeli kişi papazdır; kendisinin hapishana papazı ve bundan sonra da mahkemenin papazı oludğunu söyler. Durumun kötüye gittiğini, onun, makkemenin niteliğini anlamadığını, diğerlerinin, özellikle kadınların yardımına çok güvendiğini söyler.

Bu görüşme sonunda papaz, K.ye, içinde gerçek payı bulunan ve K.yi huzursuzlaştıran bir hikaye anlatır. Bir adam hukukçu olmak için yalvarır. Kapıda bir bekçi vardır. Adama, o nada hukuk kapısından içeriye giremeyeceğini anlatır. Adam yıllarca kapıda bekler. Bekçiye rüşvet verir. Bekçi parayı alır, fakat kapıdan içeri sokmaz. Adam nihayet ölür. Ölüm döşeğinde bekçiye, hukukçu olmak isteyen pek çok kimse olmasına rağmen, bütün bu yıllar boyunca kimsenin başvuırmadığını sorar. Bekçi der ki: “Bu kapıdan sizden başkası geçemez. Çünkü bu kapı, sadece sizin icin yapılmıştır. Şimdi kapıyı kapatacağım.” K. papaza, adamı aldattıklarını anlatmaya çalışır. Fakat papaz, hikayeden kendince öyle yorumlar çıkarır ki, K. gerçek sorunun niteliğini ve bu hikayenin kendisiyle olan ilişkisini anlayamaz.Kitabın son bölümü , birinci bölümünden bir yıl sonra, K.nin otuz bir yaşının öncesinde geçer. Redingotlu ve silindir şapkalı iki adam K.nin kapısına gelir. Hic direnmeyen K.yi götürürler. K. onların cellat olabileceklerini sanır. Fakat artık mücadele azmini tamamen kaybetmistir. Polis, kendisini kurtarabilse de, kimseden yardim istemez. Son anda, civardaki bir evin penceresinin açıldığını, belki kendisine sempati besledigini, belki de yardım etmek istediğini göstermek üzere, ellerini dışsarı uzatan birinin siluetini görür. K., bu hareketin neyi anlattığını anlayamaz.iki adamdan biri K.yi boğazından tutarken,diğeri elindeki bıçağı kalbine indirir.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder