Toplumsal Alanda Yapılan İnkılaplar ve Açıklamaları - DERS KİTABI CEVAPLARI

Yeni Yayınlar

Mayıs 02, 2018

Toplumsal Alanda Yapılan İnkılaplar ve Açıklamaları

Edit
 DERS KİTABI CEVAPLARINA BURADAN ULAŞABİLİRSİNİZ! 

Toplumsal Alanda Yapılan İnkılaplar ve Açıklamaları 

Mustafa Kemal Atatürk’ün toplumsal alanda yaptığı devrimler, inkılaplar nelerdir? Bu inkılapların tarihleri, açıklamaları ve nedenleri.


TOPLUMSAL ALANDA YAPILAN DEVRİMLER (İNKILAPLAR)
ŞAPKA KANUNU VE KILIK KIYAFET DEVRİMİ (25 Kasım 1925)

Toplumsal Alanda Yapılan İnkılaplar ve Açıklamaları
Toplumsal Alanda Yapılan İnkılaplar ve Açıklamaları 

Osmanlı ülkesinde yaşayan insanların kıyafetlerinde birlik yoktu. Memurlar, memuriyetlerinin cins ve derecelerine göre; din adamları, mensubu oldukları dinlere göre kıyafetler giyiyorlardı. Halk ise yaşadığı bölgenin iklim şartlarına ve tarihi geleneklerine göre giyiniyordu.

Yeni Türk Devleti’nde, kurum ve kanunlar, çağdaş Avrupa Devletleri’nin kurum ve kanunlarına benzetilirken, kılık kıyafetin de bir düzene sokulması gerekiyordu.

Mustafa Kemal, kılık kıyafetle ilgili düzenlemenin halka anlatıldıktan sonra yapılmasını istedi. 1925 yılında sağlık nedenleri ileri sürülerek, askerlerin şems (güneş) siperli serpuş giymeleri hükümet tarafından kabul edildi. Aynı günlerde milletvekillerinden bazıları meclis oturumlarına başı açık katılmaya başladılar.

Gazetelerde konuyla ilgili yazılar yazıldı. Bu şekilde kamuoyu kıyafette yapılacak değişiklik hakkında bilgilendirildi. Bunun üzerine kıyafet inkılabını (devrimini) açıklamaya karar veren Mustafa Kemal, 24 Ağustos 1925’te Kastamonu’ya bir gezi yaptı.

Atatürk ve Şapka Devrimi
Atatürk Kastamonu’da Şapka ile halkın arasında…

Kastamonu ve İnebolu’da, kıyafetimizin değişmesi gerektiğini şu sözleriyle açıkladı: “Fikrimiz, zihniyetimiz, tepeden tırnağa kadar medeni olacaktır. Medeni ve milletlerarası kıyafet milletimiz için layık bir kıyafettir. Oım giyeceğiz.” Bu gezide şapka tanıtıldıktan sonra, büyük şehirlerin çoğunda memurlar emir beklemeden şapka giymeye başladılar.

Mustafa Kemal’in Kastamonu gezisinden sonra Ankara’ya dönüşünde, kendisini karşılamaya gelenlerin çoğu şapkalıydı. Bu gelişmelerden sonra 25 Kasım 1925’te “Şapka Giyilmesi Hakkında Kanun” çıkarıldı. 1934’te din adamlarının kıyafetlerine ilişkin yasal düzenleme yapıldı. Bu kanunla, din adamlarının dini kıyafetleriyle ibadet yerleri dışında gezmeleri yasaklandı. Yalnız her dinin en yetkili kişisi dini kıyafetiyle dolaşabilecekti.

Türk kadınının kıyafetiyle ilgili bir yasal düzenleme yapılmadı ve Türk kadınının bu alandaki modernleşmesi zamana bırakıldı. Türk kadını, toplumun modernleşmesine ayak uydurmak için zamanla çağdaş kıyafetleri benimsedi. Kıyafetlerde yapılan değişiklikle modern bir görüntüye kavuşan Türk toplumu, batı uygarlığıyla arasındaki dış görünüş ayrılığını da ortadan kaldırdı.

TEKKE, ZAVİYE VE TÜRBELERİN KAPATILMASI (30 Kasım 1925)
Osmanlı toplum ve eğitim hayatında önemli bir yere sahip olan tekke ve zaviyeler zamanla yozlaşmış ve toplumsal alanda bölünme ve gruplaşmalara neden olmuştu. Uygar ve ileri bir millet olma amacını güden toplumumuz için tekke, zaviye, türbe ve tarikat gibi kurumların artık ortadan kaldırılması zorunluluk haline gelmişti.

Atatürk, Kastamonu’da 30 Ağustos 1925’te yaptığı bir konuşmada türbelerin, tekkelerin ve zaviyelerin kapatılmasının ve tarikatların kaldırılmasının işaretini vermişti: “Ölülerden medet ummak, medeni (uygar) bir cemiyet için, lekedir. Efendiler ve ey millet, biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler ve meczuplar memleketi olamaz. En doğru, en hakiki tarikat, medeniyet tarikatıdır.”

30 Kasım 1925 tarih ve 677 sayılı kanunla tekke, zaviye ve türbelerin kapatılması kabul edildi ve birtakım unvanların kullanılması yasaklandı. Kanun, bütün tarikatlarla birlikte, şeyhlik, dervişlik, müritlik, dedelik, seyitlik, çelebilik, babalık, emirlik, falcılık, büyücülük, üfürükçülük, gaipten haber vermek ve murada kavuşturmak amacıyla muskacılık gibi, eylem, unvan ve sıfatların kullanılmasını, bunlara ait hizmetlerin yapılmasını ve bu unvanlarla ilgili elbise giyilmesini de yasakladı.

Tekke, zaviye ve türbelerin kapatılması toplumsal alanda laikliğin gerçekleşmesi yolunda atılmış önemli bir adımdır.

SOYADI KANUNU (21 Haziran 1934)
Osmanlı Devleti zamanında kişilerin soyadları yoktu. Kişinin adının yanına baba adı, doğum yeri veya bağlı bulunduğu boy (sülale) yazılırdı. Bu durum çeşitli karışıklıklara neden oluyordu. Askere alma, okul, tapu ve miras işlerinde büyük zorluklar yaşanıyordu. Kişilerin kimliği tam olarak belirlenemediğinden birtakım haksızlıklar olabiliyordu. Toplumsal ilişkilerdeki bu eksikliğin giderilmesi gerekiyordu. Hiçbir bölünmenin olmadığı bir toplumun meydana getirilmesini amaçlayan Mustafa Kemal bu konuyla da ilgilendi.

21 Haziran 1934’te çıkarılan 2525 sayılı Soyadı Kanunu’yla her vatandaşın öz adından başka bir de, soyadı taşıması zorunlu kılındı. Soyadları Türkçe olacaktı. Rütbe, memurluk, yabancı ırk ve millet adlarıyla ahlaka aykırı ve gülünç kelimeler soyadı olarak kullanılmayacaktı.

Soyadı kanununun kabulünden sonra 24 Kasım 1934 yılında 2258 sayılı kanunla, TBMM, Türk milletinin bir şükran ifadesi olarak, Gazi Mustafa Kemal Paşa’ya Atatürk soyadını verdi.

1934 yılında çıkarılan diğer bir kanunla da; “Ağa, Hacı, Hafız, Hoca, Molla, Efendi, Paşa” gibi, eski toplum zümrelerini belirten unvanlar kaldırıldı. Aynı kanunla yurt savunmasında, milli mücadelede gösterilen başarılar karşılığı verilen madalyalar dışında, eski Osmanlı idarecilerinin verdiği tüm nişan ve rütbeleri taşımak da yasaklandı.

ÖLÇÜ VE ZAMAN BİRİMLERİNİN DEĞİŞTİRİLMESİ
Osmanlı Devleti’nde kullanılan saat, takvim ve ölçüler, Avrupa devletlerinde kullanılanlardan farklıydı. Bu durum, sosyal, ticari ve resmi ilişkileri zorlaştırıyor, bazı karışıklıklara neden oluyordu. Osmanlı Devleti’nin son dönemlerinde bu farklılığı gidermek için bazı çalışmalar yapılmıştı, fakat bu çalışmalar yeterli değildi. Cumhuriyetin ilanından sonra bu zorlukları ortadan kaldırmak için çalışmalara başlandı.

26 Aralık 1925’te çıkarılan bir kanunla, o zamana kadar kullanılmakta olan, Hicrî ve Rumi Takvimlerin yerine Milâdî Takvim kabul edildi ve bu takvim 1 Ocak 1926’dan itibaren de kullanılmaya başlandı. Böylece devlet işlerinde görülen karışıklık önlendi.

Takvimdeki bu değişikliğin yanında, alaturka denilen, güneşin batışına göre ayarlanan saat yerine, çağdaş dünyanın kullandığı saat sistemi kabul edildi. Batıdan alınan zaman ölçüsü ile bir gün 24 saate bölünüp günlük hayat düzene sokuldu.

1928 yılında yapılan bir değişiklikle milletlerarası rakamlar kabul edileli.

1931’de kabul edilen bir kanunla eski ağırlık ve uzunluk ölçüleri değiştirildi. Eskiden kullanılan arşın, endaze, okka gibi ölçü birimleri kaldırıldı. Bunların yerine uzunluk ölçüsü olarak metre, ağırlık ölçüsü olarak kilo kabul edildi. Uzunluk ve ağırlık ölçülerinde yapılan bu değişikliklerle ülkede ölçü birliği sağlandı.

Bu yeniliklerin yanında milli bayramlar ve tatil günleri de yeniden düzenlendi. 1935’te çıkarılan bir kanunla, cuma günü olan hafta tatili değiştirildi ve cumartesi öğleden sonra ve pazar günü hafta tatili olarak kabul edildi.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder