Müzikte Klasik Dönem

Müzikte Klasik Dönem

Müzikte Klasik Dönem
Batı müziğinde J. S. Bach’ ın ölümü olan 1750 yılında başlayıp, 1800’ lü yıllarda sona eren müzik akımına Klasik Dönem adı verilmektedir. Kimi müzikologlara göre dönemin sona ermesi 1789 Fransız İhtilali iken, bazı müzikologlara göre de, Mozart’ ın ölümü olan 1791 yılıdır. Ancak her dönem için geçerli olduğu gibi dönemler belirli bir süreç içinde sona ererler. Bu yüzden net bir tarih vermek yanılgı olabilmektedir. Diğer dönemler baz alındığında çok kısa bir zaman dilimini kapsayan Klasik Dönem, bestecileri ve müzikal formları ile oldukça geniş bir dönemdir.

Klasik Döneme, klasik isminin verilmesi, bugün kullandığımız çoğu müzikal formun ve yapının bu dönemde bugünkü şeklini almasındandır. Aydınlanma felsefesi, müziğin üslubuna işlenmiştir. Dönemin müziği kendinden önceki Barok Dönemin aksine sade, yalındır. Barok Dönemde kullanılan sürekli bas yerini homofoniye, çembalo ise yerini piyanoya bırakmıştır. Yine aynı şekilde barok Dönemde ortaya çıkan süslemelerin kullanımı da bu dönemde farklılıklar göstermektedir. Rokoko akımı ile müziğe yeni bir yön verilerek, sadelik ön plana çıkartılmıştır.

Klasik Dönemin oluşumuna 18. yy ortalarında kurulan Mannheim okulunun etkisi damgasını vurmuştur. Kilise ve saray etkisinde olan Barok müziğinin aksine müzik yavaş yavaş halka inmeye başlamış, saraylardaki konser salonları yerini, halkında müziğe ulaşabilmesini sağlayan büyük konser salonlarına bırakmıştır. Dönemde özellikle senfoni çok büyük gelişim göstermiş ve döneme Haydn ile damgasını vurmuştur. Aynı zamanda bale, opera, sonat ve konçerto da dönem müziğinde önemli bir yere sahiptir.

Müzik tarihinde Viyana Klasikleri olarak bilinen; Haydn, Mozart ve Beethoven, dönemin en önemli bestecileridir. Bu üç besteci piyano sonatları, konçertolar, senfonik eserler ile kendilerinden sonraki dönemlere ışık tutmuşlardır. Klasik Dönem müziğinde melodi ve armoni öne çıkartılarak sade bir biçimde uygulanmış, müziğin sadece soyluların değil tüm halkın kültürel yapısına hitap etmesi gerekliliği savunulmuştur.

Klasik Dönemin ilk evresi olarak, C. P. Emmanuel Bach ve Johann Stamitz önderliğinde kurulan Mannheim okulu önderliğinde, Erken Klasik Dönem olarak kabul edilir. Okul barok müziğinin görkem ve şatafatından kurtulma sade ve yalın müzik yapılmasının öncüsüdür. Mannheim okulunun kurduğu orkestra, nüansların ve müzikalitenin diğer besteciler tarafından duyularak, onlara esin kaynağı olmuştur. Gluck’ un opera sanatına yeni bir boyut kattığı dönemde bu zaman dilimine denk gelmektedir.

Yüksek Klasikler olarak ta bilinen ikinci evrede Klasik Dönemin doruğa ulaştığı dilimdir. Haydn ve Mozart bu anlamda bu evrenin en önemli bestecileridir.

Geç Klasikler olarak bilinen son evrede ise Beethoven ve Schubert müzikte ön plana çıkmaktadır. Her iki besteci içinde romantik dönemin kapılarını aralamışlardır diyebiliriz. Hem Beethoven hem de Schubert’ in hem Klasik hem de Romantik Dönem eserleri mevcuttur.


Küçük burjuvazinin Fransız ihtilali ile söz sahibi olması, müziğin Romantik Üsluba doğru yönlenmesini sağlamış, Beethoven ile birlikte Klasik Dönemin kapılarını kapatılarak, Romantik Döneme geçilmiştir.

Haydn, Mozart, Beethoven, Schubert, Stamitz, Gluck, Klasik Dönemin önemli bestecilerindendir.

Müzikte Barok Dönem

Müzikte Barok Dönem

Müzikte Barok Dönem
Klasik Batı Müziği tarihinde, ilk opera denemesi olan dafne operası ile başlayıp, ünlü besteci J. Sebastian Bach’ ın ölümü olan 1750 yılına kadar geçen yaklaşık 150 yıllık sürece Barok Dönem adı verilmektedir. Dönemin başlangıç bestecisi olarak Monteverdi, kapanış bestecisi olarakta Bach gösterilmektedir. Barok kelimesi dönemi aşağılamak için Klasik Dönemde verilmiş bir isimdir. Portekizce işlenmemiş çarpık inci anlamına gelen barok kelimesi aslında bir denizcilik terimidir.

Kendinden sonraki dönemde beğenilmemiş olsa da Barok Dönem, müzik tarihinin en önemli dönemini kapsamaktadır. Rönesans Döneminde opera denemeleri olsa da sanatsal değeri olan operalar Barok Dönemde yazılmaya başlanmıştır. Yine Rönesans Döneminde ilk temelleri atılan tonal yapı yani majör ve minör kalıplar, yine bu dönemde bir standart içerisinde sistematiğe oturtulmuştur. Bunlara ilave olarak Barok Dönemde, ton değişimi anlamına gelen modülasyon teknikleri oturtulmuştur. Bu yönü ile müzik tarihinde çok önemli bir yer tutmaktadır. Dönemin diğer bir özelliği de eser arasında tempo değişimini belirtmek için verilen bitiş bölümleridir. Bu dönemde çalgısal pek çok yeni tür ortaya çıkmıştır. Konçerto, süit, senfonin atası olan sinfonia gibi çalgısal türlerin yanı sıra oratoryo, kantat, opera gibi diğer türlerde ortaya çıkmıştır.

Barok Dönem genel olarak soylulara hitap eden bir çağdır. Dönemin görkem ve şatafatı müziklere yansımıştır. Dönem müziği yoğun bir yapıya sahiptir. Zıtlıklar, enstrüman grupları arasındaki karşılıklı atışmalar, sürekli ya da şifreli bas, çembalo, konturpuan, ses yüksekliklerinin kullanılması dönemin başlıca özelliklerinden bazılarıdır. Bu müzikal zenginlikler, kaynağını genel anlamı ile tonal yapının oturmasına borçludur.

Barok Dönemi genel anlamı ile şu üç başlık altında değerlendirilmektedir;

Erken Barok: 1600-1650

Önemli Bestecileri: Monteverdi, Gesualdo

Gelişme (Yayılma, Orta)Dönemi: 1650-1700

Önemli Bestecileri: A. Scarlatti, Corelli, H. Purcell

Olgun (Doruk) Barok: 1700-1750

Önemli Bestecileri: Vivaldi, Telemann, Handel, J. S. Bach

Dönemin en önemli enstrümanı klavsendir. Dönemin sonlarına doğru piyano bulunmuş olsa da piyano için eser yazılmamıştır. Keman önem kazanmış ve bir çok eserde birincil enstrüman olarak kullanılmıştır. Genel olarak Rönesans Dönemin enstrümanları kullanılsa da bu çalgılar gelişim göstermiştir. Dönemin en önemli bestecisi J. S. Bach’ tır. Tonalitenin bugünkü şeklini almasında önemli bir pay sahibi olan besteci aynı zamanda füg ve tocatto gibi müzikal formları zirveye taşımıştır.


Barok Dönem müziği için bugünkü kullanılan müzikal yapıların temellerinin sağlam olarak atıldığı ve hemen hemen her dönemde müzikal altyapısının etkisini hissettirdiği dönemdir diyebiliriz. Kendinden sonraki dönem olan Klasik dönemde her ne kadar beğenilmemiş olsa da dönemin müzikal zenginliğinden faydalanmışlardır. Klasik Dönemin en önemli bestecilerinden Haydn ve Mozart’ ın Bach’ ın eserlerini defalarca kez incelemiş olmaları da bunun ispatıdır.

Flyboard Nedir?

Flyboard Nedir?

Flyboard Nedir?
Flyboard deniz suyunu güçlü motorlarla iterek su üzerinde uçmayı sağlayan bir eğlence alettir. Bu alet özellikle turizm yörelerinde bulunan eğlence mekanlarında kullanılmaktadır. Su sporlarına meraklı olan Fransız Franky Zapata tarafından Fransa’da tasarlanan Flyboard kısa sürede İspanya ve İtalya ülkelerine oradan da dünyanın dört bir yanına yayılmaya başlamıştır. 

Dünya da oldukça yaygın olan bu alet veya oyuncak Türkiye’ye daha yeni yeni ulaşmaktadır. Şimdilik bir kaç turizm yöresinde bulunan bu eğlence aleti gün geçtikçe yaygınlaşmaktadır. Bu eğlence aletinin geleceğin en büyük eğlencesi olacağına kesin gözüyle bakılıyor. Flyboard deniz motorsikletine veya diğer adıyla Jetski’ye bağlanan özel bir mekanizma ile çalışmaktadır . Basınçlı su yardımıyla suda yunus balığı gibi akrobatik hareketler yapan bu alet tek kişilik uçuş keyfi yaşatıyor. Flyboard yerden 10 metre kadar yüksekliğe uçmamızı sağlamaktadır. 

İlk başta biraz denge sağlamamızda efor sarfetmemiz gerekmektedir ancak alıştıkça çok zevkli bir eğlence olmaktadır. Bu alet tamamen su tazyiği ile çalışmaktadır ve kontrolü tamamen kullanan kişinin elindedir. 


Bu eğlence aletinin Türkiye’de ki satış fiyatı şimdilik biraz yüksek. 5500 euro olan bu alet şimdilik sadece sahil bölgelerinde bulunan eğlence merkezleri tarafından kullanılmaktadır.

Arılar Peteklerini Neden Altıgen Yaparlar?

Arılar Peteklerini Neden Altıgen Yaparlar?

Arılar Peteklerini Neden Altıgen Yaparlar?
Doğanın doğal mimarlarıdır arılar… Hepimiz petek bal deyince altıgen şekilli olduğunu biliriz fakat neden altıgendir bunu çoğumuz bilmeyiz.

Kovanlarda dik şekilde konumlanan çıtalara altıgen olarak döşedikleri ballar sabit bir açı ile konumlanmıştır. İlginç bir şekle sahip olan peteklerden kesit alındığında bir ara duvar ile karşılaşılır. Bal mumundan yapılan bu ara duvar ortak bir zemin özelliği gösterir. Balın akmamasını sağlayan çukurlar ise eğim açısının sabitliği ile ilgilidir.

Bal üretiminde ilk aşama bal mumunun üretimidir. Bir çok işçi arının grup halinde kenetlenmesi ile belli sıcaklığı değerine ulaşılır ve salgı başlar. İlk salgı beyazken, salgı ve polenlerle renk sarıya doğru döner. Toplu iğnenin başı kadar minik üretilen bal mumları çok fazla enerji tüketimi ile gerçekleşir. Sonuçta 1kg bal mumu üretmek için yaklaşık 22 kg bal tüketilir.

Petek üretimi ise bir sonraki aşamadır. Yamasız görüntü elde edilen petekler bir mühendislik harikasıdır. Bilim adamları ve matematikçiler yaptıkları araştırmalar sonucu en verimli depolama şeklinin altıgene uygun olduğunu ispatlamışlardır. Maksimum kullanımı esas alan bu konumlanmaya çıta kenarlarından başlayan arılar ortada kusursuz altıgenlerle petekleri tamamlarlar. Bu müthiş matematik düzeni diğer geometrik şekiller ile mümkün olmamaktadır. Daire, beşgen ve sekizgen gibi şekillerde muhakkak boşluk kalacaktır. Kare ve üçgende ise, aynı hacmi doldurmak için gereken duvar çevresi daha fazla olacağından en az malzeme ile bir alanı optimum şekilde bölmek için altıgen en ideal olan şekil tipidir.


Bunun yanı sıra; her bir altıgenin derinliği 3 santimetre, duvar kalınlığı ise milimetrenin yüzde beşi kadardır. Bu kadar ince iş isteyen bal üretimi arılar için oldukça kolaydır. Binlerce farklı arı hep eşit boyda petekler üretirler. Yavru bakımından petek inşasına, besin bulmadan bal üretimine kadar her işi başarırlar. Bu sebepten dolayı bal ve bal mumu bizler için çok kıymetlidir.

Mario Botta Kimdir?

Mario Botta Kimdir?

Mario Botta Kimdir?
1943 yılında İsviçre’nın Mendrisio kentinde doğan Mario Botta;ünlü bir mimar. Öğrencilik hayatı boyunca sürekli okuldan nefret ettiğini dile getiren Botta 15 yaşında iken verdiği kararla okuldan ayrıldı ve Carloni and Camenish mimari bürosunda teknik ressam olarak işe başladı.

Bir çok eğitim almadan uygulama ile mimarlık hayatına adım atan mimar gibi Mario Botta da çırak olarak girdiği bu işte kendisini yetiştirdi. İlk mimari proje ile donanımla hazırlandığında ise sadece 18 yaşında idi. Mimarlığın heyecan dolu bir meslek olduğunu hisseden ve bunu birebir yaşayan Botta eğitim hayatına tekrar dönerek 1961 yılında Milano’da sanat okumaya başladı.

Dikkat bozukluğundan kaynaklanan problemlerden ötürü hiç bir zaman iyi ve çalışkan bir öğrenci olamadı fakat, azimi sayesinde Venedik Mimarlık Enstitüsü’nde mimarlık okumaya başladı. 1969 yılına kadar Venedik’te kalan ünlü mimar Le Corbusier, Louis Kahn gibi mimarlık bağlamında önde gelen isimlerle tanışma fırsatı buldu. Mimarlık camiasının ünlü mimarlarından Carlo Scarpa ona tez hocalığı yaptı ve diğer tüm ustalardan dersler aldı.

Dönemin ünlü mimarlarının tüm tasarımlarını takip ederek kendine has bir stil yaratmayı başardı. İlk dönemlerde etkisi altında kaldığı mimarların çizgilerini taklit eden Botta var olan çevre ile yapının kuracağı birlikteliğe dikkat ederek kendini soyutladı. Felsefe olarak ‘arazi üzerine inşa etmek değil araziyi inşa etmek’ yorumunu mimarlık hayatı boyunca edindi.

Mezun olduktan sonra 1971 yılında ilk imzasını taşıyan İsviçre’de özel bir konut tasarladı. Mimar olarak çizdiği tüm binaların yanı sıra endüstriyel ürün tasarımcısı olarak da tanındı.

İsviçre, Fransa, Almanya, İtalya, İspanya, Japonya ve ABD gibi dünyanın bir çok ülkesinde projeleri bulunan, ayrıca endüstri tasarımı konusunda da çalışmalar yapmış olan Botta, 20.yüzyıl mimarlığının duayenlerinden olmayı başardı.

Işık gölge oyunlarını kullandığı pek çok tasarım yapan mimar,günümüzde hala Amerika’daki çeşitli mimarlık okullarında eğitmenlik yapıyor.

Bazı yapıları; Massagno’daki Robbiani Evi (1979-1981), Stabio’daki yuvarlık planlı ev (1980-1982, Casa Rotorda), Rugano’daki Ransila I.S.A İş Merkezi (1981-1985), San Giovanni Battista Kilisesi/ İsviçre, Diriliş Katedrali/ Fransa, Petra Bağevi Suvereto/İtalya, San Francisco Modern Sanat Müzesi/ ABD


Bazı endüstri ürünleri; Alessi marka sürahi “Tua” karaf, göz saati Crusinallo 1989, koltuk ‘Kral,Kraliçe ve Prens’ 1985