Öğretmen atamalarında mülakat kalkıyor mu?

Öğretmen atamalarında mülakat kalkıyor mu?

Öğretmen atamalarında mülakat kalkıyor mu?
Az önce birçok haber sitesine öğretmen adaylarını çok memnun edecek bir haber düştü.
Bu haberin gerçeği yansıtmasını canı gönülden temenni ederiz.
Resmi bir açıklama gelmeden temkinli yaklaşmakta fayda vardır.

Bir çok haber sitesinde geçen haber aşağıda belirtilmiştir...

Birçok web ve haber sitesindeki bilgi Ağustos ayında ataması yapılacak 10 bin öğretmen atamasında KPSS puan üstünlüğüne göre atamanın yapılacağı ve mülakatın kalktığı şeklindedir...

Yeni KHK Yayımlandı! 691 sayılı KHK yayımlandı

Yeni KHK Yayımlandı! 691 sayılı KHK yayımlandı

Yeni KHK Yayımlandı! 691 sayılı KHK yayımlandı 
Yeni Kanun Hükmünde Kararname’de helikopter kazası sonrası önlemler düzenlendi. Her yeni yükselti Harita Genel Komutanlığı’na bildirilecek… 22 Haziran 2017 PERŞEMBE Resmî Gazete Sayı : 30104 (2. Mükerrer) KANUN HÜKMÜNDE KARARNAME OLAĞANÜSTÜ HAL KAPSAMINDA BAZI DÜZENLEMELER YAPILMASI HAKKINDA KANUN HÜKMÜNDE KARARNAME 

Karar Sayısı: KHK/691 Olağanüstü hal kapsamında bazı düzenlemeler yapılması; Anayasanın 121 inci maddesi ile 25/10/1983 tarihli ve 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanununun 4 üncü maddesine göre, Cumhurbaşkanının başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu’nca 5/6/2017 tarihinde kararlaştırılmıştır. MADDE 1 – 22/4/1925 tarihli ve 657 sayılı Harita Genel Komutanlığı Kanununa aşağıdaki ek madde eklenmiştir. “Düşey engel bilgileri 

EK MADDE 5 – Uçuş emniyetini etkileyebilecek nitelikte ülke sınırları içinde yapılmış, yapılacak ve/veya kaldırılacak olan yapı, tesis ve benzeri tüm düşey engellere dair bilgiler; bu yapı ve tesisleri yapan, yaptıran, kaldıran, yapımına veya kaldırılmasına izin veren kurum ve kuruluşlar tarafından doğruluğu teyit edilerek Harita Genel Komutanlığına gönderilir. Bu kurum ve kuruluşlar, kendilerine ait bilgilerin güncelliğinin sağlanmasından ve Harita Genel Komutanlığına gönderilmesinden sorumludur. Harita Genel Komutanlığı bu bilgileri elektronik ortamda yayınlar. Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Millî Savunma Bakanlığı tarafından çıkarılan yönetmelik ile belirlenir.” 
MADDE 2 – 21/6/1927 tarihli ve 1111 sayılı Askerlik Kanununa aşağıdaki ek madde eklenmiştir. 

“EK MADDE 10 – Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olan ve askerliğe elverişli oldukları anlaşılan yükümlülerden, yoklama kaçağı ve bakayalar dahil bu Kanunda yazılı geçerli mazereti olmayanlar, Millî Savunma Bakanlığınca belirlenecek celp ve sevk esaslarına göre silah altına alınırlar.” 

MADDE 3 – 22/5/1930 tarihli ve 1632 sayılı Askerî Ceza Kanununun 67 nci maddesinin birinci fıkrasının (A) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. “A) İzinli olduğu durumlar hariç, ülke sınırları dışında üç günü geçirenler.” 

MADDE 4 – 27/7/1967 tarihli ve 926 sayılı Türk Silâhlı Kuvvetleri Personel Kanununun 54 üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Subay Sicil” ibaresi “Yüksek Askeri Şûra” şeklinde değiştirilmiştir. 

MADDE 5 – 926 sayılı Kanunun 57 nci maddesi yürürlükten kaldırılmıştır. 

MADDE 6 – 18/1/1972 tarihli ve 1512 sayılı Noterlik Kanununun 7 nci maddesinin ikinci fıkrasına “olanlar” ibaresinden sonra gelmek üzere “ile terör örgütleriyle iltisaklı veya irtibatlı bulunanlar” ibaresi eklenmiştir. 


MADDE 7 – 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 20/A maddesinin birinci fıkrasında yer alan “bir yıl” ibaresi “iki yıl” şeklinde değiştirilmiş ve aynı maddeye aşağıdaki fıkralar eklenmiştir. “Birinci fıkra kapsamına giren suçlar nedeniyle gerçek veya tüzel kişiler ile kamu kurum ve kuruluşlarının uğradığı zararların tazmini amacıyla açılan davalarda; davalının adres kayıt sisteminde adresinin bulunmaması veya bulunup da tebligata elverişli olmaması halinde, mahkemece, dava dilekçesinin özeti tirajı ellibinin üzerinde olan ve yurt düzeyinde dağıtımı yapılan gazetelerden biri vasıtasıyla ilan edilir. 

Yapılacak ilanda davalının bir ay içinde yurtiçinde tebligata elverişli bir adres veya 11/2/1959 tarihli ve 7201 sayılı Tebligat Kanununun 7/a maddesi uyarınca kayıtlı elektronik posta adresi bildirmemesi ya da davada kendisini avukatla temsil ettirmemesi halinde, yargılamaya yokluğunda devam olunacağı, yargılama aşamalarında başkaca tebligat yapılmayarak hüküm verileceği ve hükmün de aynı usulle tebliğ edileceği ihtar edilir. Adresi yabancı ülkede bulunan davalıya çıkarılacak tebligatta, bu fıkrada belirtilen ilanda yer alan hususlar ile yabancı ülke adresine bir daha tebligat yapılmayacağı ihtarına yer verilir. Birinci fıkra kapsamında açılan davaların kısmen veya tamamen reddi halinde, davacı aleyhine maktu avukatlık ücretine hükmolunur. Ancak belirlenen ücret dava değerini geçemez.” 

MADDE 8 – 13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 399 uncu maddesinin altıncı fıkrasına aşağıdaki cümleler eklenmiştir. “Kayyımlık görevi Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu tarafından yürütülen şirketlerde faaliyet döneminin dördüncü ayına kadar denetçi seçilememiş olması halinde denetçi, şirket yönetim kurulunun teklifi üzerine Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunun ilişkili olduğu Bakan tarafından atanır. Bakan bu yetkisini Fon Kuruluna devredebilir.” 

MADDE 9 – 7/6/2012 tarihli ve 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanununun 20 ncimaddesinin ikinci fıkrasına (ç) bendinden sonra gelmek üzere aşağıdaki bent eklenmiş ve mevcut (d) bendi (e) bendi şeklinde teselsül ettirilmiştir. “d) Terör örgütleriyle iltisaklı veya irtibatlı olmamak,” 

MADDE 10 – 3/11/2016 tarihli ve 6754 sayılı Bilirkişilik Kanununun 10 uncu maddesinin birinci fıkrasına (a) bendinden sonra gelmek üzere aşağıdaki bent eklenmiş ve diğer bentler buna göre teselsül ettirilmiştir. “b) Terör örgütleriyle iltisaklı veya irtibatlı olmamak.” 

MADDE 11 – 10/11/2016 tarihli ve 6758 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanunun 20 nci maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. “Kayyımlık yetkisi Fona devredilen veya Fonun kayyım olarak atandığı şirketleri ve ortaklık paylarını soruşturma ve kovuşturma süresince yönetmek ve temsil etmek üzere atananlar veya görevlendirilenler ile 5271 sayılı Kanunun 128 inci maddesinin onuncu fıkrasına göre malvarlığı değerlerinin yönetimi amacıyla atananlar ve bu kapsamda icra edilen iş ve işlemler hakkında 8/11/2016 tarihli ve 6755 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınması Gereken Tedbirler ile Bazı Kurum ve Kuruluşlara Dair Düzenleme Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanunun 37 nci ve 38 inci maddeleri uygulanır.” 

MADDE 12 – 2/1/2017 tarihli ve 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin ek 1 inci maddesinin birinci fıkrasının (c) bendine “Jandarma Genel Komutanlığı” ibaresinden önce gelmek üzere “Emniyet Genel Müdürlüğü,” ibaresi eklenmiştir. 

MADDE 13 – Bu Kanun Hükmünde Kararname yayımı tarihinde yürürlüğe girer. 

MADDE 14 – Bu Kanun Hükmünde Kararname hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

Yeni müfredatta evrim yok El yazısı ise tercihe bırakıldı

Yeni müfredatta evrim yok El yazısı ise tercihe bırakıldı

Yeni müfredatta evrim yok El yazısı ise tercihe bırakıldı
Taslak öğretim programları askıya çıktığında, müfredatta olmaması tartışma yaratan ‘evrim’ konusuna dönülmeyeceği belirtildi. ‘Hayatın başlangıcı ve evrim’ ünitesi, bayramdan sonra açıklanacak müfredatın son şeklinde de yer almadı. 12 yıl sonra kaldırıldığı duyurulan eğik el yazısı ise öğretmenin tercihine bırakıldı. 

Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) Talim ve Terbiye Kurulu Başkanı Alpaslan Durmuş, Eğitim Bilişim Ağı'nın (EBA) internet üzerinden yapılan yayınında ve önceki gün eğitimcilere yeni müfredatı anlattı. Hürriyet'in sorularını da yanıtlayan Durmuş, MEB'in üniversiteye geçiş sistemi üzerinde çalıştığını da vurguladı. Durmuş, müfredatı Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'a sunduklarını, kendisinin uygun gördüğünü belirtirken, bayramdan sonra açıklanacağını, 2019'dan sonra bütün sınıflarda uygulanacağını söyledi. 

İSTEYEN DİK, İSTEYEN EĞİK YAZDIRACAK Hürriyet’in haberine göre; Durmuş şunları söyledi; “Tartışmalı konuları öğrencilerin henüz kavrayabilecek bilimsel arka plana sahip olmadıkları kademelerde devre dışı bıraktık. Lise 9. sınıf biyoloji dersindeki ‘hayatın başlangıcı ve evrim' ünitesi de henüz bu tartışmayı yürütebilecek öncüllere sahip olmadıkları için lisans eğitimine ertelendi. Zorunlu din kültürü ve ahlak bilgisi programı 1, 5 ve 9. sınıflarda bu sene yok. Seçmeli din dersleri uygulanacak. Öğrenciler artık dik temel yazıyla da eğitim görebilir. 

Öğretmenlerimizin tercihlerini soracağız. Öğretmen dik ya da eğik yazı ile okuma yazma öğretimi yapmak istiyorsa ona göre malzeme göndereceğiz. Yazıda demokratikleşme yapıyor, meslektaşımıza bir seçim hakkı getiriyoruz. Müfredatta sadeleştirme yaptık. 


Tam öğrenmeyi sağlamak hedeflerimizden birisi. Programlarda temel değer, bilgi, beceri, yetkinlik, yeterlilik, tutum ve davranışları çocuklarımıza aktarmaya çabalıyoruz. Yerli ve milli değerlerimizi katmaya çalıştık. Her bir program unsuru, ders birer tespih tanesiyse bu tespih tanelerinin en tepesinde, hepsinin önünde bir imam olarak veya tespih imamesi olarak değerlerimiz durmaktadır.” Sözcü

Pastörizasyon Nedir, Pastörizasyon Nasıl Yapılır?

Pastörizasyon Nedir, Pastörizasyon Nasıl Yapılır?

Pastörizasyon Nedir, Pastörizasyon Nasıl Yapılır?
Gıda sanayiinde, besin maddelerinin hastalığa neden olabilecek mikroorganizmalardan arındırılması için uygulanan ısıtma yöntemine Pastörizasyon denir. Fransız Louis Pasteur (Bilim Adamı) tarafından ilk kez 1860 yılında geliştirilen ve onun adını alan bu yöntem, zararlı mikroorganizmaların ısıyla yok edilmesi esasına dayanmaktadır. İçerisinde bakteri ve enzim olan besleyici maddenin, 60 dereceden 100 dereceye kadar ısıl işlemlerle etkisiz hale getirilmesi veya öldürülmesi işlemidir. Bakterilerin yok edilme eğrisi, canlının bulunduğu asitlik oranı ve uygulanan ısıyla orantılıdır.

Isıtma işlemi yapılırken besinin merkezinde bulunan sıcaklık esas alınmaktadır. Gıdalar besi değerlerine göre 1 haftadan 1 yıla kadar dayanıklılık kazanır. Pastörize ürünlerin buzdolabı şartlarında ve 5 ile 7 derecelik bir ısıda saklanarak satışa sunulması uygun bir işlemdir. Taze halinden daha uzun süre sonra tüketilecek olan gıdalar, pastörize işlemine tabi tutulur ve kullanım süreleri uzatılır. Örneğin; turşular 82, süt 63 ve domates suyu 94 dereceye kadar ısıtılır ve bakteriler etkisiz hale getirilir.

Pastörizasyon Ünitesi
Pastörize edilen bir ürün, pastörize işleminin yarısına gelindiğinde suyla soğutulmalı ve 40 derece sıcaklığa getirilmelidir. Aksi halde kalite ve renk kayıpları olacaktır. Etsulara (tablet) ve etlere pastörize işlemi uygulanamaz. Çünkü bu besinlere yapılacak pastörizenin faydası çok az süreli olur. Bunların dışında bira, şarap ve meyve suları gibi içeceklerle katı yiyeceklerin bir bölümü için de bu yöntem kullanılır. Isıl işlem uygulanırken, 101 ve üzerindeki derecelerde basıncında uygulanması gerekir. Bu işleme de sterilizasyon adı verilir. Et ve baklagiller gibi yüksek proteinli besinlerde, un gibi karbonhidrat içeren gıdalarda sterilizasyon işlemi yapılır. Bunlar hazır gıda olarak tanımlanabilir.

Pastörizasyon Nasıl Yapılır?Genel olarak, meyvelerde zararı olan bakterileri, küf ve maya mantarlarını önlemek için pastörizasyon yapılmaktadır. Meyveyle dolu kavanozlar kapatıldıktan sonra (sıkıca kapatılır) pastörize edilmek için, altına bez veya ızgara konulmuş derin bir tencereye ya da iyisinden otoklav bir kazanın içine, ağızları yukarıda olacak şekilde dizilirler. Üzerleri 4 ile 5 parmak arası geçene kadar suyla doldurulur ve ateş üzerinde kaynamaya bırakılır. Kap içerisindeki su kaynadığı zaman, saate bakılır ve zaman tespiti yapılı.

Bu işlemin ardından ateş kısılır ve suyun kaynaması devam edecek şekilde en az 20-25 dk. Kaynatılarak pastörize edilir. Şayet kap içerisindeki suyun kaynatılması daha az bir sürede yapılırsa, bu durumda ısının, kavanozun soğuk noktasına yani ortasına ulaşması tam olmayacağı için ve pastörize esnasında zararlı bakterilerin tamamı ölmeyeceğinden, canlı kalanlar ileri bir zamanda çoğalır ve konserveyi bozarlar. Bundan dolayı pastörize yapılacak kaptaki suyun kaynama işlemi yavaş olarak ve hafif ateşte yapılmalıdır. Pastörizasyonun son aşamasında, kap ateşten alınır ve içerisindeki kaynar suyun bir miktarı dökülür. Şayet kavanozlar tel sepet içerisinde bulunuyorlarsa, sepetle beraber veya kuru bir bezle tutulur ve dışarıya çıkarılır.

Pastörizasyon Tarihi
Pastörize işlemi tamamlanan kavanozların soğutulma işlemleri, kuru bir yer üzerine aralıklı şekilde dizilerek yapılır. Çabuk soğumaları açısından üzerlerine soğuk su dökülmemeli ya da soğuk su içine konulmamalıdır. Başka bir deyişle, soğumaları kendi kendine olmalıdır. 


Aksi halde çatlayıp kırılmalarına neden olur. Diğer güne kadar iyice soğuyan kavanozlar, nemli ve temiz bir bezle silinip temizlenir, daha sonra kapaklarının iç tarafa doğru çökük olup olmadığı kontrol edilir. Şayet kapaklar içe doğru çökmüşlerse, kavanozların içinde iyi vakum sağlanmış demektir. Bu da, ilgili konservenin normal şekilde pastörize yapıldığını göstermektedir. Son olarak; kavanozlar rutubetsiz, güneş ışığı bulunmayan ve serin yerlerde muhafaza edilirler.

Ramen Nedir, Ramen Nasıl Yapılır?

Ramen Nedir, Ramen Nasıl Yapılır?

Ramen Nedir, Ramen Nasıl Yapılır?
Ramen, çorbaların içinde servis edilen ve Japon mutfağına özgü olan bir tür erişte yemeğidir. Başta Japonya olmak üzere Uzak Doğu’nun her yerinde geniş bir ramen kültürü mevcuttur. Bu yemeğin birçok çeşidi vardır. Öyle ki, hazırlandığı yöreye ya da pişiren aşçıya göre değişiklik gösterebilir. Kısaca, çorba ve eriştenin birleşimi olarak hazırlanan bir yemek türüdür.

Sebze parçaları, et dilimleri ve hatta yumurta katılan çorbanın içerisine eklenen özel bir erişte ile hazırlanan Ramen, Japon mutfağının vazgeçilmez bir yemeğidir. Her evde değişik bir tarifle hazırlanabildiği gibi, en iyi restoran ve lokantalarda da servis edilmektedir. Çin mutfağının kökeni olan erişte, çorba ile eşleşerek Japon halkının geleneksel lezzeti rameni oluşturmuştur. Genel olarak çorbası tavuk suyu, deniz ürünleri ya da et suyundan yapılmaktadır. Bu çorba içine kavrulmuş soğan, sebze dilimleri ve mısır tanelerinin ilave edilmesi şeklinde hazırlanır.

Ramen
Ramen yemeğinde kullanılan erişte, temel malzemelerden yapılmaktadır. Bu malzemeler; kansui, buğday unu, su ve tuzdur. Kansui, fosforik asit ile sodyum karbonattan oluşan değişik bir alkali maden suyudur. Eriştelerde kansui kullanılmasının sebebi, dayanıklılığını arttırmak ve erişte tanelerinin daha da sarımsı olmasını sağlamaktır. Kansui yerine kullanılabilen diğer bir malzeme ise yumurtadır. Bu erişteler ince, kısa, uzun, kalın veya daha değişik biçimlerde üretilebilmektedir.

Ramen yemeğinde genel olarak kullanılan malzemeler şunlardır;
Ramen eriştesi (Çin eriştesi olarak da adnlandırılır),

İsteğe göre, farklı sebzeler (Domates, havuç, yeşil soğan, havuç ya da kuru soğan kullanılabilir. Maydanoz niyetine kullanılabilecek diğer sebzeler de eklenebilir),

Soya sosu,

Yumurta (isteğe göre),

Damak tadınıza göre, tavuk eti veya kuşbaşı et.

Soya sosu kolaylıkla bulunabilir, fakat ramen eriştesini bulmak oldukça zordur. Bilhassa küçük marketlerde bulmanız çok zor bir ihtimaldir. Şayet ramen yapmak isterseniz, Migros marketlerden hem ramen hem de soya sosunu temin edebilirsiniz. Üstelik bu erişteler farklı çeşitlerde de olabilir. Herhangi birini alıp deneyebilirsiniz. Kore’den gelen ya da Leader markası olarak gözünüze çarpabilir. Eriştelerin aralarında pek bir fark olmamasına rağmen, Kore’den ithal edilen biraz daha dolgundur. Eğer ramen eriştesi bulamazsanız, spaghetti ile de bu yemeği yapabilirsiniz ama soya sosu mutlaka kullanılmalıdır.


Tek kişilik bir ramen tarifi şöyledir
Erişteler paketten çıkarıldığında birbirine geçmiş ve kalıp gibi bir halde olurlar. Bu kalıbı sığdırabileceğiniz küçük bir tencere kullanabilirsiniz. Tencerenin içine bolca su koyun ve bu yemeği bir çorba gibi düşünerek ateşin altını açın. Su kaynadıktan sonra erişteleri içine atın. Yumuşamaya başladıktan sonra ateşin altını kısın, fakat kapatmayın. Etleri hangi şekilde istiyorsanız öyle yapın ve eriştenin olduğu tencereye atın. Eğer et kullanmak istemiyorsanız, onun yerine bulyon da kullanabilirsiniz. Tadı kesinlikle harika olacaktır.

Yumurtanın Faydaları Nelerdir?

Yumurtanın Faydaları Nelerdir?

Yumurtanın Faydaları Nelerdir?
Kolesterole etkisi sebebiyle üzerinde en fazla tartışılan gıdaların başında yumurta geliyor. İçerdiği kolesterol miktarı nedeniyle bazı kesimler tarafından eleştirilen yumurta, son yıllarda faydalı gıdalar arasındaki yerini tekrar sabitledi. Çünkü yapılan araştırmalar, yumurtanın içerdiği kolesterolün kötü kolesterolü yükseltmediğini bilakis iyi kolesterolü yükselttiğini ortaya çıkardı. Orta büyüklükte bir yumurta yaklaşık olarak 186 mg kolesterol içermektedir.

Sağlıklı bir kişinin 1 günde ihtiyacı olan kolesterol miktarı ise bunun iki katıdır. Günde bir adet yumurta tüketmek yüksek kolesterole sebep olmuyor, fakat kolesterolün tehlikeli durumlara gelmemesi için gün boyu tüketilen diğer gıdalara da dikkat edilmesi gerekmektedir. Yüksek kolesterolünüz varsa ve düzenli şekilde ilaç alıyorsanız, yumurta tüketimi konusunda doktorunuzla bilgi alışverişinde bulunabilirsiniz.

Yumurtalar
Protein: Yumurtanın özelliklerinden biri de, kırmızı ete nazaran çok daha ucuz bir protein kaynağı olmasıdır. 5,5 gram protein içeren bir orta boy yumurta, günlük protein ihtiyacının %11 kadarını karşılıyor. Avrupa’da yapılan bir araştırmaya göre, bilhassa sporcularda enerjinin korunması ve kas kitlesinin artması için yumurta tüketilmesi gerekiyor. Haftada 6 tane yumurta tüketimi, vücuttaki enerji üretimini belirgin bir oranda arttırıyor.

Omega 3: Artrit, kalp hastalıkları ve kanser gibi kronik rahatsızlıklara yakalanma riskini en aza indiren omega 3, genel sağlığın korunması adına önemlidir ama vücut tarafından üretilemez. Omega 3 yağ asitlerinin eksikliğinde cilt kuruluğu, halsizlik, kalp hastalıkları, hafıza zayıflığı ve kan dolaşımı zayıflaması gibi sorunlar ortaya çıkabilir. Bir adet orta boy yumurta yani omega 3 ile zenginleştirilmeyen normal bir yumurta 32,6 miligram omega 3 yağ asidi içermektedir.

B Vitaminleri: Yumurtada; kalp ve kasların normal işlevlerini sürdürebilmesi için gerekli olan B1 ve B2 vitaminleri, sindirim sistemleri ve sinirler için önemli olan B3 vitamini, gelişim ve normal şekilde büyüme için gerekli olan B12 ve B5 vitaminleri, bağışıklık sistemi için ve besinler tarafından alınan proteinlerin vücut vasıtasıyla işlenmesi için kullanılan B6 vitamini, hücrelerin DNA üretiminde ve hormon üretiminde kullanılan B7 vitamini gibi bütün B vitaminleri bulunur. B vitaminlerinin yeteri kadar alınmaması sonucu böbrek hastalıkları, katarakt, tip 2 diyabet, meme kanseri, kalp hastalıkları, pankreas ve kolon kanseri gibi ciddi rahatsızlıkların ortaya çıkma riski artmaktadır. Özellikle B7 ve B12 vitaminleri için yumurta tüketilmesi tavsiye edilir.

Kolin: Yumurta, B vitaminlerinden biri olan ve vücudun normal işlevlerini yerine getirmesi açısından oldukça önemli bir bileşen olan “kolin” bakımından zengin bir gıdadır. Bayanlar için 450 mg, erkekler içinse 550 mg günlük kolin alınması önerilir. Ortalama yapılan bir diyette bu rakamın altında kalınır. Sinir hücreleri arasındaki iletişimin devam etmesi, hücre yapısının korunması ve yağların kan yolu ile karaciğere aktarılması gibi önemli görevleri olan kolinin yetersiz olması durumunda, karaciğer hastalıkları, nörolojik rahatsızlıklar ve damar tıkanıklığı gibi vakaların riski artmaktadır. Bir tane büyük boy yumurtada ortalama olarak 100 mg kolin bulunur.


Yumurta
Selenyum: Bu mineral yeteri kadar alınmadığında halsizlik, hipotrioid ve zihin zayıflığı gibi problemler görülebilir. WHO (Dünya Sağlık Örgütü), günlük tüketilecek selenyum miktarının 70 mikrogram olması gerektiğini belirtmiştir. Bir adet orta boy yumurta yaklaşık olarak 14 mikrogram selenyum içerir. Bu da günlük selenyum gereksiniminin %20’sini karşılar.

Yüksek Tansiyon: Yumurta akında bulunan “peptit” adlı bileşenin kan basıncının (yüksek) düşürülmesinde etkili olduğu, son yapılan araştırmalarla tespit edilmiştir. Peptit, proteinin yapı taşlarından biridir. ACE (anjiyotensin-çevirici enzim) olarak tanımlanan ve yüksek tansiyonun temel nedeni olan enzim üretimi de peptit tarafından engellenir.

Tam Buğday Ekmeği Nedir, Tam Buğday Ekmeğinin İçeriği ve Faydaları Nelerdir?

Tam Buğday Ekmeği Nedir, Tam Buğday Ekmeğinin İçeriği ve Faydaları Nelerdir?

Tam Buğday Ekmeği Nedir, Tam Buğday Ekmeğinin İçeriği ve Faydaları Nelerdir?
Az miktarda karbonhidrat tüketimi veya protein ağırlıklı bir beslenme şekli öneren uzmanlar hariç, hemen hemen tüm beslenme uzmanları beyaz ekmek yerine tam buğday ekmeğinin tüketilmesini uygun buluyor. Beyaz ekmeğe göre çok daha faydalı olduğu şüphesiz, tam buğday ekmeğinin normal ekmeğe karşı olan en önemli avantajı, daha fazla besin lifi içermesidir. Bir dilim beyaz ekmek 1,4 gr besin lifi içerirken, tam buğday ekmeği 2,6 gr kadar besin lifi içeriyor. “Besin lifinin etkisi nedir?” diye soracak olursanız, daha az ekmek tüketimi ile daha uzun süre tok kalmayı sağlıyor. Bunun dışında, bağırsak hareketini düzenlemek gibi sindirim üzerinde de olumlu bir etkisi mevcut. Sonuç olarak, beyaz ekmekten vazgeçip tam buğday ekmeği tüketirseniz, hem sindirim sisteminiz daha iyi çalışır hem de daha az kalori almış olursunuz.

Tam Buğday Ekmeğinin Beyaz Ekmekten Farkı Nedir?
Tam buğday ekmeği üretilirken buğdayın tamamı kullanılmaktadır. Başka bir deyişle, tam buğday ekmeğinin ayrıştırılan herhangi bir bölümü bulunmaz. Beyaz ekmek üretiminde ise buğdayın ruşeym ve kepek kısmı ayrılmaktadır. Tam buğday ekmekleri 3 bölümden oluşur;

Kepek: En dış bölümdür ve buğdayın %15’ini oluşturmaktadır. Ayrıca lif bakımından da buğdayın en zengin kısmıdır.

Ruşeym: Buğdayın çekirdek bölümüdür ve buğdayın %2,5’luk bir kısmını oluşturur. Lif, vitamin ve mineraller bakımından oldukça zengindir.

Endosperm: Buğdayın büyük bölümü olarak adlandırılır ve %80’lik bir kısmını oluşturur. Bilhassa nişasta bakımından zengindir.

Tam buğday ekmeğinin yapılışı sırasında yukarıda saydıklarımızın tamamı kullanılırken, beyaz ekmek üretiminde sadece endosperm kullanılmaktadır.

Tam Buğday Ekmeğinin Faydaları
Kolesterol: Kötü kolesterol olarak tanımlanan ve vücut için zararlı olan kolesterol, tam buğday ekmeği tarafından düşürülür. Kolesterol seviyesinin dengelenmesi için tam buğday ekmeği tüketilmelidir.

Sindirim Sistemi: Tam buğday unundan yapılan ekmekler, lif bakımından beyaz ekmeğe göre daha çok içeriğe sahiptir. Sağlıklı ve dengeli beslenme programlarında lifli gıdaların önemli bir yeri vardır. Bu gıdaların en önemli özelliği, bağırsak hareketini sağlaması ve kabızlığı önlemesidir. Tuvalet sorunu olan bireylerin bol lifli besinler tüketmesinin ve beyaz ekmeğe göre tam buğday ekmeğini tercih etmelerinin nedeni de budur. Çünkü buğdayın ruşeymi ve kepeği beyaz ekmek yapılırken ayrılır. Hâlbuki buğdayda bulunan lif deposu, buğdayın ruşeym kısmında ve kepeğindedir.

Tam Buğday Ekmeği
Düşük Glisemik İndeks: Beyaz ekmeğin glisemik indeksi tam buğday ekmeğine nazaran daha yüksektir. Beyaz ekmekte %70’in üzerinde glisemik indeks bulunurken, tam buğday ekmeğinde bu oran %50’dir. Böylece tam buğday ekmeğini tüketildikten sonra daha uzun bir süre tokluk hissi oluşur. Ayrıca ani acıkmalar önlenir ve kan şekeri aniden yükselmez. Beyaz ekmekte ise bu durumun tam tersi söz konusudur. Glisemik indeksin tanımını yapacak olursak; karbonhidrat içeren tüm yiyecekler kan şekeri seviyesinin farklılık göstermesine sebep olur. Yemek yendikten sonra vücut, besinlerdeki glikozu basit şekere dönüştürür. Daha sonra glikoz kan dolaşımına girer ve vücudun her bölgesinde dolaşmaya başlar. Aynı zamanda hücrelere de girer ve enerji üretiminde kullanılır. Glisemik indeks, işte bu besinlerin bahsettiğimiz işlemi ne kadar hızlı yaptığının ölçülmesi için kullanılan bir listedir. Besinlerde glisemik indeks yüksek olursa, kan şekeri de hızla yükselir ve kısa bir süre sonra açlık hissi oluşur. Glisemik indeks düşük olursa, uzun süre tokluk hissi yaşanır ve şekerin dengede kalması sağlanır.

Vitamin ve Mineraller: Besin değeri, tam buğday ekmeklerinde çok yüksektir. Gerek mineraller ve gerekse vitaminler bakımından beyaz ekmeğe nazaran oldukça zengindir. Tam buğday ekmeği B vitaminlerinin çoğunu (özellikle folik asit) ve E vitamini içerir. Beyaz ekmeğin üretimi sırasında bahsedilen bu vitaminlerin büyük bir bölümü kaybedilir. Tam buğday ekmeğinde bu vitaminlerin dışında selenyum, potasyum ve demir mineralleri de vardır.


Kilo Vermek: Tam buğday ekmeği, uzun bir süre tokluk hissi vermesi nedeniyle diyet programlarında sıklıkla yer alır. Beyaz ekmeğe nazaran daha çok besleyici olmasının yanında onun gibi yüksek kalori değerine de sahiptir. 3 dilim beyaz ekmek yerine 3 dilim tam buğday ekmeği tüketmek kilo vermeyi sağlamaz, fakat günde bir dilim ekmek yenecekse ve bu tam buğday ekmeği olursa, vitamin, besin lifi ve mineraller bakımından normal ekmeğe göre daha avantajlı olacaktır. 40 gramlık (ortalama bir dilim kalın) beyaz ekmekte 100 kalori bulunurken, tam buğday ekmeği yaklaşık olarak 85 kalori içermektedir.

Yüksek Tansiyon: Kan basıncının kontrol edilmesi için tavsiye edilen besin lifi, magnezyum, potasyum, demir, selenyum ve folik asit mineralleri bakımından zengin olan tam buğday ekmeği, tansiyon hastası olanlarda tansiyonun düşürülmesine katkı sağlayabilir. Hem tansiyonu hem de kolesterolü düşürmesi sebebiyle, tam buğday ekmeği için kalp sağlığına yararlı bir ekmek diyebiliriz. Yine de kontrollü olarak tüketilmesi gerektiğini belirtmemiz lazım. Çünkü tam buğday ekmeği tansiyon hastalarına tavsiye edilmeyen sodyum bakımından da zengin bir ekmek türüdür. Bir ince dilim tam buğday ekmeği sağlıklı bireyler için önerilen sodyum miktarının (günlük) %6’sı kadarını karşılamaktadır.

Vasabi (Wasabi) Nedir, Faydaları ve Zararları Nelerdir?

Vasabi (Wasabi) Nedir, Faydaları ve Zararları Nelerdir?

Vasabi (Wasabi) Nedir, Faydaları ve Zararları Nelerdir?
Vasabi, Turpgiller familyasına üye olan bir bitkidir. Orijinal dilde Eutrema Japonica ya da Wasabia Japonica olarak geçer. Japon turpu olarak da bilinir, fakat bu familyanın türüne ait değildir. Kökü çok acıdır ve bu yüzden yemeklerde çeşni olarak kullanılabilir. Acı biberlerde bulunan kapsaisin maddesinden daha çok, hardalın solunum yollarında ve burunda yarattığı acıya yakın bir tadı vardır. Japonya’daki nehir yataklarında doğal olarak yetişmektedir. Wasabi Japonica’nın dışında, Wasabi Tetsuigi ve Wasabi Koreana türleri de bulunur. Yemek piyasasında bulunan iki türü ise, Wasabi Japonica’nın “Drauma” ve “Mazuma” türleridir.

Vasabi Nasıl Kullanılır?
Vasabi, diş macunu tüpüne benzer tüplerin içinde, sonradan ince rendelenmek üzere kullanıma hazır veya ham kök haliyle satılır. Özellikle lokantalarda macun hali hazırlanır. 15 dakika içine aromasını yitiren vasabi, suşi hazırlanırken pilav ve diğer malzemelerin arasına koyulur. Bu şekilde tadı daha uzun süre korunabilir. Taze vasabinin yaprakları yenebilir, çünkü köklerinde olan tat yapraklarında da bulunur. Vasabide bulunan acı, yağ bazlı olmadığı için acı biberlerin verdiği etkiden daha kısa süreli acı hissi verir.

Vasabi
Vasabi buharının solunması, kuvvetli ve uyarıcı bir etki yaratır. Duyma sorunu olan kişilerin tehlikeli durumlara karşı uyarılması için kullanılabilen bir bitkidir. Bu amaçla yapılan bir deneyde, deneklerden birinin uykudan 10 saniye içinde uyandığı ortaya çıkmıştır. 2011 yılında, bu yönde yaptıkları çalışmalar nedeniyle birçok kişi Nobel Kimya ödülü kazanmıştır.

Vasabiye kendi öz tadını veren bileşen, uçucu bir özelliği olan allyl isothiocyanate’dir. Bu bileşen, sülfür ve şeker glikozu içeren organik bileşenleri birleştiren bir maddenin (thioglucoside) hidrolizi ile ortaya çıkmaktadır. Hidroliz reaksiyonu, kökün rendelenmesi sırasında meyana gelen myrosinase enzimiyle katalize olur. Bu işlemin ardından thioglucoside, glikozlara ayrılır. Yapılan bir araştırma ile bu tür isotların mikroorganizmanın büyümesini engellediği sonucuna varılmıştır. Vasabinin özellikle çiğ et bulunan yemeklerde zararlı bakterileri yok etmesi, bu çeşit yemeklerde kullanılmasının nedenlerinden biridir. Japonya’nın kuzeyindeki Hokkaido ve güneyindeki Kyuşu bölgelerinde, yapay alanlarda vasabi üretilmektedir. Bu ülkede gerçek vasabiye yüksek talep olduğu için Yeni Zelenda, Çin ve Tayvan’dan ithal edilmektedir.

Gerçek Vasabi ile Taklit Vasabi Nasıl Anlaşılır?
Gerçek vasabinin fiyatı, hasat edilmesi zor olduğu için yüksektir. Yüksek fiyat nedeniyle acırga (yaban turpu), nişasta, yeşil gıda boyası ve hardalın karışımı ile yapılan taklitleri sıklıkla kullanılmaktadır. Japonya’nın dışında gerçek vasabi bitkisi bulmak çok zordur. Piyasada bulunan ürünlerin paketlerinde “vasabi” ibaresi bulunsa bile, içeriğinde gerçek vasabi bitkisi olmayabilir. Taklidinin tadı, yaban turpu ve vasabi arasında olsa bile kolaylıkla anlaşılabilir. Taklit vasabi Japonya’da da bulunur, fakat Batı Vasabisi (Seiyo Wasabi) olarak adlandırılır.


Vasabi Nedir
Vasabinin Faydaları ve Zararları Nelerdir?
Çok fazla tüketilen ve bilinen bir bitki olmamasına rağmen, sağlık açısından oldukça etkili faydaları vardır. Çağın hastalığı olarak kabul edilen kansere karşı etkilidir. Ayrıca koruyucu bir özelliği vardır ve vücut direncini arttırarak hastalıklara karşı koruma sağlar. Etkili bir antibiyotik özelliği de bulunan vasabi; beyin felci, baş ağrıları ve beyin kanamaları gibi durumlara karşı kan pıhtılaşmasını önlemektedir.

Faydaları ile bilinen bir turp çeşidi olmasına rağmen, doğru bir şekilde kullanılmadığı takdirde vücudu olumsuz yönde etkileyebilir. Vasabinin salatalarda (bilhassa avokado salatası içinde) kullanılması önerilmemektedir. Vasabi ile avokado aynı türden bitkiler oldukları için, midede şişkinlik sorunlarının yaşanmasına neden olabilir. Ayrıca fazla tüketilmesi sonucu midede ekşime ve yanma gibi problemlerde ortaya çıkar.

Mandalinanın Yararları Nelerdir, Mandalina Suyu Nelere İyi Gelir?

Mandalinanın Yararları Nelerdir, Mandalina Suyu Nelere İyi Gelir?

Mandalinanın Yararları Nelerdir, Mandalina Suyu Nelere İyi Gelir?
Tatlı, iştah kabartıcı ve turuncu renkli bir meyve olan mandalina, Akdeniz bölgesinde oldukça fazla yetiştirilmektedir. Mandalina, bol miktarda B ve C vitamini barındırır. Bunların yanında kalsiyum, sodyum, magnezyum, potasyum, fosfor ve demir de bulundurur. Birçok çeşidi olan bu meyve, kalın yapraklı bir ağaçta yetişir. En bilinen çeşidi ise çekirdekli ve çekirdeksiz mandalinadır. Bir kış meyvesidir ve şekil olarak portakalın biraz küçüğüdür. Özellikle kış mevsiminde bir salgın haline gelen nezle ve grip hastalıklarının giderilmesi için bolca tüketilir.

Mandalinanın Yararları Nelerdir?
Son dönemlerde yapılan araştırmalar, mandalinanın özellikle karaciğer kanserine karşı oldukça etkili olduğunu ortaya çıkarmıştır. İçerdiği bol miktarda beta cryptoxanthin ve C vitamini ile karaciğer kanserine yakalanma riskini azaltır. C vitamini bakımından çok zengin olan mandalina, serbest radikallere karşı da etkili bir meyvedir ve serbest radikallerin neden olduğu birçok hastalığa yakalanma riskini en aza indirir.

Mandalinanın ürettiği Synephrine, vücutta kolesterol üretimini kısıtlayan bir maddedir. Ayrıca kötü kolesterolü yükselten serbest radikallerin olumsuz etkilerini de ortadan kaldırır. Kolesterole iyi gelmesi sebebiyle, damar tıkanıklığı riskini de minimuma indirir.

Mandalina, kan basıncı düşük olan hastalara iyi gelen bir meyvedir. Kan basıncı seviyesinin normal düzeyde tutulmasına yardımcı olur.

Mandalina, bol miktarda lif içerir ve kilo vermeyi kolaylaştırır. Lifler ile midedeki tokluk hissini arttırır, bağırsak hareketlerini ve sindirim sistemini düzenleyerek kolayca dışkı atımı sağlar.

Mandalina
Bol miktarda C vitamini bulundurduğu için bağışıklık sistemini güçlendirir ve bağışıklık sistemi sağlığını korur. Bilhassa kış mevsiminde soğuk algınlığının sebep olduğu salgın hastalıklara ve bakterilere karşı mücadele eder. Bundan dolayı kış aylarında bolca tüketilmesi önerilir.

Mandalinanın cilt sağlığını koruyan bir özelliği de vardır. Güneş ışınlarının cilde verdiği zararları gidermek için yardımcı olur ve cildi serbest radikallere karşı korur. Ayrıca mandalina kabuğu da cilt için oldukça faydalıdır.

Mandalina, cildin korunması dışında saç sağlığı bakımından da çok faydalı bir meyvedir. Bilhassa kırılgan saç yapılarının korunmasında önemli bir role sahiptir. Mandalina ile serbest radikallerin verdiği zararlardan korunabilir ve saç dökülmesini önleyebilirsiniz.

Soğuk algınlığına karşı çok etkili bir meyvedir. Üşütmeye bağlı olarak ortaya çıkan nezle, öksürük ve grip gibi sorunların giderilmesine yardımcı olur. Kış aylarına girmeden önce tüketilen bol miktarda mandalina sayesinde, kışın ortaya çıkabilecek soğuk algınlıklarına yakalanma riski azaltılabilir.

Mandalina Suyunun Yararları Nelerdir?
Mandalina Suyu
Mandalinanın kendisi kadar suyu ve kabuğu da sağlık açısından çok faydalıdır. İçerdiği potasyum, demir, kalsiyum, sodyum gibi mineraller, kemikleri güçlendirir ve gelişim sürecinde olan çocuklar için faydalıdır.

Mandalina suyu, kolesterol sorunu olan hastalara iyi gelmektedir. Vücutta biriken kolesterolün üretimini kısıtlar ve bu sayede kötü kolesterolü önler.

Mandalina suyu ilk içildiğinde bile kan basıncının düzenlenmesine katkı sağlar. Ani kalkışlarda baş dönmesi sorunu yaşayan kişilere, sürekli olarak mandalina suyu tüketmeleri önerilir.


Her sabah içilecek bir bardak mandalina suyu ile bronşit ve astımla bağlantılı olan rahatsızlıklar tedavi edilebilir.

Mandalina suyu, şişlikleri önleyen ve mukus atmaya yardımcı olan fenolik asit içerir.

Kabuğu ile birlikte sıkılan mandalina suyu, kansere karşı etkilidir.

Mandalina suyu, bazı kadınların özellikle sabahları yaşadığı baş dönmesi sorunlarına karşı etkilidir.

Strese bağlı olarak görülen iştahsızlığa karşı iyi bir çözüm yoludur.

Sabahları su içme problemi yaşayan kişiler, su yerine mandalina suyu içebilirler.

Alıç Sirkesi Nasıl Yapılır, Zayıflatır Mı, Alıç Sirkesinin Faydaları Nelerdir?

Alıç Sirkesi Nasıl Yapılır, Zayıflatır Mı, Alıç Sirkesinin Faydaları Nelerdir?

Alıç Sirkesi Nasıl Yapılır, Zayıflatır Mı, Alıç Sirkesinin Faydaları Nelerdir?
Alıç sirkesi, dağlarda yetişen alıç ağacının meyveleriyle yapılan doğal bir sirkedir. Alıç meyvesi, sağlıklı ve oldukça etkilidir. Daha çok Batı ve Güney bölgelerimizde yabani bir şekilde yetişir. Yaklaşık 20 farklı türü olan alıç ağacı, dere kenarları, koruluk ve çalılık bölgelerde sıklıkla görülür. 9-10 metreye kadar uzayan çiçekli ve dikenli bir ağaçtır. Meyvesi ise 8 ile 10 milimetre çapında, sarı ve kırmızı renktedir. Alıçtan elde edilen sirkenin birçok faydası vardır. Hafif mayhoş bir tadı olması nedeniyle sirke yapımına elverişli bir meyvedir. Sofralarımızda fazla görülmeyen bir sirke olsa da, tadı çok hoş ve lezizdir. Alıç ağacının meyvesini toplamak, diğer bitkileri toplamaktan çok daha zordur. Çünkü alıç ağaçları fazlasıyla dikenlidir.

Alıç Sirkesi Nasıl Yapılır?
Yemeklerde ve salatalarda kullanabileceğiniz alıç sirkesini evde hazırlayarak, daha sağlıklı olmasını sağlayabilirsiniz. Evde alıç sirkesi yapmak için gerekli olan malzemeler;

3 kilogram alıç meyvesi
1 su bardağı şeker
1 yemek kaşığı sirke mayası
Yeteri kadar su
1 tatlı kaşığı tuz

3 litrelik kavanozlarda hazırlanacak alıç sirkesi için; alıç meyvelerini iyice yıkayın ve bir kavanoza doldurun. Meyveleri kavanoza koyarken elinizle biraz ezin. Daha sonra üzerine sirke mayasını ilave edin. Sirke mayası bulamazsanız, elma sirkesi de kullanabilirsiniz (1 çay bardağı). Tuzu ve şekeri de ilave ettikten sonra kavanozu suyla doldurun. Burada dikkat edilmesi gereken nokta, alıçların üstünü tamamen su ile kapatmaktır.

Geriye kalan malzemeleri de kavanoza ekleyin ve üzerini bir tülbent ya da bezle örttükten sonra kapağını kapatın (Kapağı sadece kavanozun üzerinde duracak şekilde kapatın. Tam olarak kapatmayın). Bu şekilde bir ay beklettikten sonra alıç sirkeniz hazır olacaktır. Kavanozun içerisindeki posaları süzerek sirkeyi kullanabilirsiniz.

Alıç Sirkesi Zayıflatır mı?
Alıç sirkesini üç ya da dört haftalık süreyle kullanırsanız, etkilerini görebilirsiniz. Bu hususta, alıç sirkesinin bilinen bir yan etkisi bulunmadığını ve sürekli kullanıma uygun olduğunu söyleyebiliriz. Yine de bir sağlık probleminiz bulunuyorsa, alıç sirkesi ile zayıflamaya başlamadan önce doktora danışmanızda fayda var.

Alıç sirkesi kullanarak zayıflamak için; bir bardak su içerisine bir çay kaşığı alıç sirkesi ekleyin. Hazırlanan bu karışımı yemeklerden önce içebilirsiniz. Her gün bu karışımı hazırlamaya vaktiniz yoksa ya da hazırlamaya üşenirseniz, sabahları aç karnına sadece bir kez tüketebilirsiniz. Uzun bir süre kullanacağınız için, bu şekilde de etkisini göreceksiniz. Alıç sirkesinin etkisi gel-geç özelliğinde değildir ve sürekli kullanım sonucu kan şekerini dengeler.

Alıç Sirkesi
Alıç Sirkesinin Faydaları Nelerdir?
Damar sertliğinin önlenmesine yardımcı olur,

Tansiyon dengeleyici bir özelliği vardır,

Vücuttaki damarların genişlemesini sağlar ve daha fazla kan dolaşımı ile oksijen alımına yardımcı olur. Bunun sonucu olarak, yüksek kan basıncının dengelenmesine ve kalp sorunlarının önlenmesine katkı sağlar. Kan dolaşımını düzenlediği için beyin fonksiyonlarına da faydası vardır.

Böbrek hastalıklarının tedavi edilmesine katkı sağlar,

Beyin belleğini güçlendirir,

Şeker hastalığının tedavi edilmesi amacıyla kullanılır,

Yüksek miktarda antioksidan içerir,

Mide sağlığı bakımından güçlendirici bir etkisi vardır,

Panik atak hastalıklarına karşı kullanılır,

Yüksek kolesterolün düşürülmesine katkı sağlar,

Spazmları önleyici ve idrar söktürücü etkisi vardır,

Yağ yakmaya yardımcı olduğu için zayıflama amacıyla kullanılabilir,

Uyku problemi olan kişilere iyi gelir,

Kalp kaslarının güçlenmesi ve kalpteki ritim bozuklarının iyileştirilmesi için tüketilebilir,

Sinir sistemi sorunları için yatıştırıcı ve tedavi edici bir özelliği vardır.


Alıç Sirkesi Nasıl Kullanılmalıdır?
Alıç Sirkesi Nasıl Yapılır
Bir tatlı kaşığı alıç sirkesini bir çay bardağı suya karıştırarak hazırlamalı ve sabah-akşam aç ya da tok karnına içmelisiniz. Alıç sirkesinin etkilerini göstermesi 1 ay kadar sürebilir. Bundan dolayı sabretmeniz gerekir. Ara verirseniz ya da bir kullanıp bir kullanmazsanız, etkilerini görmeniz mümkün olmayabilir. Alıç sirkesinin hiçbir yan etkisi yoktur. Bu nedenle tereddüt etmeden kullanabilirsiniz. Ayrıca alıç sirkesi kullanmak için hasta olmaya da gerek yoktur. Sağlığınızı korumak için güvenle tüketebilirsiniz. Salatalarda yağ ve limon kullanmayı nasıl alışkanlık haline getirdiyseniz, alıç sirkesi kullanmayı da alışkanlık haline getirebilirsiniz. Bu sayede hem kendi sağlığınız hem de ailenizin sağlığı için doğal yollarla önlem almış olursunuz.

Arı Poleni Nedir, Arı Poleni Ne İşe Yarar, Faydaları Nelerdir?

Arı Poleni Nedir, Arı Poleni Ne İşe Yarar, Faydaları Nelerdir?

Arı Poleni Nedir, Arı Poleni Ne İşe Yarar, Faydaları Nelerdir?
İçerdiği mineral ve vitaminlerle şifa veren arı poleni, herkes tarafından tüketilmesi gereken ve sağlık için birçok faydası olan doğanın sarı harikasıdır. Saf yani gerçek arı poleni, büyümeye doğrudan etki ediyor ve çocukların gelişimini hızlandırıyor. Ayrıca, solunum yolu hastalıklarına iyi geliyor, zekayı olumlu ölçüde etkiliyor. Polen, tokluk hissi veren etkisiyle metabolizmanın çalışmasına ve fazla yağın yakılmasına katkı sağlıyor. Erkek spermini ve kadın yumurtalarını güçlendirerek kısırlığı da önleyen arı poleninin faydaları bunlarla da sınırlı değil!

Arı Poleninin Faydaları Nelerdir?
Arı poleni, öncelikle çok güçlü bir besin olarak karşımıza çıkmaktadır. Yüzden fazla besin içeren arı poleni, bu özelliği ile vücudu destekleyen mucize bir besindir. Arı poleninin %40’ı proteinden oluşmaktadır ve bunların tamamına yakını herhangi bir bozulmaya maruz kalmadan vücut tarafından kullanılabilir bir haldedir.

Polen, propolis bal, arı sütü ve arı zehri gibi ürünlerle hastalıklara karşı yapılan çalışmalar apiterapi olarak biliniyor. Apiterapi, arı ürünleri tedavisi anlamına gelir ve sağlığın korunması, hastalıkların iyileştirilmesi amaçlarıyla kullanılır.

Apiterapi, dünyanın birçok ülkesinde tedavi amacıyla kullanılmaktadır. Özellikle son yıllarda, arı ürünleri ile hastalıkların tedavi edildiği çok sayıda apiterapi merkezleri kurulmuştur.

Faydaları eski dönemlerden beri bilinen arı poleni, Çin’de geleneksel bitki ilaçlarının temelini oluşturmaktadır.

Arı poleninin içeriğinde c vitamini, aminoasitler, B-kompleks, doymamış yağ asitleri, folik asit, karotin, enzimler ve anti oksidanlar bulundurur.

Demir, bakır, çinko, magnezyum, kalsiyum ve potasyum gibi sağlığa faydalı olan minerallerle birlikte kullanılan arı poleni, sağlık için çok daha fazla katkı sağlamaktadır.

Arı Poleni
Sentetik arı poleni yerine doğal arı poleni tercih edilmelidir. Her ne kadar doğal arı polenine görüntü olarak benzese de, sentetik polenin işçi arılara aşılama yapılarak elde edilme çabası, arıların ölümüne neden olmaktadır.

Arı poleninin bağışıklık sistemine faydaları mevcuttur. İçeriğinde B, C, D ve E vitaminleri, protein, meta karoten, doymamış yağlar, selenyum, magnezyum, kalsiyum, lektin, nükleik asit ve sistein maddeler barındıran arı poleni, sağlık için oldukça güçlü bir besindir.

Alerjilere karşı direnç sağlayan arı poleni, ayrıca stresle mücadele edilmesine yardımcı olur. Bunun için gereken yağ asitleri ve aminoasitlerin tamamı arı poleninde mevcuttur.

İştah açıcı özelliğinden dolayı, zayıflık probleminde arı poleni kullanılabilir.

Arı poleni kansızlığa karşı iyi gelmektedir.

Besleyici özelliği ile hastalıktan yeni çıkan kişileri hızlı şekilde eski enerjisine kavuşturur.

Arı Poleni Hangi Hastalıklara İyi Gelir?
Damar Hastalıkları: Damar tıkanması ve kireçlenmesi, en yaygın kalp hastalıkları arasındadır. Polenin içeriğinde bulunan yararlı elementler ve P vitamini, kandaki artıkların idrar yoluyla dışarı atılmasını sağlar ve damarları yumuşatır.

Sinir Sistemi Hastalıkları: Arı poleninde yüksek miktarda B1 vitamini bulunmaktadır. Yaşam düzeni ve düşünsel yorgunluk gibi durumlarda sinirleri zayıflayan ve güçsüz kalan kişilerin, günde 2 kaşık arı poleni tüketmesi sayesinde sakinleştikleri ve daha sağlıklı oldukları gözlemlenmiştir.

Sindirim Sistemi Hastalıkları: Ülser, gastrit ve kolit yaygın olarak görülen sindirim sistemi hastalıklarıdır. Özellikle ülser ve gastritin temel nedeni sinirseldir. Uygun gramajlar ile uygulanan polen kürleri, bağırsak ve mide sistemine bağlı olan bütün hastalıkların tedavisinde kesin sonuç vermektedir.

Kansızlık ve Zayıflık: Arı poleninin en belirgin özelliği, kan yapıcı ve iştah açıcı olmasıdır. Düzenli olarak kullanılan polen kürleri ile vücuttaki kan temizlenir, filtre edilir, kan seviyesi artar ve alyuvarların sayısı %30 oranında artar.

Solunum Sistemi Hastalıkları: Üşütme sonucu vücudun direnci kaybedilir ve solunum yollarında bakteriler ile virüsler hızla çoğalır. Kanın alyuvar ve antikor üretimini, aynı zamanda vücudun direncini arttıran polen solunum sistemi hastalıklarının tedavisinde oldukça etkilidir.


Prostat: Prostat bezesi, erkeklerde idrar torbasının çıkışında ve ceviz büyüklüğünde olan doğal bir subaptır. Prostatitis ise prostatın iltihaplanması şeklinde ortaya çıkan yaygın bir hastalıktır. Prostat hastalıklarında arı poleninin antibiyotiklerden daha fazla etkili olduğu bilimsel çalışmalarla kanıtlanmıştır.

Arı Poleni Nedir
Yaşlılık Sorunları: Dinçlik kazandıran ve enerji üreten arı poleni, özellikle ileri yaşta olan kişilerde çok faydalı bir besindir. Hücre tazeleyici, kan yapıcı ve uyarıcı özellikleri olan polen, cinsel istikrarsızlık sorununun tedavi edilmesine de katkı sağlamaktadır. Kısır olan bireylerde yaygın olarak kullanılan polen, sperm üretimine de katkı sağlar. Beynin merkezinde nohut büyüklüğünde bulunan hipofiz bezi, bazı zamanlarda erkeklerde husyelere, kadınlarda ise yumurtalıklara sinir telleri vasıtasıyla mesaj göndererek sperm ve yumurta üretimini sağlar. Stres, şok, korku veya beyin rahatsızlıkları gibi sebeplerle hipofiz bezinin görevini yapamaması sonucu erkekte ozosperm, kadında ise ovülasyon yokluğu adı verilen canlı sperm kıtlığı ve kısırlık ortaya çıkar. Kaliteli ve dozajlı bir arı poleniyle birlikte kullanılan arı sütü, kırmızı ginseng ve bal, hem vücuda mükemmel doğal protein, vitamin, aminoasit ve mineral katkısı yapar hem de hipofiz bezindeki spazmı çözüp, canlı sperm ve yumurta üretimine katkı sağlar.

Beyaz Dut Nedir, Beyaz Dutun Faydaları Nelerdir?

Beyaz Dut Nedir, Beyaz Dutun Faydaları Nelerdir?

Beyaz Dut Nedir, Beyaz Dutun Faydaları Nelerdir?
İlk kez 1980’li yıllarda, sağlığa olan faydaları üzerine araştırılan beyaz dut, çok hoş tadı olan bir yaz meyvesidir. Yaklaşık olarak 20 çeşidi bulunan dutun en yaygın olanları; beyaz dut (morus alba), kırmızı dut (morus rubra), karadut (morus nigra), morus notabilis, morus latifolia ve morus liboensisdir. İç Anadolu ve Kemaliye bölgesinde oldukça fazla üretilen beyaz dut türleri, Anadolu’nun az bulunan bir meyvesidir. Beyaz dut, dalından ya da toplanır toplanmaz tüketilmelidir. Çünkü toplandıktan birkaç saat sonra, yavaş yavaş tadı değişmeye başlar. Beyaz dutun içeriğinde bulunan etkin maddeler, toplandıktan birkaç saat sonra değişime uğramaktadır. Bilhassa petunidin adı verilen madde, dutun toplanmasından kısa bir süre sonra özelliğini kaybetmeye başlar.

Kurutulmuş dut, eskiden kış aylarında misafirlere ikram edilir ve kış gecelerinin sohbetlerinde hem tatlı ihtiyacını karşılar hem de ağzı tatlandırırdı. Ayrıca, belki de farkında olmadan beyaz dutun koruyucu ve antibiyotik özelliklerinden faydalanmış olunurdu. Yaz aylarında ise dutu taze olarak dalından tüketirseniz, doğal bir antibiyotik aldığınızı bilmeniz gerekir. Beyaz dutun içeriğinde bulunan etkin maddeler şunlardır;

Thiamin quercetin
Rutin pelar gonidin
Valerik asit potasyum
Morusink vanon
Riboflavin petunidin
Niacin p-cresol
İsoquercetin sanggenon

Beyaz Dut
Beyaz Dutun Faydaları Nelerdir?

Kansızlığa iyi gelir ve vücuda kuvvet verir.

Bademcik ve boğaz iltihabı, ağız-diş eti hastalıkları ve öksürüğe karşı etkilidir.

Beyaz dutun ateş düşürücü özelliği vardır ve damaların sertleşmesini önlemektedir.

Bağırsakların ve midenin düzenli çalışmasına yardımcı olur, karaciğeri kuvvetlendirir.

Yemeklerle birlikte tüketildiğinde hazmı kolaylaştırır.

Aç karnına tüketilen beyaz dut, bağırsak kurtlarını düşürerek mide ve bağırsakların rahatlamasına katkı sağlar.

Kapanmayan yaralar için beyaz dut: Beyaz dut ve yaprakları, özellikle Anadolu’da iltihaplı hastalıklara karşı eski dönemlerden beri kullanılmaktadır. Dut yapraklarında kendine özgü bir antiseptik ve antibiyotik özellikleri olan etkin maddeler vardır. Taze dut yapraklarından hazırlanan dut yaprağı çayı, şeker hastalarının ciltlerinde kapanmakta geciken yaraların tedavi edilmesi amacıyla kullanılmaktadır. Ilık olarak tüketilmesi gereken bu çayın pansumanı etkili bir destekleyicidir. Şayet kanda iltihap mevcutsa aşağıda anlattığımız kürün uygulanması, bu durum için mükemmel bir destekleyici olacaktır. Beyaz dut, kanda yüksek miktarda bulunan Chemical Reactive Protein (CRP) değerinin düşürülmesine de yardımcı olmaktadır.

Beyaz Dut Nedir
Egzamalar için beyaz dut: Vücudunda egzama olan ve uygulamadığı tedavi kalmayan birçok insan mevcut. Hatta bazıları o kadar zor durumdalar ki, sürekli elleri çatlıyor, kanıyor ve acı çekiyorlar. Bilhassa ellerinde egzama yaraları bulunan bazı bayanların durumları oldukça kötüdür, hatta ellerini bile suya değdiremez bir haldeler. Bu tür durumlarda beyaz dut kurusu kürünün uygulanması, fark edilir derecede etkili sonuçlar vermektedir. Beyaz dut kurusu kürünü uyguladıktan birkaç gün sonra egzama yaraları kapanacak ve birkaç hafta sonra da tamamen yok olacaktır.


Beyaz Dut Kürleri ve Uygulamaları
Egzama Kürü: ½ litre klorsuz suyu kaynatın ve içine bir avuç kadar beyaz dut kurusu atın. Yaklaşık 6 dakika kısık ateşte kaynatmaya devam edin ve daha sonra ocaktan alın. Elinizi yakmayacak bir sıcaklığa geldiğinde, egzamalı olan ellerinizi karışım içerisine sokun ve en az 10 dakika bekletin. Ellerinizi çıkardıktan sonra 1 saat boyunca yıkamayın. Bu süre sonunda ellerinizi ılık suyla durulayabilirsiniz. Bu uygulama haftada 3 kere tekrarlanabilir, ancak her defasında taze olarak hazırlanmalıdır. Ellerinizi soktuğunuz kabın soğumamasına dikkat edin. Ilıktan biraz daha sıcak yani sizi yakmayacak ısıda olmasına özen gösterin ve gerekirse tekrar ısıtın. Şayet egzamanız el bileklerinde ya da ayaklarınızda ise, kepçe veya kaşık yardımıyla egzamalı yerin üstüne bu karışımdan 10 dakika boyunca aralıklı olarak dökün.