Türkiye’de yeraltı suları, kaynaklar ve kaplıcalar

Türkiye’de yeraltı suları, kaynaklar ve kaplıcalar

Türkiye’de yeraltı suları, kaynaklar ve kaplıcalar
Türkiye’de bulunan yeraltı suları ve kaynaklar hangileridir? Bölge bölge kaplıcalar…
Yeryüzüne düşen yağışın bir kısmı yüzeyden akarak akarsuları oluşturur. Bir diğer kısmı da yeraltına sızarak, yeraltı sularını oluşturur.

Biriken yeraltı sularının, doğal yollarla yeryüzüne çıkmasına kaynak denilir.
Ülkemizde özellikle kıyı bölgelerindeki ova ve deltalar yeraltı suyu açısından zengindir.
Yeraltı suyunun zenginliğinde en önemli unsur yağış miktarıdır. Yağış miktarının yanı sıra yeraltı suyu zenginliğinde yüzeyin eğimi, bitki örtüsü ve zeminin sıvı geçirgenliği de önem taşır.

Yeraltı suları açısından en zengin yerler, karstik bölgeler ve alüvyonel ovalardır.
Ülkemiz yeraltı suyu açısından zengin sayılabilir. Bazı bölgelerde tarımsal üretim için yeraltı suyundan yararlanılır. Bu yerlere örnek olarak Konya Karapınar, Şanlıurfa Ceylanpınar, Ankara Polatlı sayılabilir.

Kaynak nedir, kaç çeşit kaynak vardır?
Toprağa düşen yağışın neredeyse üçte biri yeraltında depolanır. Yeraltında biriken bu suyun kendiliğinden yüzeye çıktığı yere ise kaynak adı verilir.

Artezyen Kaynaklar:
Özellikle kıvrımlı yapılarda iki geçirimsiz tabaka arasında bulunan geçirimli tabakada yeraltı suyu depolanır. Bu suyun bulunduğu yer, sondajla açılırsa, su basınçla çıkar. Bu tip kaynaklara “artezyen kaynak” adı verilir.

Ülkemizde artez kaynaklar, Kayseri, Bursa, İnegöl, Erzurum, Malatya, Eskişehir, Muş ovalarında, Ege kıyı ovalarının kenarlarında ve Çukurova’da yaygındır.

Karstik Kaynaklar:
Kireç taşlarının çatlaklarından sızan suların, yer altı boşluklarında toplanması ve bunların vadi tabanı ile yamaçlarında yüksek debili akması sonucunda karstik kaynak oluşur.

Fay kaynakları:
Bu tip kaynaklarda, su, fay hatlarındaki çatlaklardan yeryüzüne çıkar.

Ülkemizde fay kaynakları en çok Ege ve Güney Marmara bölgelerinde görülür.

Türkiye’nin kaplıcaları
Yerin derinliklerine sızan suların, yerin iç ısısının etkisiyle ısınarak yeryüzüne çıkmasına kaplıca ya da termal kaynak denilmektedir.

Eğer çıkan suyun ısısı fazla ve şiddeti yoğunsa buna “gayzer” adı verilir. Çıkan suyun ısısı düşük ise “ılıca” ya da “kaplıca” olarak adlandırılır.

İçinde çözülmüş halde pek çok mineralin bulunduğu ve içilebilir nitelikteki, fazla sıcak olmayan suya da “içme” ismi verilir.

Ülkemiz toprakları oluşum bakımında yakın bir jeolojik devre ait olduğu için fay hatları da çoktur. Bu nedenle pek çok kaplıca ve içme bulunur. Kaplıca ve içmeler, bu topraklarda yüzyıllardan beri çeşitli hastalıkların tedavisinde kullanılmıştır.


Bölge bölge Türkiye’nin kaplıcaları:
Güney Marmara Kaplıcaları: Bursa, Yalova, İnegöl, Susurluk ve Gönen bölgelerinde

Batı ve Güneybatı Anadolu Kaplıcaları: Çanakkale, Balıkesir, Edremit, Havran, Burhaniye, İzmir’de Balçova, Dikili, Bergama, Manisa kurşunlu, Pamukkale bölgelerinde

İç Batı Anadolu Kaplıca ve Maden Suları: Afyonkarahisar ve sandıklı en tanınmış olanlarıdır. Kütahya da çok sayıda kaplıca bulunmaktadır.

Güney Anadolu Kaplıca ve Maden Suları: Erzin, Reyhanlı, Mersin, Tarsus ve Mut bölgelerinde

İç Anadolu Kaplıcaları: Ayaş, Kızılcahamam, Haymana ve Bolu bölgelerinde

Doğu Anadolu Kaplıcaları: Malatya, Erzurum, Siirt, Bingöl illeri sınırlarında da kaplıcalar yer almaktadır

Türkiye’nin üye olduğu uluslararası kuruluşlar

Türkiye’nin üye olduğu uluslararası kuruluşlar

Türkiye’nin üye olduğu uluslararası kuruluşlar
Uluslararası kuruluşların görev ve yetkileri nelerdir? 
NATO (Kuzey Atlantik Paktı):
NATO, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Sovyetler Birliği’ne karşı kurulan bir savunma ittifakıdır. Kuruluş tarihi 4 Nisan 1949’tur. 28 üyesi bulunan NATO’ya, Türkiye 1952 yılında kabul edilmiştir.

AGİT (Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı):
1970’li yıllarda soğuk savaş koşullarında kurulmuştur. Amacı, Avrupa’nın bölünmüşlüğüne son vermektir. Çalışmaları 1973’de başlayan teşkilatın kuruluşu 1975 yılında olmuştur. 33 Avrupa ülkesi, ABD ve Kanada Helsinki Nihai Senedi’ni imzalamıştır.

EİT (Ekonomik İşbirliği Örgütü):
EİT, Türkiye, İran ve Pakistan arasında 1985 yılında kurulmuştur. Örgüte, sonradan Afganistan, Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan, Türkmenistan ve Özbekistan katılmıştır.

G-20 (Ekonomisi Gelişmiş ve Gelişmekte Olan 20 Ülke):
Küresel ekonomiyi geliştirmek ve mali sistemi küresel krizlere dayanıklı hale getirmek amacıyla 1999 yılında kurulmuştur. Arjantin, Avustralya, Brezilya, Kanada, Çin, Fransa, Almanya, Hindistan, Endonezya, İtalya, Japonya, Meksika, Rusya, Suudi Arabistan, Güney Afrika, Türkiye, İngiltere, ABD ve Avrupa Birliği üyeleridir.

OECD (Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü):
OECD, 1961 yılında faaliyete başlamıştır. Öncesinde faaliyet gösteren Avrupa İktisadi İşbirliği Teşkilatı’nın devamı olduğunu söylemek mümkündür. Türkiye dahil 31 üyesi bulunmaktadır.

KEİ (Karadeniz Ekonomik İşbirliği Örgütü):
1992 yılında İstanbul Zirvesi Bildirisi ile kurulmuştur. Arnavutluk, Azerbaycan, Bulgaristan, Ermenistan, Gürcistan, Moldova, Romanya, Rusya, Sırbistan, Türkiye, Ukrayna ve Yunanistan olmak üzere toplam 12 üyesi bulunmaktadır.

D-8 (Gelişmekte Olan 8 İslam Ülkesi):
1997 yılında İstanbul’da kurulmuştur. Üye ülkeler Türkiye başta olmak üzere İran, Pakistan, Bangladeş, Malezya, Endonezya, Mısır ve Nijerya’dır.

İKO (İslam Konferansı Örgütü):
1969 yılında Fas’ta kurulan örgütün merkezi Cidde’dir. Türkiye dahil 57 üyesi vardır.

Avrupa Konseyi:
1949 yılında 21 Batı Avrupa ülkesi tarafından insan hakları, demokrasi ve hukukun üstünlüğünü savunmak için kurulmuştur. Konsey, üye ülkeler arasında ekonomik ve sosyal ilişkileri sağlamayı amaçlar.

Avrupa Konseyi’nin organları arasında Avrupa İnsan Hakları Komisyonu, Avrupa İnsan Hakları Divanı ve Kültürel İşbirliği Konseyi bulunur. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Avrupa Konseyi’nin adli koludur. Mahkemenin merkezi Fransa’nın Strasbourg kentidir.


BM (Birleşmiş Milletler):
İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra dünyanın barış ve güvenliğini sağlamak amacıyla 1945 yılında kurulmuştur. 192 üyeli kuruluşun merkezi New York’tur.

Konseyin yürütme organı, Güvenlik Konseyi’dir. Daimi üyeleri ABD, Çin, İngiltere, Fransa ve Rusya’dır. Daimi üyelerin veto hakları bulunmaktadır. Konseyin 10 geçici üyesi vardır ve bunlar her 2 yılda bir seçilmektedir.

Karacaoğlan kimdir?

Karacaoğlan kimdir?

Karacaoğlan kimdir?
17. yüzyıl halk şairi Karacaoğlan’ın hayatı ve eserleri… 
Halk şairi Karacaoğlan’ın yaşamı hakkında çok fazla bilgi yoktur, var olan bilgiler de birbiriyle zaman zaman çelişir. 1600′lü yılların başında doğmuştur. Doğduğu yerle ilgili de farklı bilgiler olmakla birlikte daha çok Çukurova çevresine işaret edilir. Osmaniye ili Düziçi ilçesi Farsak köyünde doğduğu rivayeti ağırlık kazanır. Karacaoğlan’ın asıl adı konusunda farklı görüşler vardır, kaynaklar asıl adının Mehmet, Hasan, Halil, İsmail olabileceği üzerinde durur.

Genel kabul edilmiş bir bilgi de Karacaoğlan’ın küçük yaşta annesini kaybettiği ve henüz 5 yaşındayken babasının askere gidip bir daha geri dönmediğidir. Bundan sonra Karacaoğlan, köyde yaşayan varlıklı bir kişi tarafından evlat edinilir. Karacaoğlan’ın şiiri daha çok aşk ve doğa üzerine kuruludur. Ayrılık, gurbet, sıla özlemi ve ölüm en çok kullandığı temalardır. Şiirlerinde doğanın çok iyi gözlemlenmesinden kaynaklı olarak benzetmeler kullanılır. Güneydoğu Anadolu, Çukurova, Toroslar ve Gavurdağları yörelerinde yaşayan Türkmen aşiretlerinin yaşayış, duyuş ve düşünüş özellikleri şiirlerine yansır. İlk kez onun şiirinde sevgililerin adları söylenir: Elif, Ayşa, Zeynep, Hürü, Döndü, Döne, Esma, Emine, Hatice…

Karacaoğlan’ın dili, aynı dönemde yaşayan birçok şairin aksine yalın ve temizdir. Divan Edebiyatı etkisi neredeyse hiç görülmez. Türkçe kelimeler kullanır, Arapça ve Farsçadan kaçınır. Şiirlerini hece ölçüsünün 11’li (6+5), 8’li (4+4) kalıplarıyla söylemiştir.

Karacaoğlan, Pir Sultan Abdal, Aşık Garip, Köroğlu, Öksüz Dede, Kul Mehmet’ten etkilenmiştir.

Karacaoğlan’ın etkilediklerini ise Aşık Ömer, Aşık Hasan, Aşık İsmail, Katibi, Kuloğlu, Gevheri, Dadaloğlu, Gündeşlioğlu, Beyoğlu, Deliboran, Bayburtlu Zihni, Dertli, Seyranî, Zileli Talibî, Ruhsatî, Şem’î ve Yeşil Abdal olarak sıralayabiliriz. Karacaoğlan şiirinin günümüze kadar etkileri sürmektedir.


Yaşamı ve eserleri konusunda araştırmaların sürdüğü halk şairinin bugüne kadar 500′ün üzerinde şiiri yazılı kaynaklara geçirilmiştir. Karacaoğlan şiirlerini ilk kez Nüzhet Ergun derlemiş ve yayınlamıştır.

Ali Kuşçu kimdir?

Ali Kuşçu kimdir?

Ali Kuşçu kimdir?
Matematik ve astronomi konusunda önemli çalışmaları olan Ali Kuşçu’nun hayatı ve eserleri…
Ali Kuşçu, 15. yüzyılda yaşamış ünlü matematik ve astronomi bilginidir. Asıl adı, Ali Bin Muhammed’tir.

Kuşçu lakabı, babası Muhammed’in Timur İmparatorluğu Sultanı Uluğ Bey’in kuşçusu olmasından gelir ve aile genel olarak bu lakap ile tanınır. Bilgin, 1403′te Semerkant’ta doğmuş ve bu şehirde büyümüştür. Zamanının önde gelen bilginleri Bursalı Kadızade Rumi ve Gıyasüddin Cemşid El Kaşi’den matematik ve astronomi konusunda dersler almıştır. Hocası, Kadızade Rumi ölünce, Semerkant’taki gözlem evinin müdürlüğünü yapmıştır.

Ali Kuşçu, Uluğ Bey’in ölümünün ardından Semerkant’tan ayrılarak, Akkoyunlu Devleti hükümdarı Uzun Hasan’ın yanına gitmiştir. Uzun Hasan, Osmanlı Devleti ile sorunların giderilmesi için arabulucu olarak Ali Kuşçu’yu görevlendirmiş, dönemin padişahı Fatih Sultan Mehmet’e Kuşçu’yu elçi olarak göndermiştir.

İlim ve bilime önem veren Osmanlı padişahı Fatih Sultan Mehmet ise Ali Kuşçu’dan İstanbul’da kalmasını ve dersler vermesini istemiştir. Elçilik görevini tamamlayınca, İstanbul’a gösterişli bir törenle dönen Ali Kuşçu’ya iyi bir maaş bağlanmıştır. Ali Kuşçu, Ayasofalikuscu26091602ya medresesine müderris olmuş, burada matematik ve astronomi dersleri vermiştir. Ali Kuşçu, güneş takvimi üzerine çalışmalar yapmış, İstanbul’un enlem ve boylamını hesaplamıştır.

Ali Kuşçu’nun astronomi ve matematik alanında yazmış olduğu iki önemli eseri vardır.

Bunlardan biri yazdığı astronomi kitabıdır. Kitaba, Fatih’e atıfla “Muhammediye” ismini vermiştir.

Diğer önemli eseri ise Otlukbeli Savaşı sırasında bitirilip zaferden sonra Fatih’e sunulduğu için “Fethiye” adı verilen astronomi kitabıdır. Eser üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde gezegenler ve gezegenlerin hareketleri anlatılmaktadır. İkinci bölüm ise yerin şekli ve iklim üzerinedir. Son bölümde ise dünyaya ilişkin ölçüler, gezegenlerin uzaklıklarına yer verilmektedir.

Ali Kuşçu, yazdığı astronomi ve matematik kitaplarını Fatih’e sunmuştur.


Eserleri ve Çalışma Alanları

Risale-i fi’l Hey’e (astronomi)

Şerh-i Tici Uluğ Bey (astronomi)

Risale-i fi’l Fethiye (astronomi, Risale-i fi’l Hey’e adlı eserinin Arapçasıdır)

Risale fi’l Muhammediye (matematik, cebir ve hesap)

Unkud-üz-Zevahir fi Man-ül-Cevahir (Günümüz Türkçesi: Mücevherlerin Dizilmesinde Görülen Salkım)

Nüfus dağılışını etkileyen faktörler nelerdir?

Nüfus dağılışını etkileyen faktörler nelerdir?

Nüfus dağılışını etkileyen faktörler nelerdir?
Nüfus dağılışını etkileyen doğal ve beşeri faktörler hangileridir? Dünya nüfusu nasıl dağılmıştır? 
Nüfusun dağılışını etkileyen doğal faktörleri şöyle sıralayabiliriz:

Yer şekilleri
1 -Yükselti: Genel olarak yükselti arttıkça nüfus yoğunluğu azalır. Dağlık alanlarda nüfus az ve dağınıktır. 1500 metreden sonra yerleşim çok azalır. Ancak tam tersi olarak Ekvator kuşağında alçak yerler çok yağışlı, nemli ve sıcak olduğu için bu bölgelerde nüfus yoğunluğu yüksek yerlerde toplanmıştır.

2 -Eğim ve Bakı: Eğimin az olduğu, düz alanlarda nüfus yoğunluğu fazladır. Bu alanlar tarıma uygun olduğu gibi ulaşım açısından da elverişlidir.

3-Dağların uzanış doğrultusu: Kıyıya paralel uzanan dağların denize bakan yamaçları deniz etkisi ile daha nemli, ılıman şartlara sahiptir. Genel olarak sıcaklık yüksektir. Bu yüzden dağların denize bakan yamaçları sık nüfuslu iken, içlere bakan yamaçları seyrek nüfusludur.

İklim şartları:
Bir yerin sıcaklığı ve yeterli yağış alması, nüfus dağılımında etkilidir. Ilıman iklime sahip ve yeterli yağış alan yerde nüfus yoğunluğu fazladır. Dünya geneline de bakıldığında nüfusun çoğunluğunun ılıman iklim kuşağında yaşadığı görülür. Çöller, aşırı yağışlı bölgeler, aşırı soğuk iklim özellikleri olan alanlar, insan yerleşimine uygun değildir ve seyrek nüfus barındırır.

Bitki örtüsü: 
Bitki örtüsünün, özellikle ormanların sık ve gür olduğu alanlarda nüfus az ve seyrektir. Çünkü tarıma ve yerleşime uygun toprak sınırlıdır.

Toprak verimliliği: 
Kıyılardaki verimli düzlükler, delta ovaları ve verimli iç ovalar nüfusun yoğun olduğu alanlardır. Alüvyal topraklar tarımsal faaliyetlere uygun olduğu için yoğun nüfusa sahipken, daha az verimli podzol ve lateritlerin bulunduğu alanlarda daha az kişi yaşar.

Su kaynakları: 
Tarih boyunca insanoğlu su kaynaklarına yakın yerlere yerleşmiştir. Nüfus yoğunluğu akarsu, göl ve diğer su kaynaklarının olduğu yerlerde daha fazladır.

Nüfus Dağılışını Etkileyen Beşeri ve Ekonomik faktörler:

Tarihi, İdari faktörler ve Askeri Faktörler:

Eski çağlardan bu yana ticaret yollarının buluştuğu yerler sık nüfusa sahiptir.

Dünyada bazı kentler askeri önemleri nedeniyle yoğun nüfusa sahiptir.

Uzun zamandan beri yerleşilmiş alanlarda genellikle nüfuslanma da fazla olmaktadır.

Ekonomik faktörler:
Modern hayat ile birlikte hizmet ve ulaşım şartlarının iyi olduğu yerler, yoğun nüfusa sahip olmuştur. Ayrıca, sanayi, madencilik,tarım,turizm, ticaretin yoğunlaştığı yerlerde de nüfus fazladır.

Kara, demir, deniz ve havayollarının bulunduğu yerlerde insan yerleşimi fazladır.


Dünya nüfusunun özellikleri nelerdir?

Dünya nüfusu dengeli dağılmaz. Toplam dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 80′i Kuzey Yarım Küre’de yaşamaktadır.

Asya kıtası dünya nüfusunun yüzde 61′ini misafir eder. Sırasıyla bunu yüzde 14 ile Amerika, yüzde 14 ile Afrika, yüzde 10 ile Avrupa izler.

Dünyada nüfusun en seyrek olduğu yerler, kutup bölgeleri, çöller, yüksek dağlar, ekvatoral bölge ve bataklık alanlardır.

Nizamülmülk kimdir?

Nizamülmülk kimdir?

Nizamülmülk kimdir?
Büyük Selçuklu Devleti’nde 30 yıl sadrazamlık yapan Nizamülmülk’ün hayatı ve eserleri… 
Gerçek adı Ebu Ali Kıvamuddin Hasan bin Ali bin İshak et-Tusi’dir. Fars kökenli bir devlet adamı ve siyaset bilimci olan Nizamülmülk, 1018 yılında Horasan’ın eski kültür merkezlerinden Tus şehrine bağlı Nukan kasabasında doğmuştur.

Nizamülmülk vezir olarak 30 yıl süresince Büyük Selçuklu Devleti’ne hizmet etmiştir. Sonradan edindiği isim olan Nizamülmülk de “devletin düzeni” anlamına gelir. İlk olarak Gazne Devleti’nin Horasan Valisi’nin hizmetine giren Nizamülmülk, Dandanakan Savaşı’nın ardından Büyük Selçuk Devleti’nin Belh Valisi olan Ali bin Şadan’ın maiyetine dahil oldu. .

Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey’in vefatının ardından oğlu Alparslan sultan olunca, Nizamülmülk 1064 yılında Selçuklu Devleti’ne vezir oldu. Nizamülmülk ismini de bu dönemde zamanın halifesinden aldı. Sultan Alparslan’ın ölümü üzerine veliaht Melikşah’ın tahta geçmesine katkıda bulunan Nizamülmülk, özellikle Melikşah’ın sultanlığının ilk yıllarında fiilen devleti yöneten kişi olmuştur.

Nizamülmülk dönemi, Büyük Selçuklu Devleti’nin en parlak ve güçlü dönemi olarak kabul edilir.

Selçuklu topraklarında birçok cami, mescit ve vakıf eseri inşa ettiren Nizamülmülk, Nizamiye Medreseleri’nin de kurucusudur. Bu medreseler, dönemin gözde şehirleri Bağdat, Belh, Nişabur, Herat, İsfahan, Basra ve Musul’da açılmıştır. Kurumlaşan ve sistemli bilgi veren bu medreseler sonrasında Osmanlı eğitim sisteminin de temelini teşkil etmiştir. Ayrıca, batıdaki üniversite fikrinin temeline de esin kaynağı olmuştur.

Nizamülmülk, öğrencilere yurt ve burs imkanı sağlanması fikrini ortaya atan ve uygulayan ilk kişildir.

Devlet idaresindeki topraklar için “ikta sistemini” getirmiştir. İkta sistemi, kısaca, bir kişinin mülkiyetinde olmayıp devlete ait olan toprakların vergilerinin veya gelirlerinin asker veya sivil erkana hizmet ve maaşlarına karşılık verilmesi olarak tanımlanabilir.

Nizamülmülk, Türk devletlerinde ilk kez gelir-gider raporlarını hazırlatan kişidir.

Dünyadaki ilk istihbarat teşkilatının kurucusudur.
Nizamülmülk günümüzde dahi siyaset sanatı ile ilgilenenlerin başvurduğu bir eser olan “Siyasetname”nin de yazarıdır. Siyâsetname’de Türk-İslâm devletlerinin idari, mali, siyasi, askeri, sosyal ve kültürel yönleri incelenir.


Nizamülmülk, 14 Ekim 1092′de İran Nihavend’te bir Haşhaşi tarafından zehirli hançerle öldürülmüştür. Mezarı, İran’ın İsfahan kentinde Sultan Melikşah ve Selçuklu ailesinden pek çok isimle birlikte bir türbede bulunmaktadır.

Necati Cumalı kimdir?

Necati Cumalı kimdir?

Necati Cumalı kimdir?
20. yüzyıl Türk edebiyatının usta ismi Necati Cumalı’nın hayatı ve yapıtları…
Necati Cumalı bugün Yunanistan sınırları içinde yer alan Manastır’a bağlı Cuma kazasında 13 Ocak 1921′de doğdu. Uzun ömrü boyunca edebiyatın birçok alanında eserler veren çok yönlü bir sanatçıdır.

1923 Türkiye-Yunanistan mübadelesi ile Türkiye’ye göç eden eden Cumalı ailesiyle birlikte İzmir’in Urla ilçesine yerleşti. İzmir Atatürk Lisesi’nde okuduktan sonra üniversite eğitimi için başkente gelerek Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne girdi.

İlk şiiri 1939′da Urla Halkevi Dergisi’nde yayımlandı. Orhan Veli, Oktay Rıfat, Cahit Sıtkı, Nurullah Ataç gibi edebiyatçılar, Cumalı’nın şiirini etkilemiştir. Şiirlerinde hayatı ve çocukluğundan bu yana yaşadığı olayları konu edindi.

Toprak Mahsulleri Ofisi’nde (TMO) bir süre çalıştıktan sonra askerlik için Ezine’ye gitti. İlk kitabı olan “Kızılçullu Yolu” bu sırada yayınlandı. Askerlik dönüşü Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü’nde çalışmaya başladı. 1945 yılından itibaren Ulus Gazetesi’nde, Varlık, Ülkü, Ankara gibi dergilerde şiirleri yayınlandı. Şiirin yanında hikaye türünde de eserler vermeye başladı. Yayınlanan ilk hikayesi “Aysız Geceler” (1945) olmuştur.

Ankara’da ünlü şair Cahit Sıtkı Tarancı ile bir süre ev arkadaşlığı yaptı.
1949 yılında sahnelenen “Boş Beşik” adlı oyunu ile dikkat çekti.

Daha sonra Başkentten ayrılarak 1957 yılına kadar İzmir ve Urla’da avukatlık ve memurluk görevlerinde bulundu. Bir yandan da edebiyat çalışmalarını sürdürdü. İzmir’de yaşarken, “Güzel Aydınlık” (1951), “İmbatla Gelen” (1955), “Güneş Çizgisi” (1955) adlı şiir kitapları ve “Yalnız Kadın” adlı hikaye kitabı yayınlandı.

Eserlerine, avukatlık yaptığı sırada yaşadığı olaylar, davalar, Ege ve yöresi insanını yaşamı, sorunları yansıdı.

İlk hikâye kitabı “Yalnız Kadın”dır (1955).

1956 yılında İzmir’de Ara Tiyatro’yu kurdu ve yönetti.

1957 yılında “Değişik Gözle” isimli hikaye kitabıyla Sait Faik Hikâye Armağanı’nı kazandı.

1957 yılı aynı zamanda avukatlığı bırakarak Paris’e gittiği yıl oldu. 1957-1959 yıllarında Paris Büyükelçiliği Basın Ataşeliği’nde çalıştı.

1959′da Türkiye’ye dönerek İstanbul’a yerleşti. 1959 – 1963 yıllarında İstanbul Radyosu’nda redaktörlük yaptı.

İlk romanı olan “Tütün Zamanı” bir gazetede 1959 yılında tefrika edildi.

Ünlü “Susuz Yaz” öyküsünü 1960 yılında kaleme aldı. Daha sonra Üç perdelik bir oyun olarak tiyatroya da uyarladığı öykü, yönetmen Metin Erksan tarafından filme de uyarlanmış ve büyük başarı kazanmıştır. Film, 14.Uluslararası Berlin Film Festivali‘nde Altın Ayı’ya layık görülmüştür.

1960 yılında Berin Teksoy ile evlenen Cumalı, 1963-1965 arasında eşinin Dışişleri Bakanlığı’ndaki görevi nedeniyle İsrail’de ve Paris’te yaşadı.

“Makedonya 1900” isimli öyküsü ile ile 1970 yılında 2. Sait Faik Hikâye Armağanı’nı kazandı.

“Yağmurlu Deniz” adlı kitabıyla Türk Dil Kurumu 1969 Şiir Ödülü’nü, “Dün Neredeydiniz” adlı oyunuyla Kültür Bakanlığı 1981 Tiyatro Ödülü’nü, “Tufandan Önce” kitabıyla 1984 Yeditepe Şiir Armağanı’nı, “Viran Dağlar” romanı ile 1995 Orhan Kemal Roman Armağanı, Yunus Nadi Roman Ödülü ve Ömer Asım Aksoy Ödülü’nü kazandı.

Necati Cumalı, 10 Ocak 2001′de karaciğer kanseri nedeniyle hayatını kaybetti.

Cumalı, yalın bir anlatımı benimsediği lirik şiirler yazdı. Bireyin günlük hayattaki kaygılarını işlediği şiirlerinde toplumsal sorunları da ele aldı.

Roman ve öykülerinde ise daha çok Ege Bölgesi insanını ve sorunlarını dile getirdi.

Birçok öykü, roman ve oyunu beyazperdeye uyarlandı.


Necati Cumalı’nın Eserleri

ŞİİR
Kızılçullu Yolu (1943)
Harbe Gidenin Şarkıları (1945)
Mayıs Ayı Notları (1947)
Güzel Aydınlık (1951)
Denizin İlk Yükselişi (1954, ilk üç kitaptaki şiirler toplamı)
İmbatla Gelen (1955)
Güneş Çizgisi (1957)
Yağmurlu Deniz (1968, son iki kitap ve yeni şiirleri)
Başaklar Gebe (1970)
Ceylân Ağıdı (1974)
Aç Güneş (1980, toplu şiirler)
Bozkırda Bir Atlı (1981)
Yarasın Beyler (1982)
Tufandan Önce (Bütün şiirler 1′nci cilt, 1983)
Aşklar Yalnızlıklar (1985,toplu şiirler I)
Kısmeti Kapalı Gençlik (1986, toplu şiirler II)

ÖYKÜ:
Yalnız Kadın (1955)
Değişik Gözle (1956)
Susuz Yaz (1962)
Ay Büyürken Uyuyamam (1969)
Makedonya 1900 (1976)
Kente İnen Kaplanlar (1976)
Dilâ Hanım (1978)
Revizyonist (1978)
Yakubun Koyunları (1979)
Aylı Bıçak (1981)

ROMAN:
Tütün Zamanı (1959)
Yağmurlar ve Topraklar (1973)
Aşk da Gezer (1975)

OYUN:
Mine (1959)
Nalınlar (1962)
Derya Gülü (1963)
Oyunlar I (Boş Beşik, Ezik Otlar, Vur Emri) (1969)
Oyunlar II (Susuz Yaz, Tehlikeli Güvercin, Yeni Çıkan Şarkılar) (1969)
Oyunlar III (Nalınlar, Masalar, Kaynana Ciğeri) (1969)
Oyunlar IV (Derya Gülü, Aşk Duvarı, Zorla İspanyol) (1969)
Oyunlar V (Gömü, Bakanı Bekliyoruz, Kristof Kolomb’un Yumurtası) (1973)
Oyunlar VI (Mine, Yürüyen Geceyi Dinle, İş Karar Vermekte) (1977)
Yaralı Geyik (1981)

DENEME:
Niçin Aşk (1971)
Senin İçin Ey Demokrasi (1976)
Etiler Mektupları (1982)

İNCELEME:
Muzaffer Tayyip Uslu (1956)

GÜNCE:
Yeşil Bir At Sırtında (1990)

ÖDÜLLERİ
1957 Sait Faik Hikaye Armağanı Yalnız Kadın ile
1969 Türk Dil Kurumu Şiir Ödülü Yağmurlu Deniz ile
1977 Sait Faik Hikaye Armağanı Makedonya 1900 ile
1981 Kültür Bakanlığı Tiyatro Ödülü Dün Neredeydiniz ile
1984 Yeditepe Şiir Armağanı Tufandan Önce ile

Eğitimde STEM Modeli nedir?

Eğitimde STEM Modeli nedir?

Eğitimde STEM Modeli nedir?
Milli Eğitim Bakanlığı, STEM eğitim modelini Türkiye’ye getirmek için kapsamlı bir rapor hazırladı. Peki, STEM Modeli nedir, avantajları nelerdir?  Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), öğrenciyi deneyerek öğrenmeye yönlendiren “STEM” eğitim modelini Türkiye’ye getirmek için kapsamlı bir rapor hazırladı.

Peki, ABD, Almanya, Japonya, Çin gibi ülkelerde uygulanan bu modelin özellikleri nelerdir?
STEM’in kelime anlamı İngilizce’de “kök”tür. STEM, Science (Fen), Technology (Teknoloji), Engineering (Mühendislik) ve Mathematics (Matematik) kelimelerinin ilk harflerinin birleştirilmesi ile oluşturulmuş bir kelimedir. Bu nedenle de büyük harflerle yazılır.

STEM öğrencinin fen ve matematik derslerinde öğrendiklerini günlük hayatta mühendislik ve teknoloji ile birleştirerek kullanması amacıyla oluşmuş bir yaklaşımdır. Modelin temeli, insanların küçük yaşlarda sahip olduğu yaratıcılığı kullanmak ve desteklemektir. Çocuklardaki doğal merak duygusuna odaklanan model ile sorunlara çözüm bulmak amaçlanır. Bu çerçevede de matematik, fen gibi derslerde elde edilen bilginin uygulamaya dönüşmesi hedeflenir. Bu nedenle STEM Modeli’nde en önemli unsurlardan biri disiplinler arası işbirliğidir.

Modelde, öğretmenlerin rolü de öğrencilere fen, teknoloji, mühendislik ve matematik derslerinde teorik bilgileri vermek değil, öğrencileri üst düzey düşünme, ürün geliştirme, buluş ve inovasyon yapabilme seviyesine ulaştırmaktır.

Öğrencilerin, ortaya bir şey koyarken hata yapmaktan korkmaması sistemin en önemli özelliğidir.
Mevcut eğitim sisteminden en önemli farkı ise “deneyerek” öğrenme süreçleridir. Bu sistemle, öğrenciler, öğrendiklerinin “ne işe yarayacağı” sorusunu rahatlıkla yanıtlayabilirler çünkü halihazırda deneyerek bunu gözlemlemişlerdir.

STEM’in çocuklara, problem çözme, eleştirel düşünme, yaratıcılık, sorgulama gibi becerileri kazandırdığı düşünülüyor.


STEM öğrenci merkezli bir model olsa da çocuğun problemi çözme aşamalarında öğretmenin bu süreci iyi takip etmesi ve öğrenciye doğru basamakları izlemesi konusunda yardım etmesi gerekiyor.

Yapılan araştırmalar, STEM modeli kullanan ülkelerin öğrencilerinin PİSA, TİMSS gibi uluslar arası sınavlarda başarı gösterdiğini ortaya koyuyor.