i-doser ses dalgalarıyla beyni etkiliyor

i-doser ses dalgalarıyla beyni etkiliyor

i-doser ses dalgalarıyla beyni etkiliyor
i doser dozları, i doser çeşitleri, i doser dinle, i doser indir, i doser mp3, i doser nedir, i-doser ses dalgalarıyla beyni etkileyerek çeşitli hisler hissetmenizi sağlıyor, i-doser’deki ses dalgaları, i-doser’in etkisi Bilim insanlarının çok eskilerden beri söylediği bir şeydir, çeşitli ses dalgalarının ve frekanslarının insan beynini etkilediği. Bilim insanları ses dalgalarını yıllarca araştırdılar. Araştırmalara göre örneğin; Klasik müziğin yaratıcılığı geliştirdiği, hareketli parçaların kan akışını hızlandırdığı bilinmektedir. 

Yine de bu inanç yıllarca tartışılmış ve insanları ikiye bölmüştür. Her ne olursa olsun bilimsel olarak kanıtlanmış bir gerçek vardır ki o da bazı ses dalgalarının gerçekten beynimizi etkileyebildiğidir. i-doser’da beynimizi etkileyen bu ses dalgalarından yola çıkarak hazırlanmış bir müziktir. i-doser beyin dalgalarını etkiliyor ve çeşitli hisler hissetmenizi sağlayabiliyor. Çeşitli dozlar halinde hazırlanmış parçalardan oluşan i-doser’in örneğin; Sleeping Angel dozundaki parçasında uyuyamayanlar için uyku getirici bir özelliğe sahip olduğu belirtiliyor. i-doser’deki ses dalgaları “Delta (0-4 Hz), Theta (4-8 Hz), Alpha (8-12 Hz), Beta (13-30 Hz) ve Gamma” olmak üzere 5 farklı çeşittedir ( Hepsinin Hz. leri bilinir fakat Gamma’nın Hz. aralığı 30-X olarak geçer ).

i-doser dinlemenin kişiye fiziksel olarak hiçbir zararı yoktur. Fakat Lucid Dream’ı dinlerseniz ve gerçekleştirebilirseniz, bu size rüyalarınızı kontrol edebilme özelliği verecektir. Rüyada istediğiniz zenginliğe, istediğiniz eve, arabaya, size keyif verecek ne varsa sahip olabileceğiniz için belki bir süre sonra rüyada yaşamak size daha keyifli gelecek ve belki de sürekli uyumak isteyeceksiniz. Bir süre sonra gerçek dünyanın hangisi olduğunu anlamayacaksınız ( İnception filmi örnek gösterilebilir ).

i-doser beyninize değişik sesler göndererek aslında olmayan bir şeyi size yaşatabilir yahut duygularınızı değiştirebilir. 20. yüzyılın başlarında insanları müzikle tedavi etmek mümkündü, şimdi ise keyif için i-doser kullanılabiliyor.


i-doser’i Mp3 player, bilgisayar veya tabletinizde dinleyebiliyorsunuz. Ancak dinlerken mutlaka iyi bir kulaklığa sahip olmalısınız. Daha sonra ister gözlerinizi bir bezle bağlayın isterseniz kendinizi kapatın farketmez fakat gözlerinizi kapatmanız kesinlikle öneriliyor. 

Rahat bir ortamda tüm konsantrasyonunuzu müziğe vererek doz bitene kadar onu dinlemeniz gerekiyor. Bir doz bittiğinde diğer bir doz’u dinlemek isterseniz de önce reset doz’unu dinlemeli daha sonra diğer doz’a geçmelisiniz. i-doser’in etkisi dozun gücüne göre değişiyor. Doz’lar ilk kullandığınızda etkili olmayabilir. Ama ikinci veya üçüncü kullanışınızda beyin buna alışıyor ve doz’lar daha etkili olmaya başlıyor.

Uzayda oluşup Dünya’ya düşen elmaslar

Uzayda oluşup Dünya’ya düşen elmaslar

Uzayda oluşup Dünya’ya düşen elmaslar
Elmaslar dünyaya nasıl geldi, elmaslar nasıl oluşur, elmaslarla ilgili haberler, ilginç bilim haberleri, ilginç uzay haberleri, uzayda değerli maddeler varmı, uzayda oluşup dünya’ya düşen elmaslar Uzaydan dünyaya düşen bazı göktaşlarında az miktarda elmasa rastlanıyor. Yeni araştırmalar, bu elmasların uzun zaman önce parçalanan gezegenimsi bir yapıda oluşmuş olabileceğine işaret ediyor.

2008’de dünyaya düşen bir göktaşı atmosfere girince parçalanmış ve Sudan’daki Nubian Çölü üzerine düşmüştü. İlk kez bir göktaşı dünyaya düşmeden önce tespit edilip takibe alınmıştı. Göktaşı avcıları bölgeye akın etti. Almahatta Sitta adı verilen göktaşının birçok parçası bulundu çölde ve bu kaya parçalarında elmas olduğu tespit edildi. Çoğu göktaşı elmas içerdiği için bunda şaşılacak bir şey yoktu. Fakat yeni bir araştırma, bu elmasların daha önce göktaşlarında görülenlerden çok daha büyük olduğunu ortaya koyuyor.

Buradan yola çıkan bilim insanları bu elmasların farklı bir biçimde oluştuğu sonucuna vardı. Büyük elmaslar genellikle gezegen büyüklüğündeki kaya parçalarının içinde oluşur. Bilim insanlarının tezleri doğrulanırsa bu elmasların güneş sistemimiz oluştuğu sırada var olan ve sonra parçalanan bir gezegenden geldiği sonucuna varılacak.

Araştırmanın sonuçları Geochimica et Cosmochimica Acta adlı dergide yayımlandı. Japonya’nın Hiroşima Üniversitesi’nden Masaaki Miyahara ve ekibi göktaşı örneklerini inceledi. Elmasların 40 ila 100 mikrometre (metrenin milyonda biri) büyüklükte olduğu görüldü. Fakat bazıları parçalanmış görünüyordu ve farklı kristallerin tümü aynı tarafa yönelmişti. Bu ise bazı küçük elmasların daha büyük bir elmasın parçaları olduğu anlamına geliyordu.

Göktaşlarındaki elmasların küçük gezegenler olarak da bilinen asteroidlerin çarpışması sonucu oluştuğuna inanılıyor. Çarpmanın etkisi öyle güçlü oluyor ki gezegendeki karbonu minik elmaslara dönüştürecek halde sıkıştırıyor. Fakat bu göktaşında bulunan elmaslar çok büyük olduğundan bu şekilde oluşmuş olamazlardı. Araştırmayı kaleme alanlar bunun ancak iki yoldan mümkün olabileceği kanısında.

Birincisi, bu elmaslar tek tek karbon atomlarının uzay boşluğundaki seyrek gazların içinde yavaş yavaş birikmesi sonucu oluşmuş olabilir. Fakat bu olasılığa fazla şans verilmiyor. Daha olası bir açıklama ise elmasların gezegenlerin etrafındaki küçük gezegenimsi yapılar içinde oluşmuş olması. Bu yapılar gezegenden küçük, asteroidden büyük kaya parçalarıdır. 


Bu yapılar güneş sisteminin ilk oluştuğu dönemlerde, gezegenler henüz tamamıyla oluşup yörüngelerine oturmamışken vardı. Eğer bu açıklama doğru ise bu gezegenimsi yapı çok uzun zaman önce parçalanmış ve Almahata Sitta göktaşı da onun küçük bir parçası olmalı. Bunu tam olarak bilemiyoruz. 

Ama bildiğimiz bir şey var ki o da gezegenlerin ilk oluştuğu dönemler kaya ve buz parçalarının ortalıkta dönüp durduğu ve birbiriyle çarpıştığı oldukça çalkantılı dönemlerdi.

NASA’nın yayınladığı Mars fotoğrafı bilim adamlarını şaşkına çevirdi

NASA’nın yayınladığı Mars fotoğrafı bilim adamlarını şaşkına çevirdi

NASA’nın yayınladığı Mars fotoğrafı bilim adamlarını şaşkına çevirdi
İlginç nasa fotoğrafları, mars kertenkelesi bulundu, mars’ta bilim adamlarını şaşkına çeviren görüntü, mars’ta hayat var mı, nasa’nın yayınladığı mars fotoğrafı bilim adamlarını şaşkına çevirdi, uzay haberleri Mars’ta hayat var mı ? Dünya dışında yaşanacak başka bir gezegen var mı ? Bilim adamları uzun zamandır bu sorulara yanıt arıyor. ABD Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi NASA çeşitli gezegenlere sürekli robot gönderip araştırmalar yapıyor.

ABD Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi NASA’nın Mars’a yolladığı Curiosity robotunun çektiği son görüntü ise yeni bir tartışma yarattı. Mars’ı izleyen keşif aracının kameralarına takılan, iri gözlü ve tek boynuzlu, kertenkeleye benzeyen bu görüntü bilim adamlarını şaşkına çevirdi.

Yayınlanan habere göre, UFO uzmanı Scott Waring önceki keşiflerinden birinde NASA’nın Mars’ta çektiği fotoğraflarda bir uzaylının bacağını gördüğünü iddia etmiş sonra yeşil nesnenin keşif aracının güç kablosu olduğu ortaya çıkmıştı. Waring, Mars fotoğraflarına bakarken ilginç yapılarda keşfettiğini fakat en önemli keşfinin kayanın arkasından keşif aracını izleyen küçük bir “yaşam formu” olduğunu belirtiyor.

Waring’in iddiasına göre bu canlının uzun tek bir gözü, iki uzun kolu ve zayıf bir vücudu var. Bacakları ise kayanın arkasında olduğundan görünür halde değil.


UFO uzmanı Scott Waring’e göre NASA’nın yayınladığı bu fotoğraf Mars’taki yaşamın kanıtı. Scott Waring aynı zamanda geçen ay Mars’ta çekilen fotoğraflarda koyu renk giyimli bir kadın gördüğünü de iddia etmişti.

Henüz NASA Mars’taki bu fotoğraf için bir açıklama yapmamış olsa da bilim adamları bu fotoğrafların Mars’taki yaşamın bir kanıtı olduğunu düşünüyor.

Önceki yazımız İllegal ve yasadışı yollarla satılan en ilginç 10 ürün hakkında bilgiler vermektedir.

Evrenimizin bir kopyası mı var ? Ters zamanlı evren teorisi

Evrenimizin bir kopyası mı var ? Ters zamanlı evren teorisi

Evrenimizin bir kopyası mı var ? Ters zamanlı evren teorisi
Büyük patlama, evrenimizin bir kopyası mı var, evrenin yansıması, ilginç bilim haberleri, ilginç evren teorileri, ilginç uzay haberleri, parallel evren, ters zamanlı evren teorisi, zaman ibreleri İngiliz ve Kanadalı bilim insanları Büyük Patlama’nın, yaşadığımız evrenin yansıması olan ancak zamanın geriye doğru aktığı bir başka evreni yarattığı teorisini ortaya attı.

İngiliz basınında yer alan haberlere göre, bilim insanları, yaklaşık 14 milyar yıl önce Büyük Patlama meydana geldiğinde, bu evrenin yansıması olan ancak zamanın tersine aktığı bir başka evren daha oluştuğu teorisini geliştirdi. Bu ilginç evren teorisi, İngiltere ve Kanada’daki üniversitelerde görevli bilimadamları Julian Barbour, Tim Koslowski ve Flavio Mercati tarafından ortaya atıldı. “Zamanın ibresiyle” ilgili soru işaretlerini yanıtlama girişimleri çerçevesinde ortaya çıkan teoriye göre, Büyük Patlama meydana geldiğinde, zamanda aksi yönde eşit biçimde hareket eden iki evren oluştu.

Geliştirilen bu yeni teorinin temeli, ilk olarak 1927 yılında, Sir Arthur Eddington tarafından ortaya atılmıştı. Eddigton “Zamanın Oku” diye adlandırdığı teorisini topluma fiziği sevdirmek maksadıyla kaleme aldığı “Fiziksel Dünyanın Doğası” adlı kitabında : “Beraber keyfi bir ok çizelim,dünyanın bir yerinde oku takip ederek rastgele bir elemana gittikçe yaklaşarak onu bulunca, rastgele elemanın geçmişe doğru oku azalır daha sonra ok geleceği işaret ediyor. 

Bu fizikte bilinen tek ayrımdır. Bizim ana tartışmamız rastgele girişin geri alınamaz tek şey olduğunu kabul etmek, bu izlenecek tek yoldur. Uzayın içinde zamanın yerine geçecek analoğu olmayan bu tek yönlü kavram olan zamanın oku özelliğini kullanmak gerekir.” şeklinde açıklamıştır.


Bilim insanlarının, bu ters zamanlı evren teorisine, Newton’un evrensel kütle çekimi yasasının etkisi altındaki bin parçacığın bilgisayar simülasyon modelini inceleyerek, dinamik harekete ve parçacıklar arasındaki mesafeye odaklanarak ulaştığı belirtildi.

İnceleme sırasında bilim adamları hacimleri ve miktarları ne olursa olsun her bir parçacık gruplaşmasının, düşük kompleksite ölçeği olarak bilinen şeye dönüştüğünü keşfetti, daha sonra dış kısmı her iki yönden genişleterek, iki farklı ve zıt “zaman ibreleri” yarattı.

Uzay madenciliği başlıyor

Uzay madenciliği başlıyor

Uzay madenciliği başlıyor
Uzay madenciliği başlıyor, Dünya asteroidlerden maden çıkarmak için hazırlık yapıyor
Bilim insanları dünya kaynaklarına alternatif kaynaklar bulmak için gözünü uzaya, asteroidlere dikti. Bir yandan petrol savaşları, diğer yandan maden kaynaklarının gitgide azalması derken şimdilerde asteroidlerden maden çıkarma fikri gittikçe yaygınlaştı ve artık bunun hazırlıkları yapılıyor.

Lüksemburg oldukça büyük ve güçlü bir ekonomiye sahip, maden konusunda oldukça deneyimli. Ekonomisini istikrarlı tutmak için ise sürekli yeni ve sadece ekonomi açısından bakacak olursak akılcı hamleler yapıyor. Son örneklerden biri olarak Skype, eBay ve Jajah gibi tanınmış internet şirketleri yerel ya da uluslararası genel merkezlerini Lüksemburg’a taşıdılar.

Anlaşılan o ki Luxemburg’un yeni hamlesi olan asteroid madenciliği üzerinde uzun uzun düşünüp taşınmışlar. Asteroid madenciliği teknolojisinin kalbi ise ABD’de atmakta olduğu için Luxemburg hükûmeti ABD’ye asteroid madenciliğinin bir an önce başlaması için çağrıda bulunmuş.

Günümüzde uzay çöpleri gittikçe artıyor. Uzayda madencilik yapmanın dünyada madencilik yapmaktan çok daha ağır sonuçları olabilir. Dünya’daki doğal dengeyi bozmak bile içinde bulunduğumuz 6. kitlesel yok oluş dönemini oldukça hızlandırmış durumda iken uzayın doğasına dokunulmasının sonuçları bize ne getirecek zaman gösterir.

Fakat şunu da belirtmek gerekir ki Kardashev Cetveli (Evrendeki olası medeniyet seviyelerini gösteren çizelge) dikkate alındığında bu olay küçük bir “medeniyet sıçraması” olarak görülebilir. Geldiğimiz noktada hâlâ gıdamızı hayvanları öldürerek ya da sömürerek, enerjimizi ise suları kullanarak ya da toprağın altından çıkardığımız için henüz bir medeniyet sayılmayız. Bu cetvele göre enerjimizi uzaydan, başka galaksilerden ya da güneşten almaya başladığımız zaman bu bahsi geçen medeniyetler cetveline girmeyi başarmış olabileceğiz.

Göktaşı madenciliği ile alakalı gelişmelerin detayları ise şu şekilde :

Uzay madenciliği için yeni teknolojileri destekleyeceğini söyleyen Lüksemburg, bu alanda faaliyet gösteren özel şirketlere doğrudan yatırım yapabileceğini belirtti. Uzay madencileri için ise ülkede yeni bir yasal altyapı da oluşturulacak.


Lüksemburg’un uzay madenciliği programına Avrupa Uzay Ajansı’nın eski başkanı Jean-Jacques Dordain danışmanlık yapacak. Uzay madenciliğinin artık Jules Verne romanlarından çıkıp gerçeğe dönüştüğünü söyleyen Dordain, asteroitlere uzay araçları gönderip çıkarılan değerli minerallerin Dünya’ya döndürülmesinin artık mümkün hale geldiğini söyledi. ABD’de pek çok şirketin uzay madenciliği alanında ilerleme kaydettiğini vurgulayan Dordain, Avrupalı şirketleri bu alanda yatırım yapmaya çağırdı. Dordain, “ABD’de asteroidlerden maden çıkarma konusunda birçok ilerleme kaydedildi. Avrupa’nın da adım atmasının zamanı gelmiş durumda. Lüksemburg’un bayraktarlık yapmasından son derece mutluyum” dedi.

Amerika Birleşik Devletleri’nde Deep Space Industries ve Planetary Resources adlı şirketler, madencilik için uygun asteroitleri tespit edip değerli mineralleri çıkarabilecek uzay araçlarını tasarlama aşamasında.

UZAY MADENCİLİĞİ NEDİR ?
Uzay madenciliği asteroitlerden ve dünyaya yakın küçük gezegenlerden hammadde çıkarılması işlemine verilen isimdir. Asteroitlerden mineral ve gaz, uzayda inşa edilecek yapılarda kullanmak üzere demir, nikel ve titanyum, astronotların bu yapılarda çalışmalarını devam ettirebilmek için gerekli su ve oksijen, roket yakıtı için hidrojen ve oksijen temin etmek gibi hedefleri içermektedir.

Uzay araştırmalarında “yerinde kaynak temini” olarak nitelendirilmekte olup, spekülasyonlara göre dünya üzerinde belli bir süre sonunda tükenecek olan madenlere karşılık, bunların uzaydan ikame edilmesi öngörülüyor.

MADENCİLİK İÇİN UYGUN ASTEROİTLER
Uzayda madencilik yapılabilecek, daha doğru bir deyimle üzerinde bulunan doğal kaynakların dünyaya taşınabileceği 3 çeşit asteroit bulunmaktadır. Bunlardan C tipi asteroitler, güneş sisteminde en çok bulunanlardır. C tipi asteroidler karbon ve su içeren mineraller bakımından zenginlerdir. Ayrıca çok miktarda organik karbon, fosfor ve gübreleme amacıyla kullanılabilecek temel bileşenleri de barındırırlar. Bu asteroitlerde su bulunması gidecek olan uzay aracının yakıtını sağlayabilmesi için de uygun ortam oluşturmaktadır.

S tipi asteroitler, kayalık yapıya sahiplerdir temel olarak demir ve magnezyum silikatları içerirler. Ayrıca yapılarında nikel, kobalt, platin, rodyum ve altın bulundururlar. M tipi asteroitler, nadir kayalardır. Ancak S tipine kıyasla 10 kat daha fazla metal içerirler. Genellikle elektronikte kullanılan madenleri bünyelerinde barındırırlar.

UZAY MADENCİLİĞİ YASALARI HAZIR
ABD Senatosu, geçen yıl asteroitlerden çıkarılacak değerli minerallerin mülkiyet hakkının kimde olacağına dair yasal düzenlemeyi tamamlamış ve kabul etmişti.

Her ne kadar yasaya karşı çıkan bazı kesimler, uzayda mülkiyet iddia etmenin Birleşmiş Milletler’in (BM) 1967’de kabul ettiği Dış Uzay Anlaşması’na aykırı olduğunu söylese de, Lüksemburg’un Ekonomi Bakanı uzay madenciliğinin tamamen yasal olduğunu söylüyor.

Ekonomi Bakanı François Bausch, “Mevcut düzenlemeler uzay ve gök cisimleri ile ilgili bir mevzuat. Ancak uzaydaki minerallere dair bir düzenleme yok” diyor. Uzay madenciliğini uluslararası sularda balık avlamaya benzeten Bausch, “Balıkçılar avladıkları balığın mülkiyetine sahip olur ancak okyanusun mülkiyetini alamaz” hatırlatmasını yapıyor.

EKONOMİK ANALİZLER
Halihazırda, asteroidlerden çıkarılacak madenin kalitesi, masraflar ve maden çıkarmak için gerekli ekipman net olarak bilinmiyor. Ekonomik analizlere göre asteroitten çıkarılacak madenlerin dünyaya getirilmesi için harcanan masraf pazar fiyatını karşılamıyor ve halihazırdaki uzay kargo masraflarının çok fazla olması yüzünden yatırımcıların pek ilgisini çekmiyor. Fakat madenler için potansiyel market belirlenebilir ve kar elde edilebilir. Örneğin uzay turizminde kullanılacak yörüngedeki roketler için birkaç ton suyun taşınması çok büyük kar sağlayabilir.

1997 yılında, çapı 1.6 km olan küçük metalik bir asteroitte 20 trilyon dolardan fazla değerde endüstriyel metal olduğu söylentileri çıktı. Daha küçük bir M tipi asteroit iki milyar ton demir-nikel madeni içerebilir. 16 Psyche isimli asteroitin 1.7×1019 kg nikel-demir içerdiğine inanılıyor ve bu miktar dünyanın üretim ihtiyacını birkaç milyon yıl karşılayabilir.

Planetary Resources firması 30 metre uzunluğundaki bir asteroitten elde edilecek platinin 25-50 milyar dolar değerinde olduğunu iddia etse de, ekonomistler dünya dışından getirilecek değerli metallerin fiyatları çok düşürebileceğini söylüyorlar.

Önceki yazımız Ortada hiçbir neden yokken kendi kendine yanan insanlar hakkında ilginç ve enteresan bilgiler vermektedir.

2017’nin En İyi Diş Macunları Hangileridir?

2017’nin En İyi Diş Macunları Hangileridir?

2017’nin En İyi Diş Macunları Hangileridir?
İnsan vücudunun her bölgesi ayrı bir bakım ve özen istemektedir. Hijyen kurallarının birçoğu insan sağlığının bozulmaması adına titizlikle uygulanır. Kişisel temizlik ve bakım yapılmadığı zaman insan vücudunda rahatsızlıklar ortaya çıkması kaçınılmaz bir hal alacaktır. Bu yüzden piyasada çeşitli kişisel bakım ürünleri bulunur, bu ürünler kalitelerine ve fiyatlarına göre insanlar tarafından tercih edilerek kullanılır.

İnsan vücudunda sürekli bakım isteyen bölgelerden birisi de ağız ve diş bölgeleridir. Günlük yaşamda yoğun olarak kullandığımız ağzımız; yemek yerken, sıvı tüketirken, sigara içerken belirli ölçülerde kirlenir. Ağız bölgesinin içinde bulunan damak ve dişler bu kirlenme sonucunda temizlenmeye ihtiyaç duyar. Eğer bu bakım yapılmazsa ağız sağlığında bozulmalar meydana gelebilir ve dişlerde çürüme, zedelenme, renk solması, apse gibi rahatsızlıklar ortaya çıkabilir. Bu gibi durumlarından önüne geçebilmek için dişlerimizi düzenli olarak fırçalamamız gerekmektedir. Günde en az iki kere olarak, doğru diş macunu ve fırçaları ile yapılan fırçalama işlemleri sonrasında dişe yerleşmiş olan artık gıda parçaları temizlenir. Ayrıca dişte zaman içinde meydana gelecek olan diş sararmalarının ve solmalarının önüne geçilmiş olur. Bu noktada önemli olan kullanacağımız diş macununu ve diş fırçasını doğru bir şekilde seçebilmektir.

Herkesin ağız ve diş yapısı farklı olduğundan, firmalar tarafından kişilerin farklı yapılarına uygun ağız ve diş sağlığı ürünleri geliştirilmiştir. Özellikle diş macunlarındaki çeşitlilik insanların tercih yapmasını daha zor bile hale getirmektedir. Diş macunlarının içinde bulunan florid etkisi, dişte oluşmakta olan tartarlara karşı çözüm getirir. Macunun kıvamının ve içeriğinin çok sert olmaması ayrı bir önem taşımaktadır. Dişlerinizin yapısı aşınmaya müsaitse kullanılacak olan yanlış bir diş macunu yüzünden dişte aşınmalar yaşanabilir. Bu yüzden kişilerin öncelikle diş doktorlarına danışması gerekecektir. Doktorunuzun yapacağı muayene sonrasında sizin ağız ve diş yapınıza en uygun diş macunu seçeneği belirlenir. Böylece önerilen diş macununu kullanmaya başlayabilirsiniz. Genel olarak diş macunlarının %100 oranında doğal olması sağlığınız açısından önemlidir.

2017’nin En İyi Diş Macunları
Piyasada diş macunu üzerine çok sayıda marka bulunmaktadır ve bu markaların özel olarak çıkardığı aromalı, diş beyazlatıcı özellikli, ferahlatıcı gibi çeşitli ürünleri mevcuttur. Peki, 2017’de piyasada satılan en iyi diş macunları hangileridir?

Signal
Signal Diş Macunu

Uzun bir süredir diş macunu üzerine ürünler yapan Signal markası, yoğun bir şekilde insanlar tarafından tercih edilmektedir. Özellikle “bembeyaz dişler” temalı ürünlerini kullanan kişilerde diş sararmalarının önüne geçildiği gözlemlenmektedir. Dişteki sararmalar haricinde lekelerin de bu diş macunlarının kullanımından sonra yok olduğu belirtilmektedir. Bilindik bir marka olması, uzmanlar tarafından önerilmesi, kullanan kişilerin memnuniyeti gibi etkenler göz önüne alındığında Signal markasına güvenmemek için herhangi bir neden yok.

İpana
İpana Diş Macunu

Piyasadaki lider markalardan biri olan İpana, birçok kişi tarafından güvenle kullanılan bir diş macunu markasıdır. İnsanlar tarafından tutulan bir marka olmasının yanı sıra, çıkarmış olduğu farklı türdeki ürünleriyle de dikkat çekmektedir. Çocuklar içinde ürettiği diş macunlarını birçok uzman önermektedir. Üç boyutlu, Pro-Expert, Komple Bakım, White Now gibi İpana ürünlerine olan rağbet bir hayli fazladır. Özellikle White Now ürününü kullanan kişilerin dişlerinde zaman içinde diş lekelerinin yok olduğunu tespit edilmiştir. Sigara kullanan kişilerin White Now ürününü kullanmaları tavsiye edilmektedir.


Colgate
Colgate Diş Macunu

İpana ve Signal gibi bilindik markalardan biri olan Colgate, kullanım oranlarına bakıldığında üst sıralarda yer almaktadır. Sağlıklı bir ağza sahip olabilmek için Colgate diş macunlarını kullanan insanların, bu ürünlerden memnun kaldıkları yapılan araştırmalarda ortaya çıkmıştır. Colgate diş macunlarının özellikle diş minesinin aşınmasından doğan rahatsızlıklara iyi geldiği belirtilmektedir. Diş minelerini kuvvetlendiren içeriğinin dışında diş eti rahatsızlıklarına çözüm üretebilmektedir. Total Profesyonel, Üçlü Etki, Sensitive gibi ürünler insanlar tarafından en çok tercih edilen Colgate diş macunu ürünleri arasında yer almaktadır.

Parodontax
Parodontox Diş Macunu

Son yıllarda televizyon reklamlarında sıkça gördüğümüz diş macunu markası olan Parodontax, diş hekimleri tarafından yoğun olarak önerilen bir markadır. Doğal bitki özleri içeren yapısı sayesinde ağız ve diş eti sorunlarına doğal çözümler üretmektedir. Halk arasında “doğal” ve “bitkisel” gibi sözcüklerin etkisi bir hayli büyük olduğundan, Parodontax diş macunlarına olan yönelim aynı ölçüde büyüktür. Diş minesini güçlendiren bir yapısı olması bu diş macunlarını daha cazip hale getirmektedir. Ultra Clean, Original, Ferahlık, Ultra Temizlik, Whitening gibi Paradontax ürünleri en çok tercih edilen diş macunları arasında yer almaktadır.

Sensodyne
Sensodyne Diş Macunu

Parodontax markası gibi son dönemlerde televizyon reklamlarında sıkça gördüğümüz markalardan biri olan Sensodyne; “Diş hekimlerinin tercihi” ve “Hassas dişler için” sloganlarını kullanıyor. Hassas diş yapılarına uygun olarak üretilmesi sayesinde diş ve diş eti rahatsızlıkları yaşayan birçok kişi Sensodyne markasını tercih ediyor. Diş beyazlatma konusunda içerdiği doğal özler sayesinde kesin çözümler sağlayabiliyor. Temin edilebilecek yerler arasında eczaneler yer almaktadır. Onarım Koruma, Fluoride, Beyazlatıcı Diş, Pronamel, Hassas Dişler İçin, Naneli gibi çeşitleri en çok tercih edilen ürünler arasında bulunmaktadır.

LR
LR Diş Macunu

Almanya merkezli bir firma olan LR, ağız ve diş sağlığı konusunda öncü markalardan biri haline gelmiştir. Flörür maddesi içermeyen diş macunları üreten firma, AFT sorunu yaşayan kişilerce kullanılmaktadır. Doğal ve bitkisel özlerden elde edilen içerikleriyle insanların ilgisini çekmeyi başaran markanın, Aloa Vera ve Micro Silver ürünleri en çok tercih edilen ürünler arasında yer alıyor.

2017’nin En İyi Diş Fırçaları Hangileridir?

2017’nin En İyi Diş Fırçaları Hangileridir?

2017’nin En İyi Diş Fırçaları Hangileridir?
Vücudun pek çok bölgesinde, hijyen ve temizliği sağlayabilmesi amacıyla çeşitli ürünler kullanılır. Bu konuda insanların en çok dikkat ettiği ve özen gösterdiği bölge ağız ve diş sağlığıdır. Vücudumuzda en çok kullandığımız bölge olan ağzımız, aynı zamanda sağlıksal sorunlar oluşturmaya en müsait bölgedir. Tükettiğimiz içecek ve gıdaların, içilen sigaranın etkileri diş ve damak çevresinde görülür, bu yüzden öncelikle iyi bir diş fırçasına ve diş macununa sahip olmak gerekir. Doktorlar tarafından önerilen diş macunlarını tek başına kullanmak ağız sağlığı için yeterli olmaz. Bir de bu macunları diş ve damak bölgelerine doğru bir şekilde yayabilmek için kullanmamız gereken diş fırçalarına ihtiyaç duyulur.

Piyasada yüzlerce çeşit diş fırçası bulunmasına rağmen, çoğu diş fırçası yapıları nedeniyle diş minesine zarar verebilmektedir. Sert diş fırçalarının dişleri daha iyi temizlediği düşüncesi yanlıştır; çünkü sert fırçaları diş minesini aşındırır, diş etlerinde kanamalara yol açabilir, diş ve etin birleştiği noktada yaralar meydana getirebilir. Bu yüzden diş fırçası tercih edilirken sert olmasına değil, fırçanın bilimsel olarak kanıtlanmış faydalı özelliklerine bakılması gerekecektir. Ayrıca doğru diş fırçalama tekniklerini uygulamak, diş fırçası seçimi kadar önemlidir. Diş fırçalarken yapılacak yanlış hareketler, diş fırçası ne kadar iyi olursa olsun diş ve damağa zarar verebilir.

Hangi Diş Fırçalarını Tercih Etmek Gerekir?
Diş fırçası üretiminde piyasalarda lider konuma gelmiş olan güvenilir markalar bulunmaktadır. Bu markalardan alınacak diş fırçaları sayesinde sağlıklı bir şekilde dişlerinizi fırçalayabilirsiniz. Bu markaların birçoğunda önceki kullanımlarda yaşanan diş rahatsızlıklarını giderici özellikler bulunmaktadır. Uzmanlar tarafından özel bir şekilde oluşturulan fırça kılları sayesinde diş ve damak sağlığının koruma altına alınması mümkündür.

Oral-B
Oral B Diş Fırçası


Diş fırçası markaları arasında bulunan Oral-B, insanlar tarafından yoğun olarak tercih edilen bir marka olma özelliği taşımaktadır. Şarj edilebilen diş fırçaları sayesinde çocukların diş fırçalama alışkanlığı kazanması sağlanıyor. Doktorlar tarafından hastalarına önerilen Oral-B, elektrikli diş fırçası alanında lider markalardan biri, ancak fiyatı diğer diş fırçalarına göre daha pahalıdır.

Sensodyne
Sensodyne Diş Fırçası

Hassas yapıdaki diş etleri için önerilen markalardan biri olan Sensodyne, Glaxo Smith Kline firması içinde yer alan bir markadır. Diş fırçalarındaki çeşitliliğinin yanı sıra, Sensodyne’nin diş macunu ve ağız çalkalama sıvıları üzerine birçok ürünü bulunmaktadır. Dişi fırçalarken herhangi bir kanama problemine yol açmaması bu markanın popülerliğini artırıyor. Aynı Oral-B markasında olduğu gibi, diğer markalara nazaran daha pahalıdır.

Signal
Signal Diş Fırçası

Signal markasını kullanan ve memnun kalan çok sayıda insan bulunmaktadır. Ülkemizde uzun senelerdir faaliyetlerine devam eden Signal, diş fırçası ve diş macunu ürünlerindeki istikrar ile dikkat çekmektedir. Fırçada bulunan kılların özel bir şekilde dizayn edilmesi sayesinde fırçanın en uzak noktaya kadar ulaşabilmesi mümkün hale gelmiş oluyor.

Humble Brush
Humble Brush Diş Fırçası

İsviçreli bir marka olan Humble Rush, özellikle hassas diş etlerine sahip olan insanlar tarafından kullanılıyor. Yapıldığı malzemenin bambu olması nedeniyle insanlara çekici gelen bir özelliğe sahip olan Humble diş fırçaları, özel olarak üretilirler ve doğada çözülebilirler. Doğa dostu olan bu diş fırçalarının geri dönüşüme sahip ürünler olması, doğa dostu kişilerin bu markaya yönelmesin sağlıyor.

Vepa
Vepa Diş Fırçası

Diş fırçası markaları arasında bir Türk markası olan Vepa, öncelikle ülkemizde tarak üreticisi olarak hizmet vermiştir. Daha sonrasında ise 1980’li yıllarda diş fırçası üretimine geçmiştir. Yurtdışına yaptığı ihracatlar sayesinde ülkemizin adını dünyaya duyurmayı başarmıştır. Fırçalarının özel üretim kıllardan yapılması sayesinde diş mineleri zarar görmüyor ve ağız sağlığı korunmuş oluyor.

Parodontax
Parodontax Diş Fırçası

İnsanlar tarafından yoğun olarak tercih edilen bir marka olan Parodontax, özel dizayn fırça yapısıyla diş etlerindeki rahatsızlıklara çözüm buluyor. Diş macunu alanında uzmanlaştıktan sonra diş fırçası çıkarmaya karar veren firma; kendi diş macunlarıyla birlikte diş fırçasının kullanılmasını gerektiğini öneriyor ve böylece daha kesin çözümler üretilebileceğini belirtiyor.

Banat
Banat Diş Fırçası

Diş fırçası sektöründe Türk firması olarak uzun yıllardır Türk halkının tercihi olan Banat, renkli tasarımları ve fırça kıllarının hassaslığı sayesinde önemli bir marka durumundadır. 1970’li yıllardan itibaren Türkiye piyasasına dahil olan firmanın birçok sosyal sorumluluk projesinde yer aldığını belirtmek gerekir.

Dalak Büyümesi (Splenomegali) Neden Olur, Nasıl Tedavi Edilir?

Dalak Büyümesi (Splenomegali) Neden Olur, Nasıl Tedavi Edilir?

Dalak Büyümesi (Splenomegali) Neden Olur, Nasıl Tedavi Edilir?
Dalak, göğüs kafesinin alt kısmında ve vücudun sok tarafında bulunan bir organdır. Kanser türleri, enfeksiyonlar ve bir takım karaciğer rahatsızlıkları gibi bazı durumlar “splenomegali” adı da verilen dalak büyümesi hastalığına yol açabilir. Dalak büyümesinin belirtileri çoğu insanda gözlenemeyebilir. Dalakla ilgili sorunlar genel olarak fiziki muayeneler veya uygulanan testler esnasında ortaya çıkar. Doktor, yetişkinlerdeki normal boyutlu dalağı hissedemeyebilir, fakat dalağın büyümesi durumunda elle bile hissedilebilir. Dalakta büyüme durumunun anlaşılması halinde bunun nedenini anlamak için bir takım testler yapılacaktır. Uygulanacak tedavi şekilleri ise dalak büyümesinin altında yatan nedene bağlı olacaktır. Büyüyen dalağın operasyon ile alınması tedavi yöntemlerinin ilk seçeneği olmaz, ancak bazı durumlarda zorunlu olarak ameliyat yapılabilir.

Dalak Büyümesi
Dalak Büyümesinin Nedenleri ve Belirtileri Nelerdir?
Bazı enfeksiyon veya hastalık türleri dalak büyümesine neden olabilmektedir. Uygulanan tedavi şekline göre, dalak üzerinde oluşan etkiler geçici olabilir. Dalak büyümesini tetikleyen en önemli faktörler şunlardır;
Paraziter enfeksiyonlar (sıtma vb.)
Viral enfeksiyonlar (mononükleoz vb.)
Endokardit adı verien kalp iç tabaka enfeksiyonu veya frengi benzeri bakteriyel enfeksiyonlar
Karaciğeri olumsuz yönde etkileyen bazı hastalıklar ve siroz
Hemolitik anemi trleri (kırmızı kan hücrelerinin yıkımı ile alakalı)
Bazı lenfomalar (hodgkin gibi) ve kan kanserleri (lösemi vb.)
Karaciğer veya dalaktaki damarların üzerinde kan pıhtısı ya da basınç oluşumu
Bazı metabolik sorunlar (Gaucher hastalığı, Niemann-Pick hastalığı vb.)

Dalak büyümesinin en yaygın belirtileri ise şunlardır;
Kansızlık (anemi)
Karın bölgesinin sol üstünden sol omuz bölgesine doğru yayılan dolgunluk hissi
Yorgunluk
Kolay kanama oluşumu
Yemek yenmemesi veya çok az yenmesi durumunda bile tokluk hissi (bu durum, karın bölgesine büyüyen dalağın basınç yapması sonucu ortaya çıkar)
Bilindiği üzere dalak, midenin yanına sıkışmış bir halde, göğüs kafesinin altında ve karnın sol kısmında bulunmaktadır. Ayrıca kolaylıkla hasar görebilen, birkaç tane önemli görevi olan, süngerimsi ve yumuşak bir organdır. Dalağın görevlerinden bazıları şunlardır;

Hasarlı veya eski kan hücrelerini yok eder ve filtreler.
Lenfosit adı verilen beyaz kan hücrelerini üreten dalak, bu görevi ile enfeksiyonlara karşı mücadele eder. Aynı zamanda zararlı bazı patojenlere karşı müdahale gerçekleştiren ilk organdır.
Trombosit ve kırmızı kan hücrelerinin depolanmasını sağlar (Bunlar kan pıhtılaşmasına yardımcı olmaktadır.)

Yukarıda bahsettiğimiz hayati görevlerin tamamı, dalakta büyüme oluşması durumunda fonksiyon bozukluğuna uğrayacaktır. Örneğin, anormal hücreler gibi normal kırmızı kan hücreleri de filtrelenecek ve sağlıklı olan kırmızı kan hücreleri azalacaktır. Aynı zamanda trombositler de bu şekilde bir tehlikeyle karşı karşıya kalacaktır. Bu olumsuz durumun sürekli devam etmesi halinde, çok miktarda trombosit ve kırmızı kan hücreleri dalakta birikecek, bunun sonucunda dalak normal fonksiyonlarını yerine getiremeyecektir. Dalak büyümesi, ayrıca kendi kan akışında da aksamalara yol açarak vücuttaki bazı bölgelerin zarar görmesine de yol açabilmektedir.


Dalak Büyümesi Nedir
Her kişide ve her yaşta dalak büyümesi oluşabilir, ancak bazı kişilerde risk daha fazladır;
Dalak ve Karaciğerin metabolik fonksiyonları etkileyen kalıtsal hastalığı olan kişiler (Niemann-Pick ve Gaucher hastalıkları gibi)
Mononükleoz enfeksiyonlarına maruz kalan çocuklar ve gençler
Endemik sıtmanın bulunduğu bölgelerde yaşayan veya bu bölgelere giden kişiler
Dalak büyümesiyle ilgili potansiyel komplikasyonlar ise şunlardır;
Dalak yırtılması: Hassas ve dokusu yumuşak bir organ olmasından dolayı, bilhassa kazalarda kolaylıkla hasar görme riski yüksektir. Aynı zamanda dalağın büyümesinden dolayı yırtılma ihtimali de yüksektir. Dalağın yırtılması, karın boşluğunda hayatı tehdit eden kanamalara yol açabilir.

Enfeksiyon: Dalağın büyümesi sağlıklı kırmızı kan hücreleri, beyaz kan hücreleri ve trombositlerin sayısını azalttığı için enfeksiyon oluşabilir.

Elle hissedilebilecek dalak büyümesi tanısını doğrulamak adına bazı testler yaptırmanız gerekebilir;

MR (Manyetik Rezonans) ile dalaktaki kan akışı gözlemlenir.
Tomografi ve Ultrason ile dalağın boyutu gözlemlenir.
Kan testleri ile trombosit, kırmızı ve beyaz kan hücrelerinin sayıları kontrol edilir.
Dalak büyümesinin teşhisi için, görüntüleme testleri bazı durumlarda gerekli olmayabilir ama Ultrason ve MR ön hazırlığa ihtiyaç duymadığı için genellikle doktorlar tarafından tavsiye edilmektedir. BT çekimi yapılacaksa, çekim öncesinde aç olmanız gerekebilir.

Dalak Büyümesi Neden Olur
Dalak Büyümesinin Nedenleri ve Tedavisi
Dalak büyümesinin nedenini tespit edebilmek için bazen kemik iliği testi, karaciğer fonksiyon testleri veya kan değerleriyle ilgili detaylı testler yapılması istenebilir. Bazı durumlarda ise katı bir kemik iliği örneği alınır (kemik iliği biyopsisi) ya da kemik iliği aspirasyonu yapılarak iliğin sıvı kısmından alınır. Her iki kemik iliği örneği de (sıvı ve katı) kalçanın arka tarafından aynı bölgeden alınmaktadır. Bu işlem yapılırken özel bir iğne ile kesi gerçekleştirilir ve kemiğin içine sokulur. Kemik iliği testi bazı rahatsızlıklara yol açtığından, testten önce lokal veya genel anestezi yapılabilir. Kanama ihtimalinden dolayı, iğne biyopsisi dalak üzerinde hiç yapılmayabilir. Bazı durumlarda bütün test ve muayenelere rağmen büyümenin nedeni bulunamaz ve ameliyat yapılması önerilir. Ameliyat bittikten sonra alınan dalak, lenfoma için mikroskopla incelenmektedir.

Şayet dalak büyümesinin nedeni tespit edilebildiyse, o nedene göre bir tedavi şekli uygulanacaktır. Örneğin bakteriyel bir enfeksiyon teşhis edildiyse, bu durum için genellikle antibiyotik tedavi önerilmektedir. Şayet dalakta büyüme var, ancak herhangi bir belirti ortada yok ise bir müddet beklenmesi ve belirli aralıklarla kontrol edilmesi önerilebilir. Bunun tersi olarak herhangi bir belirti ortaya çıkarsa zaman geçirmeden doktora gitmeniz gerekmektedir. Eğer bir şikayet söz konusu değilse, 6 ile 12 aylık bir süre içerisinde tekrar doktora gitmelisiniz.

Dalağın büyümesi ile ciddi komplikasyonlar ortaya çıkıyor ve bunların nedenleri tespit edilemiyorsa, splenektomi yani dalağın operasyon ile alınması gündeme gelecektir. Kritik veya kronik durumlar söz konusu ise, dalağın alınması en iyi tedavi yöntemi olabilir. Dalak ameliyatı yapılmadan önce, ameliyat sonrasında ortaya çıkabilecek olumsuz etkiler için dikkatli bir şekilde analiz yapılması gerekmektedir, çünkü dalaksız da aktif bir yaşam sürmek mümkündür ama hayatı tehdit eden enfeksiyonlarla karşılaşma riski de olabilir. Bazı durumlarda dalak radyasyon ile küçültülebilir ve ameliyata gerek kalmayabilir.

Dalağın alınması sonucu enfeksiyon riskini azaltmak adına yapılabilecek bazı işlemler şunlardır;
Ameliyat öncesi ve sonrası için bazı aşıların yapılması: Hemofilus influenza tip b(Hib), meningokok ve Pneumovax 23 (pnömokok) aşıları ile kan ve menenjit, zatürree, eklem ve kemik fonksiyonlarına karşı koruma sağlanabilir. Aynı zamanda ameliyat sonrası 5 yılda bir pnömokok aşısı yaptırmak gerekmektedir.

Enfeksiyondan şüphe edildiği durumlarda ve ameliyattan sonra penisilin ile diğer antibiyotiklerin alınması etkili olur.
Sıtma hastalığının yaygın olduğu yerlere gitmekten kaçınmanız önerilir.
Vücut ısısında artış, enfeksiyon belirtisi olabileceği için doktora başvurmanız gerekir.
Dalak Büyümesi Hastası

Eğer dalak büyümesi şikayetiniz mevcutsa, hokey ve futbol gibi spor dallarından uzak durun. Yaptığınız aktiviteler ve sporlarda değişikliklere giderek dalağın yırtılma riskini azaltabilirsiniz. Dalak büyümesi sonucu dalağınız ameliyat ile alındıysa, araç kullanırken mutlaka emniyet kemeri takın. Ayrıca aşıları tam vaktinde olmaya gayret gösterin, çünkü enfeksiyonlara karşı bu aşılar sayesinde korunabilirsiniz. Tetanoz, difteri ve grip aşılarının yıllık, boğmaca aşısının ise en az 10 yılda bir yapılması gerekmektedir.

Hyaluronic Asit (Acid) Nedir, Faydaları ve Yan Etkileri Nelerdir?

Hyaluronic Asit (Acid) Nedir, Faydaları ve Yan Etkileri Nelerdir?

Hyaluronic Asit (Acid) Nedir, Faydaları ve Yan Etkileri Nelerdir?
Hyaluronic Asit ya da kısaca HA, vücut dokularında bulunan hücrelerin arasındaki boşlukların bir bileşenidir ve yaşayan bütün organizmalarda mevcuttur. HA, insan eklemlerinde bulunan ve ona kayganlığını veren özel bir proteindir, ayrıca vücuttaki tendon ve lifler gibi diğer bağlayıcı dokularda da bulunur. Eklemlerde olduğu zaman, eklem içerisinde çok az seviyede ve hatta hiç kıkırdak bulunmasa bile, yumuşatıcı bir etki yaratır. Hyaluronic asit, gözü çevreleyen sıvıda ve bağlayıcı dokularda da mevcuttur, ayrıca cilt dokusunun içinde de bulunur. Diğer doğal maddelerden daha çok miktarda su tutabilen HA’nın hidratlama özellikleri sayesinde ciltteki kırışıklıklar azalır, cilt pürüzsüzleşir ve yumuşar. Bundan dolayı birçok nemlendirici ve makyaj kremlerinde kullanılan bir proteindir.

Cilt dokusundaki HA, jele benzeyen bir maddedir ve elastin ile kolajen lifleri arasındaki boşlukları doldurur. Aynı zamanda beyaz hücreleri aktifleştiren hücre göçünü kontrol eder ve hücreleri korur. Hyaluronic asit, endojen bir madde olduğu için immün sistemin uyarılması ile antibiyotik ihtiyacının azalması amacıyla da kullanılmıştır. Enfeksiyonların azalmasına yardım eden ve zararlı bakteri neslinin gelişimini önleyen HA’nın kronik bronşit enfeksiyonlarını bile azaltabileceği sonucuna varılmıştır. Vücut tarafından doğal olarak üretilen HA’nın %50’si epidermiste mevcuttur ve 24 saatten daha az bir sürede metabolize edilerek atılır. Vücudun ürettiği HA gibi, dışarıdan alınan HA da cildin iç kısmından dış kısmına doğru (dermisten epidermise) cildi nemlendirmektedir. Ciltteki HA içeriği, yaşlandıkça iki faktöre bağlı olarak değişmektedir;

HA sentezinin azalması,
Epidermisten dermise tekrar bölümlendirme.
Hyaluronic Asidin Sağlığa Faydaları Nelerdir?
HA, cildin hidratlanması açısından içsel bir kozmetik görevi görür. Kırışıklıkları önleyici bir süreç yaratır ve cildi içten dışa doğru nemlendirir.
Dizde bulunan eklemlerin esnekliğinin kolaylaşması gereken kişilerde, eklemlere yumuşatıcı bir etki sağlar.
HA, orta yaştaki kadın ve erkeklerde yaşlanmanın ilk belirtileri ile beraber kullanılmalıdır.
HA, eklem rahatsızlığı olan ileri yaştaki bireyler tarafından kullanılmalıdır.

Hyaluronic asit, osteoartrit tedavisine katkı sağlayabilir. Son 20 yıl içerisinde uzmanlar diz osteoartritin tedavisinde diz içerisine direkt olarak HA enjeksiyonu kullanmışlardır. Bu tür dizlerde normal eklem sıvısı, sinovyal sıvı şeklinde tanımlanır, incelmeye başlar, daha sonra yapışkanlığını, kıvamını ve elastikliğini yitirir. Sinovyal sıvının rahatsızlanmasından dolayı, diz eklemlerine yastık olma görevi yerine getirilemez. Bu eklem yumuşatıcı etkinin azalmasından dolayı da, diz eklemleri içerisinde bulunan kıkırdaklar zaman geçtikçe daha fazla aşınabilirler. Yumuşatıcı özelliğin yok olmasıyla birlikte diz ağrıları, dizlerde katılaşma, tutulma ve sertleşme gibi durumlar meydana gelebilir. HA takviyesinin oral ya da enjeksiyon yoluyla yapılması, yumuşatıcı etkinin yeniden kazanılmasına ve eklem yağlanmasının onarılmasına katkı sağlayabilir.

Hyaluronic Asit Nedir
Hyaluronic asit takviyesi, eklemdeki sıvının kıvamını destekleyebilir ve böylece eklemleri kayganlaştırarak yumuşatıcı bir görev üstlenebilir. HA, aynı zamanda kıkırdak hücreleri üzerinde de pozitif biyokimyasal etkilere sahip olduğu için tavsiye edilir. FDA tarafından HA’nın enjektabl formlarının osteoartrit tedavisinde kullanılabileceği belirtilmiştir. HA, ayrıca doku iyileşmesini hızlandırmak amacıyla bilhassa katarakt cerrahisinde postoperatif şeklinde kullanılmaktadır. Mevcut olan yara iyileştirme yöntemleri, iyileşmenin erken dönemlerinde HA’nın en önemli polimerleri, immün cevaba aracılık yapan beyaz kan hücreleri bakımından fiziksel boşluk yapımını ifade eder.

Hyaluronic asit, yüzsel çoğaltmalar bakımından, geçici dolgu olarak çok popüler bir seçenek haline gelmiştir. Terapi şeklinde uygulanan HA, kırışıklık ve yüzde oluşan çizgilerde gayet uygun bir biçimde kullanılan ameliyatsız ve güvenli bir süreçtir. Ayrıca kullanımdan önce herhangi bir cilt testine gerek kalmadan uygulanabilme özelliğine sahiptir. HA, çok ince iğneler ile çok az miktarlarda uygulanır ve cildin kendine özgü HA’sı desteklenir.

Hyaluronic Asit Etkileri
Kaç çizginin tedavi edildiğine bağlı olmak kaydıyla, tedavi süresi en az hasarla 20 ile 60 dakika arasında sürer. Şu durumların görüldüğü yüzdeki çizgiler, HA implantasyonu ile tedavi edilebilir;

Sigara içici çizgiler adı verilen ağız üzerindeki dikey çizgiler,
Kaş çatılmasına bağlı olan çizgiler,
Alında oluşan endişe çizgileri,
Ağız köşesindeki kukla çizgiler,
Göz çevresindeki kaz ayakları,
Burun kenarından ağız köşesine doğru uzanan gülümseme çizgileri,
Akne ve yara izleri,
Dudak sınırlarının yeniden tanımlanması,
Yanak çöküntüleri,
Yüzde oluşan bazı yaralar.


HA, nemlendirici özellikleri nedeniyle cilt bakım ürünlerinin içeriğinde de sıklıkla kullanılmaktadır. FDA, 2003 yılından itibaren yüzde oluşan kırışıklıklar gibi yumuşak doku hasarlarının doldurulması amacıyla HA enjeksiyonunu onaylamıştır. HA ile elde edilen bu kozmetik ürünler, kolajen enjeksiyonuna benzer ve etkisinin daha uzun süre devam etmesi, alerjik reaksiyon riskinin minimuma indirilmesi gibi farklı avantajları vardır.

Hyaluronic Asidin Olası Yan Etkileri Nelerdir?
Oral yollarla Hyaluronic Asit besin takviyesi uygulanıyorsa, bu ürünlerin bir kısmının tavuk kıkırdağından üretildiğinin bilinmesinde yarar vardır. Şayet tavuk alerjisi mevcutsa, kişinin bu ürünleri dikkatli kullanması gerekmektedir. Çok ender de olsa, alevlendirici reaksiyonların meydana geldiği rapor edilmiştir, fakat bu gibi yan etkilerin görülme sıklığı, HA kullanımından (enjektabl) daha çok değildir. Diğer yandan tavuk alerjisi bulunan ya da vejetaryen olan bireyler, tavuk kıkırdağından üretilmeyen diğer Hyaluronic asit besin takviyelerini alabilirler. Oral olarak HA kullanımının bugüne kadar bilinen ciddi bir yan etkisi gözlemlenmemiştir. Buna karşın çok ender olarak bazı kişilerden deride kızarıklık oluştuğuna dair şikayetler gelmiştir.