Türkiye’de Jimnastiğin Tarihçesi - DERS KİTABI CEVAPLARI

Yeni Yayınlar

Mayıs 06, 2018

Türkiye’de Jimnastiğin Tarihçesi

Edit
 DERS KİTABI CEVAPLARINA BURADAN ULAŞABİLİRSİNİZ! 

Türkiye’de Jimnastiğin Tarihçesi

Türkiye’de jimnastiğin yeri ve önemi. Türkiye’de jimnastiğin gelişimi, tarihçesi, önemli Türk jimnastikçiler hakkında bilgi.


TÜRKİYE’DE JİMNASTİK

Türkiye’de Jimnastiğin Tarihçesi
Türkiye’de Jimnastiğin Tarihçesi

Modern jimnastiğin Türkiye’de ilk uygulandığı okul, Galatasaray Mekteb-i Sultanisi’dir ve okulun kuruluşu ile başlar. 1868 yılında tamamen batılı programla faaliyete geçen okul, Fransa’dan getirilen kadroda bulunan beden eğitimi öğretmeni Monsieur Curel ile modern jimnastiği Türkiye’ye getiren ilk kurum olmuştur. Türkiye’de jimnastik ve halter özellikle ilk dönemlerde iç içe ve birlikte sürdürülmüştür. Çünkü Türkiye’de benimsenen ilk jimnastik türü aletli olanıdır. Bu nedenle jimnastik salonunda halter çalışmalarında gereksinimi duyulan araçlar kullanılmış, böylece vücut esnekliğinin yanı sıra adale gelişimi ve kuvvetlenmesi ağırlık çalışmalarıyla sağlanmıştır. Aletli jimnastik ülkemizde uzun yıllar uygulanmıştır. Curel, okulda görev aldığı ilk iki yıl içerisinde okul binasının bir salonunu jimnastikhane hâline getirmiş, Fransa’dan beraberinde getirdiği araç ve gereçlerini bu salona yerleştirmiştir. Bazı öğrenciler beden eğitiminin yararlarını, o yıllarda tam kavrayamadıkları için bu hareketlere katılmamışlar ve jimnastik çalışmalarında bulunan arkadaşlarını da şaşkınlıkla izlemişlerdir.

Ritmik Jimnastik
Ritmik Jimnastik

Curel’in okuldan ayrılmasından sonra Monsieur Moiroux adında bir başka Fransız beden eğitimi öğretmenliğine atanmıştır, ilkin Curel’in başladığı jimnastik çalışmalarına, bu yeni öğretici zamanında daha çok öğrenci katılmaya başlamıştır. Hatta Curel’in yetiştirdiği birkaç Türk genci, çeşitli hareketlerin uygulamasında Moiroux’un dikkatini çekecek kadar başarılı olmuşlardır. Galatasaray Sultanisi’nde üçüncü beden eğitimi öğretmeni olarak Monsieur Martinetti görev almıştır. Martinetti de öteki meslektaşları gibi aletli jimnastiğe büyük önem vermiştir. Bu Fransız öğretmen 1878 yılında Galatasaray Sultanisi’nden ayrılarak Harbiye Mektebi’ne jimnastikçi olarak atanmıştır. Daha sonra Harbiye Nezareti tarafından İsveç’e gönderilen Selim Sırrı Bey, yakından izlediği ve incelediği İsveç beden eğitimi ve spor anlayışını “Şehbal”e yazmıştır. 23 Temmuz 1908 günü II. Meşrutiyet’in ilânı ile Türk gençleri de daha rahat spor yapabilme olanağı elde ederken jimnastik dalında da büyük gelişmeler olmuştur. Meşrutiyetin ilânından sonra Almanya’da bulunan Mazhar Bey İstanbul’a dönmüştür. Birkaç yıl sonra aletsiz jimnastik olarak bilinen “İsveç Jimnastiği”ni benimsemiş olan Selim Sırrı Bey de İstanbul’a gelmiştir. Selim Sırrı Bey, ülkemize o yıllarda yabancı olan ve büyük bir kitle tarafından yadırganan aletsiz jimnastiğin ateşli bir savunucusu ve ilk uygulayıcısı olmuştur.

Selim Sırrı Bey, yıllar yılı aletli jimnastiğin yararlarını anlatan ve öğrencilerine bunu aşılayan Faik Beyle görüş ayrılığına düşmüş ve bu ayrılık aralarında büyük bir kırgınlık yaratmıştır. Selim Sırrı Bey, jimnastik ile halter kaldırmanın birlikte yapılmayacağını kanıtlarıyla ortaya koymuştur. Bu görüşünü 1911 yılından sonra yazdığı makale ve kitaplarında sıkça öne sürmüştür. Bu nedenle klâsik jimnastiğe bağlı olan, başta Faik Bey olmak üzere çok sayıda sporcunun eleştirileriyle, hatta tepkileriyle karşılaşmıştır. İstanbul’da gelişen aletli jimnastiğin yanı sıra Selim Sırrı Bey yazıları ve yetiştirdiği genç öğretmenler aracılığı ile İsveç jimnastiğinin tüm okullarda yayılmasına neden olmuştur. Bu akım da aletli jimnastiğin baltalanmasına yol açmıştır. Ancak, belirli bir grubun korumasıyla aletli jimnastik çalışmaları sürdürülmüş ve Küçük Faik Bey, Mehmet Fetgeri, İlhami Bey ve Şefki Beyin çabalarıyla sonraki kuşaklara da aktarılmıştır. O yıllarda jimnastik çalışmalarının yapıldığı okulların başında Kuleli idadisi, Mekteb-i Bahriye ve Galatasaray Mekteb-i Sultanisi gelmektedir.





Bir sonraki eğitim döneminde Galatasaray Mekteb-i Sultanisi’nin beden eğitimi öğretmeni olarak atanan Stangelli’nin çalışmaları görülmüştür. Komple bir sporcu olan yeni öğretmen, gelişinden kısa bir süre sonra 1880 yılında Maarif Nazırı Münif Paşanın yardımıyla Beyoğlu’nda Hacapoğlu Pasajı’nda açtığı özel jimnastik salonunda, bu sporun okul dışındaki yayılma çalışmalarına da katkısı olmuştur.

Stangelli’nin salonu büyük ilgi toplamış ve düzenlenen bir gösteride Maarif Nazırı Münif Paşa da bulunmuştur. Münif Paşa, Stangelli’nin öğrencilerinin attığı geriye saltaları hayretle izlemiştir. Stangelli’nin en başarılı öğrencisi Faik Üstünidman’dır. Morioux’un teşviki ile jimnastiğe başlayan Faik Bey, kısa sürede büyük gelişme göstermiş ve bir yıl sonra Stangelli’nin yerine Galatasaray Sultanisi’ne ilk Türk beden eğitimi öğretmeni olarak atanmıştır. 1859 yılında doğan Faik Bey, Türkiye’nin ilk jimnastikçisi kabul edilir. 1879 yılından sonra çok sayıda sporcu yetiştiren Faik Bey bu görevi tam 42 yıl sürdürmüştür. Olağanüstü yetenekli, kuvvetli ve komple bir sporcu olan, aletli jimnastikteki bu ilk isim “Faik Bey Ekolü” denilen bir akım yaratmıştır. 1899 yılında “Jimnastik” (Riyaziyat-ı Bedeniyye) adıyla bir de kitap yayımlamıştır. Bu yapıt modern Türk sporunun gelişimi sırasında yazılan ilk kitap olması nedeniyle çok büyük bir önem taşır. Faik Bey, okuldaki çalışmalarının yanı sıra Beyoğlu’nda açtığı salonda Türk gençlerinin bu spor dalında yetişmesine ve gelişmesine yardımcı olmuştur. Bu yıllarda kendisi gibi jimnastik tutkunu olan Mazhar Bey sivil okullarda çalışma yaparken, Faik Bey de askeri okullarda bu sporun gelişimi için çaba göstermiştir. Faik Beyin Galatasaray Mekteb-I Sultanîsl’ndeki öğrencileri; Selim Sırrı, Rıza Tevfik, Dr. Hikmet Ali Rana, Şefki Kâmil ve Mehmet Ali Beyler, Erdekli Miltiyadi ve Aleko Mulos Efendilerdi. Bunlardan Mazhar (Kazancı) Bey, Sultan II. Abdülhamit’in yönetimdeki katı tutumu nedeni ile Almanya’ya giderek jimnastik çalışmalarına bu ülkede devam etmiştir. 1903 yılında, temelinde jimnastik hareketlerinin ağırlık kazandığı Beşiktaş Osmanlı Kulübü, bu sporun çok sayıda genç tarafından uygulanmasına ve yayılmasına ortam hazırlamıştır.

jimnastik

Mazhar Bey bu okulda çok sayıda genç jimnastikçi yetiştirmiştir. Türk jimnastikçilerinin uluslar arası arenaya ilk çıkışı 1906 yılında Atina’da yapılan Ara Olimpiyatlar ile olmuş, Selim Sırrı Beyin sınıf arkadaşı Yorgo Albiranitis iki elle 10 metrelik ipe tırmanma yarışında dünya rekoru kırarak altın madalya kazanmıştır. ‘1908 yılında Londra’da yapılan Olimpiyat Oyunları’nda jimnastikte Türkiye’yi Aleko Mulos temsil etmiştir. Bu, Türkiye’nin Olimpiyat Oyunları’na ilk resmi katılımıdır. Fenerbahçe Kulübü’nde jimnastik çalışmaları 1914 yılında başlamıştır. Dr. Hamit Hüsnü Beyin 16 altın liraya satın aldığı barfiks ve paralel, bu sporun kulüpteki gelişimine yardımcı olmuştur. Fenerbahçe’de İlhami Asım Tüccar, General Nuri, Albay Kadri ve Tüccar Necati Beyler gibi başarılı sporcular yetişmiştir. Ancak arka arkaya gelen Balkan ve Kurtuluş Savaşları nedeniyle ülkemizde gelişmekte olan öteki sporlarda olduğu gibi jimnastikte de bir duraklama görülmüştür. Cumhuriyet’in ilânından sonra okullarda jimnastik derslerine yön verme çalışmaları için Selim Sırrı Bey görevlendirilmiştir. Selim Sırrı Bey bu görevden yararlanarak eğitim için bazı gençlerin İsveç’e gönderilmesini ve İsveç jimnastiğine göre eğitilmelerine yardımcı olmuştur. Daha sonra aletli jimnastik branşında Mehmet Fetgeri, Şevket Kugul, Esat Kazancı, Fikret Korkmaz, Atıf Gençsoy ve Nihat Yılbar gibi başarılı sporcular yetişmiştir. Nihat Yılbar 1960’ta Almanya’da jimnastik tekniklerini inceleme imkânı bulmuştur. Deutsche Turn Schule’nin teknik direktörü Albert Dickhut ve Almanya Jimnastik Federasyonu’ndan Dr. Jozef Göhler ile yaptığı görüşmelerden sonra Türkiye’ye dönmüş ve “Aletli Jimnastikte Öğretim ve Yardım Usulleri” kitabını yazmıştır. Daha sonra FIG’in yarışma kurallarını tercüme ederek Türkiye’de artistik jimnastik yarışmalarının bu kurallara uygun olarak yapılmasını sağlamıştır.





Türkiye Jimnastik Federasyonu 1957 yılında kurulmuş, 1960 yılında FIG (Uluslar Arası Jimnastik Federasyonu) üyeliğine kabul edilmiştir. 1957 yılından itibaren bölgeler arası yarışmalar organize edilmiş, 1960 yılından itibaren jimnastikçilerimiz uluslar arası yarışmalara katılmaya başlamıştır. Roma’da yapılan Öğrenci Oyunları, 1962 Prag Dünya Şampiyonası, 1967 Tunus Akdeniz Oyunları Türk jimnastikçilerin bu dönemde katıldığı yarışmalar olmuştur. 1970 yılında Ankara, Çankırı, Manisa ve Adana bölgelerinde ilkokul çocuklarına yönelik çalışmalar başlatılmış, 1972 yılında ilk antrenör kursu açılmıştır. 1973 yılında ilk kez bireysel olarak büyüklerde, 1975 yılında ise ilk kez bayan sporcuların da katılımıyla takım olarak gençlerde Balkan Şampiyonasına gidilmiştir. İsveç jimnastiği Türkiye’de beden eğitimi öğretmeni S. Sırrı Tarcan tarafından yaygınlaştırılmasına rağmen, artistik jimnastik uzunca bir süre eğitim alanında kendine yer bulamamış ve gelişimini tam olarak sağlayamamıştır. Ancak 1977 yılında Jimnastik Federasyonu eski başkanlarından Nihat Yılbar ile birlikte Kâmil Özer ve Sami Mengütay’ın istanbul Spor Akademisi (Marmara Üniversitesi Beden Eğitimi ve Spor Bölümü)’nde görev almalarıyla bu spor dalının beden eğitimi öğretmeni olacak öğrencilere tam anlamıyla öğretim ve eğitiminin verilmesi mümkün olmuştur. Buna benzer uygulama ve eğitim daha sonra Manisa Spor Akademisi (9 Eylül Üniversitesi Beden Eğitimi ve Spor Bölümü)’nde Seyhan Hasırcı, Metin Sayın ve Hasan Onmuş, Ankara Gazi Üniversitesi Beden Eğitimi ve Spor Bölümünde Salih ve Sibel Suveren ile devam etmiş, bu okullardan mezun olan öğrenciler Türkiye’nin çeşitli yörelerine atanarak bu sporun gerçek anlamda tanınması ve yaygınlaşması sağlanmıştır. Türkiye’de jimnastik özellikle 80’li yıllardan sonra atak yapmış, yine bu dönemde İKİ Bulgar antrenörün ülkemize gelmesiyle jimnastik çalışmaları başlamıştır. 1990 yılından sonra Türk sporcular Balkan şampiyonalarında; yer minderinde, atlama beygirinde, paralel ve barfikste birincilikler kazanmaya başlamışlardır. 1990 ve 1992’de Suat Çelen, 1992’de Murat Canbaş Dünya Okullar şampiyonalarında birincilikler elde etmişlerdir. 1991 yılında yapılan Balkan Gençler Jimnastik Şampiyonası’nda ve 1993’te İsviçre’de düzenlenen Avrupa Gençler Şampiyonası’nda atlama beygirinde Murat Canbaş’ın, paralelde de Suat Çelen’in altın madalya almaları, jimnastik sporuyla ilgili umutları artırmış, aynı yıl Akdeniz Oyunları’nda Murat Canbaş atlama beygirindeki başarısını tekrarlamış ve birinci gelmiştir. Romanya’da yapılan Balkan Gençler Şampiyonası’nda Bahadır Altay paralelde bronz madalyaya ulaşmıştır.

1994 yılının sevindirici gelişmesi ise 1970 yılından beri katılmadığımız Dünya Cimnastik Şampiyonası’na Murat Canbaş, Bahadır Altay ve Hakan Ünal’dan kurulu bir takımla katılışımız olmuştur. Avustralya’da düzenlenen bu şampiyonada Murat Canbaş atlama beygirinde dünya yedinciliğini elde etmiştir. Bolu’da yapılan Balkan Büyükler Artistik ve Ritmik Jimnastik Şampiyonası’nda sporcularımız 1 altın, 2 gümüş, 7 bronz madalya almış; ritmik jimnastikte Aslı Sade Balkanlardaki ilk bronz madalyamızı kazanmış, jimnastikçilerimiz erkeklerde takım hâlinde 3., bayanlarda 2., ritmik jimnastikte ise 3. olmuştur. Aynı yıl Murat Canbaş bir trafik kazasında yaşamını yitirmiştir. 1995 Uluslar Arası Boğaziçi Jimnastik Turnuvası’nda sporcularımız 1 altın (Suat Çelen; yer minderi), 2 gümüş, 2 bronz madalya kazanmışlardır. 1996 yılında yapılan Boğaziçi Turnuvası’nda ise Bahadır Altay altın madalyaya ulaşmıştır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder