Thorndike Öğrenme Kuramı - DERS KİTABI CEVAPLARI

Yeni Yayınlar

Mayıs 01, 2018

Thorndike Öğrenme Kuramı

Edit
 DERS KİTABI CEVAPLARINA BURADAN ULAŞABİLİRSİNİZ! 

Thorndike Öğrenme Kuramı

Edward Thorndike’nin öğrenme ilkeleri, öğrenme kuramının temel kanunları ve özellikleri nelerdir, hakkında bilgi.


Thorndike Öğrenme Kuramı
THORNDİKE’IN ÖĞRENME İLKELERİ

Thorndike Öğrenme Kuramı
Thorndike Öğrenme Kuramı

1. Bağlaşımcılık
Bağlaşım, uyarıcı ile tepki arasında kurulan sinirsel (nöronlar-sinir hücresi-çeşitli biçim ve büyüklükte olabilir. Sinirsel uyarıları elektriksel ve kimyasal yolla iletir. Kısa uzantıları dentrit, uzun uzantıları akson olarak adlandırılır. Beynimizde 100 milyar ile 1 trilyon arasında nöron bulunur) bağ işlemine denir. Thorndike’ın kuramı bağlantıcı kuram olarak da kabul edilmektedir. Çalışmalara hayvanlarda öğrenmeyi araştırmakla başlamış, daha sonra insanda öğrenme, sosyal psikoloji ve eğitim psikoloji araştırmalarına yönelmiştir. Thorndike’ın öğrenme konusundaki çalışmaları ile Pavlov’un klasik koşullama konusundaki çalışmaları yaklaşık olarak aynı yıllara rastlamaktadır. Bir başka ifade ile Pavlov ve Thorndike farklı koşullarda aynı konuyu çalışmışlar ve öğrenme sürecine birbirinden farklı açıklamalar getirmişlerdir.

Thorndike, yaptığı çalışmalar sonucunda, uyarıcı ile tepkiyi bir arada tutan şeyin nöronlar arasında kurulan sinirsel bir bağdan kaynaklandığına karar vermiştir. Başka bir ifade ile bağlaşımcılık, uyarıcı ile tepki arasında sinirsel bağın kurulmasıdır. Örneğin, okula yeni başlayan bir öğrenci zil çaldığında dersin başlayacağını (sınıfa girmesi gerektiğini) ya da teneffüse çıkılması gerektiğini öğrendiğinde, zil ile teneffüs ya da ders arasında zihninde bir çağrışım meydana gelir. Bu çağrışım, nöronlar arasında kurulan sinaptik bağlardan kaynaklanmaktadır Bu bağlanma meydana geldikten sonra, ne zaman zii çalsa öğrencinin aklına otomatik olarak derse girme ya da teneffüse çıkma gelecektir.

2. Küçük adımlar ilkesi
Thorndike, problem çözme sürecinin organizmanın birbirini izleyen davranışları sonucunda ortaya çıktığını her adımda organizmanın çözüme biraz daha yaklaştığını ileri sürer. Bu nedenle Thorndike’a göre öğrenme birden bire içgörü kazanarak-kavrayarak ortaya çıkmaz, büyük atlamalardan çok, küçük, sistemli adımlarla meydana gelir. Örneğin, bir müzik aletini çalmayı öğrenen birinin yaşadığı süreç gibi. Thorndike’a göre öğrenme doğrudandır ve düşünme veya akıl yürütme gibi dolaylı yollarla ortaya çıkmaz. Ona göre öğrenmede doğrudan seçme ve bağlaşım vardır.

3. Deneme Yanılma Yoluyla Öğrenme
THORNDIKE’IN ÖĞRENME KURAMININ TEMEL KANUNLARI
Thorndike’a göre insanlarla hayvanların öğrenmesi aynıdır. Ancak insan öğrenmesi daha ileri durumda ve karmaşıktır. Örneğin, gitar çalma becerilerinin kazanılması, tıp alanındaki buluşların yapılması, uzay çalışmaları vb. Bu durumda insanoğlunun daha planlı öğrenmesini sağlayan daha birçok kanun ve ilkeyi açıklığa kavuşturmak gerekmektedir. Bu doğrultuda Thorndike’ın öğrenmeyle ilgili üç temel kanunu vardır. Bunlar hazırbulunuşluluk, tekrar ve etki kanunlarıdır. Bunlar içinde psikolojiye en çok katkıda bulunanı ise etki kanunudur.

1. Hazır Bulunuşluluk Yasası
Hazır bulunuşluluk yasası, organizmanın belirli bir tepki veya davranış için gereken hazırlılıklara sahip olup olmadığını ifade eder.

Bu yasaya göre;

• Bir kişi belli bir davranışı yapmaya hazırsa ve istekli İse davranışın yapılması için izin verilmesi, ona mutluluk verir.

• Bir kişi belli bir davranışı yapmaya hazır fakat davranışı yapmasına İzin verilmezse bu durum kişide kızgınlık yaratır.



• Bir kişi belli bir davranışı yapmaya hazır değil ancak davranışı yapması için zorlanırsa, kızgınlık duyar.
Örneğin, ilköğretime yeni başlayan çocuklardan bir bölümünün yazı yazmak için olgunlaşma düzeyleri yetersiz olabilir. Olgunlaşma düzeylerindeki yetersizliğe bağlı olarak çocuğun yazı yazmayı öğrenmek ve yazı yazmanın fiziksel gereklerini yerine getirmek için gereken hazır bulunuşluk düzeyi de düşük olacaktır. Böyle bir durumda çocuğun yazı yazmaya zorlanması çocukta sıkıntılar ortaya çıkaracaktır. Ancak fiziksel ve bilişsel olgunluğu yeterli bir çocuk ilköğretime başladığında yazı yazmaktan zevk alacak, öğretmenin verdiği ödevleri zevkle yapacaktır.

Hazır bulunuşluluk yasasına göre;

• Çocuk kalem tutmaya hazır ve kalem tutmasına izin verilirse haz duyar,

• Çocuk kalem tutmaya hazır, fakat kalemi alması engellenirse bu durum çocukta kızgınlık yaratır.



• Çocuk henüz düzgün çizgi çizmeye hazır değil ve düzgün çizgi çizmeye zorlanırsa, bu durum çocukta kızgınlık meydana getirir.

2. Tekrar Yasası
Thorndike tekrar ve etki yasalarını 1930’dan önce farklı bir şekilde açıklarken, 1930’dan sonra geliştirerek değiştirmiştir. 1930’dan önceki tekrar kanunu iki bölümden oluşmaktadır. Bunlar;

a. Kullanma yasası; Uyarıcı ile tepki arasındaki bağ tekrar edildikçe güçlenir. (Birey, tekrar ederek öğrenir.)

b. Kullanılmama yasası; Uyarıcı ile tepki arasındaki bağ tekrar edilmedikçe zayıflar ve unutulur, (tekrar edilmeyen davranış unutulur.)

Not
Bu durum sadece psikomotor davranışların öğrenilmesinde değil, bilişsel öğrenmeler için de geçerlidir. Okuyup öğrendiğimiz bir bilgiyi uzun süre tekrar etmezsek unutmaya başlarız.)



Kısacası tekrar yasasına göre birey tekrar ederek öğrenir, tekrar edilmeyen davranışlar unutulur.

Ancak Thorndike 1929 yılında, kendi yasalarının bazı bakımlardan yanlış olduğunu; iyi bir bilim adamının, veriler gerektiriyorsa, kendi yargılarını değiştirmesi gerektiğini ifade etmiştir.

Thorndike, çalışmaları sonucunda 1930’lar da tekrar yasas üzerinde de bazı değişikliklere gitmiştir. Buna göre, tepkilerin doğruluğu hakkında geribildirim vermeden yapılan tekrarın etkisinin ya çok az olduğunu ya da hiç etkili olmadığını ortaya koymuştur. Dolayısıyla, doğru hatırlanmayan, sonuçları hakkında geri bildirim verilmeyen ve alternatif yollar denenmeden isteksiz yapılan tekrarların uyarıcı-tepki bağının gücün de çok etkili olmadığını belirtmiştir. (Her tür amaç için tekrar yasası uygun değildir.)

3. Etki Yasası
Hedefe yönelik davranışların ortaya çıkardığı sonuçtan etkilenmesine “etki kanunu” denir. Thorndike’ın öğrenme psikolojisine kazandırdığı en önemli katkı, etki yasasıdır. Yani bir etkinliğin doyurucu dolayısıyla ödüllendirici olması bağı kuvvetlendirir.

1930’dan önceki etki kanununa göre, tepkinin doğurduğu sonuç, uyarıcı ve tepki arasındaki bağın güçlenmesine ya da zayıflamasına neden olmaktadır. Bir başka deyişle, eğer tepkinin sonucu tatmin edici, haz verici ise, uyarıcı ve tepki arasındaki bağın gücü artmaktadır. Tepki, rahatsız edici bir duruma yol açarsa, uyarıcı-tepki arasındaki bağın gücü zayıflar.



Etki kanunu davranışın sonucunda duyulan tatmin, davranışın gelecekte benzer durumlarda da devam edip etmemesidir. Tatmin eden(haz duyulan) bir davranışın tekrar edilme olasılığı artarken, tatmin etmeyen bir davranışın tekrarlanma olasılığı azalmaktadır. Etki kanununda;

a. Davranış, sonucu ortaya çıkarır. Sonuç ta davranış üzerinde etkilidir. Yani doyurucu sonuçlar davranışı artırır, rahatsız edici sonuçlar davranışın tekrarlanma olasılığını azaltır.

b. Öğrenme sürecinde ödül daha etkilidir. Birey ödüle götüren davranışı yineler. Ceza ise uyarıcı-tepki bağını zayıflatır. Yani ceza davranışın yinelenme olasılığını azaltır.

Örneğin; Bir öğrenci, ders çalışmasının sonucunda sınav sorularını kolaylıkla yanıtlar ve başarılı olursa öğrencinin ders çalışma ve derslerde başarılı olma arasında önemli bir bağ olduğuna dair düşüncesi giderek güçlenecektir.

Thorndike 1930’dan sonra etki kanununun bir kısmını değiştirir. Buna göre Thorndike ilk yıllarda cezanın uyarıcı ve tepki arasındaki bağı zayıflattığını belirtmesine karşın, daha sonraki çalışmalarında uyarıcıya verilen tepkinin cezalandırılması durumunda uyarıcı-tepki bağının gücüne önemli bir etkisinin olmadığını ifade etmiştir. Bir başka deyişle, pekiştirme yoluyla davranış biçimlendirilebilirken, cezalandırma, istenmeyen davranışı yok etmemektedir. Etki yasasında cezaya yer yoktur, ödüllendirme esastır. Bu bulgunun eğitimde, davranışı biçimlendirme, çocuk yetiştirme vb. alanlarda çok önemli sonuçlan vardır. Kısacası, pekiştirme ile davranış biçimlendirilebilirken; cezalandırma, istenmeyen davranışı yok etmemektedir. (Baskı altına alır) Burada Thorndike, cezanın öğrenme üzerindeki etkisini tümüyle reddetmemekle birlikte, ödülün öğrenmeyi doğrudan etkilediğini, cezanın etkisinin ise ancak dolaylı olduğunu söyler.

Thorndike’in 1930’dan önce öğrenmeye ilişkin ikincil ilkeleri
1. Tepki Çeşitliliği (Çoklu Tepkiler)
Organizma bir problemle karşılaştığında bir tepkide bulunur, sözkonusu tepki çözüm getirmezse bir başkasını dener. Bu durum, çözüme ulaştıran tepki bulununcaya kadar devam eder. Çözüme ulaşıncaya kadar çok çeşitli tepkide bulunma, deneme-yanılma yoluyla öğrenmenin bir gereğidir. Bu durumda çözüme ulaşma, yani öğrenme, organizmanın aktif olma eğilimini sürdürmesine bağlıdır.

Örneğin, Thorndike’nın yapmış olduğu bir deneyde kafese kapatılan bir fare birçok deneme sonrasında kapının koluna basmayı başarmıştır.



Thorndike’ın çoklu tepkilerle ifade etmek istediği daha çok hazır bulunuşluluğu ifade eder. Belli bir davranışı öğretmeye çalıştığımız birey o davranışın gereklerini yerine getirecek kapasiteden-hazır bulunuşluktan yoksun ise o davranışın öğretilmesi mümkün olmayacaktır. Örneğin zekâ kapasitesi sınırlı bir bireye çok karmaşık konuları öğretmenin mümkün olamayacağı veya İnsan seslerini çıkaracak gırtlak yapısına sahip olamayan şempanzelere konuşmanın öğretilememesi gibi.

2. Dikkat Çekici Uyarıcılar (Öğelerin Gücü)
Öğrenme sürecinde ortam karmaşıktır ve birçok uyarıcı içermektedir. Birey, ortamda bulunan uyarıcıların hepsine

tepkide bulunmaz, bunun yerine bazılarını seçerek (gereksiz ayrıntıları eler) o uyarıcılara tepkide bulunur. Bu aynı zamanda hangi uyarıcıların dikkat çektiği ile ilgilidir. Örneğin, okulun kapısından girip sınıfa kadar yürüyen bir öğrenci birçok uyarıcıya karşılaşmıştır ama bu uyarıcıların hepsine tepkide bulunmaz. Kendisi için daha dikkat çekici olan uyarıcılara tepkide bulunur. Sınıfta öğretmenin anlattıklarını defterine not alan öğrenci, öğretmenin ağzından çıkan her şeyi not almaz, kendince daha önemli olan bilgileri seçerek onları not alır.

3. Öğrenici (Bireyin) Özellikleri (Tutumlar-Kalıtım)
Davranışın genel yasası, herhangi bir dışsal uyarıcıya yapılan tepkinin, çevredeki uyarıcılara bağlı olduğu kadar, insanın koşullarına da bağlı olduğudur. Bir başka ifade ile çevredeki uyarıcılara karşı yapılan tepkiyi hem dışsal uyarıcılar hem de insanın içinde bulunduğu koşulları belirlemektedir. insanın koşulları, iki başlık altında ifade edilebilir. Bunlardan biri, kalıtım gibi daha değişmez, sürekli olan koşuldur. Bir diğeri de tutumlar, eğilimler gibi değişmeye daha açık, geçici olan koşullardır.

Böylece öğrenmedeki bireysel farklılıklar insanlar arasındaki bu temel farkılıklarla açıklanabilir. Bireyler arasında kalıtımsal özellikler gibi, değişmez farklar veya hastalık, yorgunluk, farklı duygusal koşullar vb. değişmeye açık özellikler, öğrenmede farklılık oluşturacaktır. Hangi etkinliğin haz verici ya da nahoş olduğu öğrenmenin meydana geldiği anda birey ya da organizmanın bulunduğu koşullara yani kalıtsal mirasına, öğrenme geçmişine, tutum ve eğilimlerine bağlıdır.



Örneğin, yeterli problem çözme yaşantısı kazanmış bir hayvan, labirente konulduğunda, problemi acemi olan hayvandan daha hızlı çözecektir. Ayrıca uzun zaman aç bırakılmış bir hayvanın yiyeceği bulması, tok bir hayvanın yiyecek bulmasından daha haz verici olacaktır.

4. Tepki Analojisi (Transferde Benzer Öğeler Teorisi)
Analoji (benzerlik-andırma), kelime olarak iki şeyin benzerliğinden hareketle birisi hakkında verilen kararın diğeri hakkında da verilmesi olarak tanımlanır. Tepki analojisi ise, organizmanın yeni durumlara benzetmeler yolu ile tepkide bulunmasıdır. Bir başka deyişle, birey yeni bir durumla karşılaştığında daha önceki deneyimlerini ve yaşantılarını düşünerek bu duruma tepki verir. Karşılanılan iki durum arasındaki benzerlik büyük İse tepkilerdeki benzerlik de büyük olacaktır. Kuramcılar daha sonra buna “uyarıcı genellemesi” adını vermişlerdir. (Bovver ve Hil-gard) Thorndike bunu “Transferde benzer öğeler teorisi” olarak açıklamaktadır, iki benzer durum arasındaki transfer miktarını iki durumda da var olan ortak öğelerin sayısı belirlemektedir, iki durum arasındaki ortak öğelerin sayısı arttıkça transfer da artmaktadır. Bu benzer öğeler, uyarıcı duruma ait olabileceği gibi sürece ait de olabilir. Örneğin; okulda sözlüğe “ideal” kelimesi için bakmayı öğrenen bir öğrenci okul dışında “ideal” sözcüğü ile hiç ilgisi olmadan herhangi bir sözcüğün anlamını bulmak için sözlüğe bakma davranışını transfer edebilir. Bu durumda öğelerden çok, süreç öğeleri transfer edilmiştir.

Örneğin, bir matematik sorusunu birkaç denemeden sonra çözen bir öğrencinin benzer türde bir soru gördüğünde daha önceki çözüm prensibinden hareketle sonuca gidebilir, (uyarıcı benzerliği)

Davranışçı kuramlardaki uyarıcı genellemesi ile aynı içeriği ifade eden bu kavram, Thorndike’a göre, uyarıcı benzerliğine karşı gösterilen tepkinin ötesinde, uyarıcıların içinde yer aldıkları çevrenin de benzer olmaları ile açıklanır. Sonuç olarak okulda öğrenilenlerin, okul dışında kullanılabilmesi için öğretmenlerin transfer sorununu çözümlemeleri gerekir. Bu doğrultda okuldaki dersler, okul dışında da kullanılacak şekilde ve benzer koşullarda öğretilmelidir. Böylece örneğin matematik vb alanlar zihni güçlendirmede değil, okul dışında da kullanılabilecektir.

5. Çağrışımsal Geçiş
Çağrışımsal geçiş, bir uyarıcı durumuna gösterilen tepkinin, ortama giren yeni bir uyarıcıya da gösterilmesi durumudur. Geçiş sürecinde orijinal uyarıcı yavaş yavaş ortamdan çıkarılır; bu orijinal uyarıcıya gösterilen tepki, ortama eklenmiş uyarıcıya da gösterilir. Thorndike bu ilkeyi kediye “ayakta dur” emrini öğretirken kullanmıştır. Önce kediye bir parça balığı yukardan göstermiş, daha sonra kediye “ayağa kalk” demiştir. Yeterli sayıda deneme yaptıktan sonra yavaş yavaş balığı ortamdan çekmiş; sadece “ayağa kalk” komutunu verdiğinde de kedinin ayağa kalktığını görmüştür. (Pavlov ve Guthrie’nin kuramına benziyor; deneme-yanılma öğrenmesi ve etki kanunundan çok bitişiklik ilkesine dayanmakta)

Terraca, ayırt etmeyi öğrenme deneylerinde çağrışımsal geçiş ilkesinin etkin olduğu sonucuna varmıştır. Örneğin, Güvercinlerin kırmızı ve yeşili ayırt etmelerini pekiştirme yoluyla öğretmek için, kırmızı anahtarı gagaladığında yemi elde etmelerini sağlamış; yeşili gagaladıklarında ise yem vermemiştir. Kırmızı ve yeşili ayırt ettikten sonra, deneyin ikinci aşamasında kırmızı anahtarla birlikte dlkev bir kol demiri, yeşil bir anahtarla birlikte yatay bir kol demiri koymuştur. Daha sonra, yavaş yavaş renkleri ortamdan çıkarmış, ayrımın yatay ve dikey kol demirlerine de yapıldığını gözlemiştir. Güvercinler, yiyecek elde etmek için daha önce kırmızı anahtar ile birlikte verilen dikey kol demirini gagalamışlardır.

Bu ilkeyi özellikle reklamcılar çok iyi kullanmaktadır. Saygı duyulan kişi, anne, mankenler, yakışıklı erkekler, saygın kişiler, sanatçılar, güzel doğa manzaraları gibi olumlu duygular meydana getiren uyarıcı objelerle, sigara, otomobil, deodorant, deterjan, kredi kartı gibi kendi ürünlerini eş-leştirirler. Böylece orijinal uyarıcının meydana getirdiği olumlu duyguları, daha sonra reklamcıya ait ürününde tek başına meydana getirdiği gözlenir.
Thorndike’in 1930’dan sonra öğrenmeye ilişkin ilkeleri

Thorndike,1930’dan sonra tekrar ve etki kanunlarını yeniden gözden geçirmiş ve düzeltmiştir. Ayrıca 1930’dan sonra kurama yeni kavramlar eklemiştir. Bunlar etkinin yayılması, ait olma ve çağrışımsal zıtlık gibi kavramlardır.

1. Etkinin Yayılması
Etkinin yayılması; bir davranışın pekiştirilmesi, o davranışla birlikte bulunan doğru veya yanlış başka davranışların da pekiştirilmesini sağlamasıdır. Yani pekiştirme, pekiştirilen doğru davranışın tekrar edilmesini sağladığı gibi, pekiştirilmeyen fakat pekiştirilen davranışla yan yana yer alan yanlış davranışın tekrar edilmesine de neden olmaktadır. Bir başka deyişle, pekiştirmenin etkisi, doğru davranışla yan yana ve yer alan yanlış davranışa da yayılmaktadır. Hatta bu davranış cezalandırılmış olsa bile, yanındaki doğru davranışa yapılan pekiştirmenin etkisi ile tekrar edilmektedir. Kısaca etkinin yayılması, bir davranışın o davranışla birlikte bulunan doğru veya yanlış başka davranışların da pekiştirilmesini sağlamasıdır. Örneğin, dil öğretiminde öğrencilere öğretilen kelimelerden doğru olanların pekiştirilmesi sırasında bununla birlikte yanlış telaffuz edilen kelimelerinde pekiştirilmesine yol açabilir.

Örneğin, etkinin yayılması ile ilgili yapılan bir deneyde, bir grup öğrenciye birden ona kadar sözcük öğretilmiş ve ardından öğrencilere sözcükler verilmiş, karşılığı olan numaraları sorulmuştur. Deneyi yapan kişi verilen yanıtların anında doğru ya da yanlış olduğunu söylemiştir. Buna rağmen, yapılan ikinci denemede numarası yanlış söylenen sözcükler yine yanlış, numarası doğru söylenen sözcükler ise yine doğru olarak tekrar edilmiştir. Yapılan bu deneye göre, pekiştirmenin doğru davranışın tekrar edilme olasılığını artırdığı ancak cezalandırılan davranı1 şın tekrar edilme olasılığını azaltmadığı sonucunu vermiştir. Bir diğer sonuçta, pekiştirmenin etkisinin doğru davranışının yanında yer alan diğer davranışlara da hatta cezalandırılmış davranışlara bile yayıldığıdır. Ancak pekiştirilen davranışla diğer davranışlar arasındaki uzaklık arttıkça, pekiştirmenin bu davranışlara etkisi kalmamaktadır.

Thorndike, etkinin yayılmasını öğrenmenin otomatik ve doğrudan oluşuna bir kanıt olarak gösterir.

2. Ait Olma İlkesi
Thorndike’a göre, uyarıcı durumunda bulunan iki öğe birbirine ait ise bu iki öğe arasında çağrışım meydana gelir. Öte yandan iki öğe birbirine yakın (bitişik) ancak birbirine alt değil ise bir çağrışım oluşmaz. Burada ait olmadan kasıt iki öğe arasında anlamlı bir ilişkinin varlığıdır. Örneğin, “Ali öğretmendir.”, “Fatma çalışkan bir öğrencidir.”, “Zeynep ev hanımıdır.” gibi birbirleriyle ilişkili olmayan cümleler arka arkaya verildiğinde çağrışım bir cümle içinde birbirine ait sözcükler arasında olur. Böyle bir durumda “Ali” sorulduğunda büyük ölçüde “Öğretmendir” cevabı alınırken, öğretmenden sonra gelen sözcüğü ne olduğu sorulduğunda doğru cevap alınamadığı gözlenmiştir. Nedeni ise, “Öğretmendir.” sözcüğü ile ondan hemen sonra gelen “Fatma” sözcüğünün birbirine ait olmamasıdır.

Thorndike’a göre, yalnızca iki öğenin birbirine bitişik olarak verilmesi değil, aynı zamanda bu iki öğe birbirine ait olmalı ki (anlam bakımından yakınlık) çağrışım oluşabilsin, öğrenme meydana gelebilsin.

Örneğin, doktor-hastane, gemi-kaptan, süt beyazdır gibi kavram veya önermelerde kavramların, yüklem ile öznenin birbirine ait olması öğrenmeyi ve hatırlamayı kolaylaştırır.

Ait olma ilkösi Geştalt psikolojisini doğrular niteliktedir. Ait olma ilkesi, öğrenecek şeylerin tek tek değil, organize bir şekilde sunulması gerektiğini vurgular.

Ait olma ilkesi şu anlamı da ihtiva eder; Tepkinin meydana getirdiği etki, organizmanın ihtiyaçlarıyla ilgili ise öğrenme daha etkilidir.

3. Çağrışımsal Zıtlık
Thorndike, ait olma ilkesinin Geştalt kuramı psikologlarının “birey, uyarıcı tepki bağlarını değil, genel ilkeleri öğrenir.” ilkesini doğruladığına dair düşüncelere bir tepki olarak “çağrışımsal zıtlık” ilkesiyle karşı çıkmıştır.

Çağrışımsal zıtlık ilkesi daha çok öğrenmenin yönüyle ilgilidir. Sözgelimi belirli bir yönde öğrenilen konu, tersten tekrarlanmaya çalışıldığında zıtlık ilkesi devreye girer ve zorlanırız.

Örneğin, bir öğrenci alfabedeki harfleri ileri doğru daha kolay söylerken, geriye doğru söylemede çok zorlanır. Almanca öğrenen biri Almanca-Türkçe sözlüğe bakmaya alışmışken, Türkçe-Almanca sözlüğe bakmakta zorlanabilir. Kişi sayı saymayı, ileriye doğru öğrenmişse, geriye doğru sayması zordur.

Bu örneklerden hareketle Thorndike, “Geştalt psikologları dediklerinde haklı olsalardı o halde bireylerin her iki yönde de aynı kolaylıkla performanslarını göstermeleri gerekirdi.” der.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder