Siyaset Felsefesinin Ana Problemleri - DERS KİTABI CEVAPLARI

Yeni Yayınlar

Mayıs 01, 2018

Siyaset Felsefesinin Ana Problemleri

Edit
 DERS KİTABI CEVAPLARINA BURADAN ULAŞABİLİRSİNİZ! 

Siyaset Felsefesinin Ana Problemleri 

Siyaset felsefesinin ana problemleri nelerdir? Siyaset felsefesinin temel sorunlarının maddeler halinde açıklaması.


SİYASET FELSEFESİNİN ANA SORUNLARI
• Devlet ve Düzen : Siyaset felsefesinin ana sorunlarından biri toplumda düzenin gerekli olup olmadığı, özellikle de bir devlet düzenine ihtiyaç duyulup duyulmadigidir.

• Devlet düzeni gereklidir : Bu görüşe göre, insan yalnizca iyiliğe yönelen bir varlik değildir. İnsan kötüye de yönelebilir. Toplumsal değer ve normlar olmadiginda kötülük eğilimleri engellenemez. Toplumsal değerlere yaptirim gücü kazandıracak bir otoriteye gereksinim vardir. O otorite devlettir. Devlet düzeninin gerekli olduğunu savunanlar da kendi aralarinda ayriiirlar.

• Devlet Doğa Düzenidir : Bu görüş, düzen ve devletin toplumların doğasında var olduğunu savunur. Platon’a göre insan tek başına kendine yetemez. Devlet mutlaka olmalıdır ve insanların yaşamını düzenlemelidir. Aristoteles’e göre devletin temelinde politik bir hayvan olan insan vardır.

• Devlet Yapay Bir Varliktir : Bu görüşe göre devlet ve düzen insanin doğasında yoktur. Devlet, insanlar arasında bir uzlasmanın sağlanması amacıyla oluşmuştur. Thomas Hobbes’a göre doğası gereği insan, insanin kurdudur. Öte yandan insan kendini koruma altına da almak ister. Bu nedenle başka insanlarla uzlaşmaya gider. Jean Jacques Rousseau’ya göre, insanlar doğa durumundan sonra tarımın başlamasıyla, mülkiyeti ve eşitsizliği güvence altına almak üzere aralarında toplumsal sözleşme olarak devleti kurarlar.

• Devlet düzeni gerekli değildir : Hiçbir otoriteyi kabul etmeyen anarşizm ve nihilizm, bir otorite olarak devleti de reddeder. Marksizm ise devleti egemen sınıfların diğer sınıflar üzerinde kurdukları bir baskı aracı olarak görür ve toplumsal eşitliğe dayalı bir toplum düzeninde (sosyalizm) devletin yavaş yavaş ortadan kalkacağını iddia eder.



• İdeal düzen : Toplumda insanları mutlu edebilecek ideal bir düzenin olup olmadığını da siyaset felsefesinin tartistigi bir başka görüştür. Bu tartışma çerçevesinde ideal düzenin olamayacağını savunan ve ideal düzenin olabileceğini savunan iki ana görüş ortaya çikar :

• İdeal Düzen Yoktur : Sofistler, bilginin göreli (relativ) olduğunu söylerken, düzen anlayisinin da insanlara göre değiştiğini ileri sürerler. Protagoras’in deyisi ile “İnsan her şeyin ölçüsüdür.” O halde her insan “kendine yararli” olani aramalidir. Bu anlamda ideal bir devlet düzeni tasarlanamaz. Nihilistler (Hiççilik) siyasi alanda hiçbir otoriteye boyun eğmemek görüsünden hareketle ideal düzenin olabileceğini reddederler.

• İdeal Düzen Vardir : Toplumda yasayan tüm insanlari mutlu edebilecek ideal bir düzenin varligini kabul edenler, ideal düzenin hangi temelde oluşabileceği sorusunda ayrisirlar.

Özgürlügü Temel Alan Yaklaşımlar : Kapitalist ekonomi sisteminin ürünü olarak doğan özgürlükçü ekonomide (liberalizm), siyasette ve tüm düşünce alanlarinda insanlarin kendilerini özgürce ifadeettikleri bir düzeni ideal düzen olarak kabul eder. Bu anlayisin temsilcileri A. Smith ve J.S. Mill’dir.

Eşitliği Temel Alan Yaklaşımlar : Bu görüş liberalizme tepki olarak doğar ve ideal bir düzende toplumsal siniflar arasinda eşitliğin bulunmasi gerektigini savunur. Eşitlikçi görüş, is ve üretim araçlarinin kamulastirilmasi gerektigini söyleyerek ideal düzen olarak sosyalizmi gösterir. Temsilcileri St. Simon, Proudhon ve K. Marx’tir.

Adaleti Temel Alan Yaklasimlar: Özgürlügün ve eşitliğin güvencesi olarak hukuku gören anlayistir. “İdeal bir düzen hukuk çerçevesinde adaletin saglanmasi ile oluşur” anlayisini savunur. Adalet sayesinde kisi hak ve özgürlükleri güvence altina alinir, insan onuru korunur.

• Ütopyalar : Hiçbir yerde var olmayan, ideal düzeni düşüncede tasarlayan devlet anlayislari ütopik devlet anlayislaridir. Ütopya devletler iki baslikta incelenebilir:

İstenen Ütopyalar : Platon, Devlet adli yapitinda devletin görevini tüm toplumun mutluluğunu sağlamak olarak tanimlar. Platon, ideal bir devletin iyi ideasini yansitan bir ahlak devleti olduğunu söyler.

Farabi, Medinet’ül Fazila(Erdemli Şehir) adli yapitinda, iyilik, güzellik ve doğruluk gibi özelliklere sahip bir lider etrafinda insanlarin toplandigi mutlu bir devlet (şehir) tasarlar.

Yeni Çag’la birlikte ortaya çikan ütopik sosyalistler birbiri pesi sira ütopya devletler anlatan yapitlar yazarlar.



Thomas More, Ütopya adli yapitinda, özel mülkiyetin olmadigi, her şeyin ortak olduğu, paranin kullanilmadigi iyi eğitilmiş insanlarin yönettiği bir adada insanlarin mutlu bir biçimde yasadiklarini anlatir.

Tommasso Campanella ise Güneş Ülkesi adli yapitinda devletin, mülkiyetin, ailenin olmadigi bir toplum tanimlar.

Francis Bacon Nova Atlantis (Yeni Atlantis) adli yapitinda bir adada, halkinin yüksek bilgi ve kültüre sahip olduğu bir devleti anlatir.

Korku Ütopyalari : 20. yüzyilda teknolojinin yasadigi hizli gelişmenin olumsuz etkilemesine dayanan ve gelecege yönelik karamsar beklentilerin agirlik kazandigi korku ütopyalariyla karsilasiyoruz.

Aldous Huxley, “Yeni Dünya” adli yapitinda teknolojinin çok ilerlemesi sonucu insanlarin korkutucu bir düzen yasayacaklarini anlatir. İnsanlar mutsuzdur, yasamin anlamsizligini görüp kurtuluşu intiharda bulmaktadir.

George Orwell ise “1984” adli yapitinda, 1984 yilinda dünyaya zorbaligin egemen olacagini, toplumlari zalim diktatörlerin yöneteceğini yazar.



• Birey ve Devlet : Sanayi devrimi ile başlayan uluslasma süreci ve onun uzantisi olarak doğan ulus devlet anlayisina kadar dünyada yaygin devlet anlayisi emreden devlet ve itaat eden halk anlayisina dayalidir.

Ancak sanayi devrimi ile birlikte bu eski devlet anlayisi tartisilmaya baslanmis, özellikle bireyi, bireyin hak ve özgürlüklerini temel alan hukuk devleti anlayisi yerleşmeye baslamistir.

Hukuk devleti adi verilen yeni devlet anlayisinda itaat eden yurttaş yerine hak ve özgürlüklerini kullanan yurttaş anlayisi egemen olmuştur.

Yusuf Has Hacip Kutadgu Bilig adli yapitinda, akil, adalet ve doğruluk ilkelerine göre yapilan yasalarin olmasi gerektigini söyler.

Bati’da ise J.Locke birey-devlet iliskisinin hukuksal bir temele dayanmasini savunur. Locke’ a göre devlet, bireylerin özgürlüklerini, yasam ve mülkiyet haklarini korumakla yükümlü olmalldir.

Charles De Montesquieu ise Kanunlarin Ruhu adli yapitinda birey-devlet ilişkilerinde yasalara, insan hak ve özgürlüklerine saygiyi devletin temel ilkesi saymistir.

Günümüz düşünürlerinden K.Popper da Açik Toplum ve Düşmanları adlı yapıtında bireysel hak ve özgürlükleri temel alan devlet anlayisi ile totaliter devlet anlayisina karsi çikmistir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder