Portre Nasıl Yazılır? Portre Örnekleri - DERS KİTABI CEVAPLARI

Yeni Yayınlar

Mayıs 02, 2018

Portre Nasıl Yazılır? Portre Örnekleri

Edit
 DERS KİTABI CEVAPLARINA BURADAN ULAŞABİLİRSİNİZ! 

Portre Nasıl Yazılır? Portre Örnekleri 

Portre yazısı nasıl yazılır? Yakından tanıdığınız birinin portresine örnekler, portre yazısı örnekleri, kompozisyonları.


PORTRE
Portre, bir kimseyi tanıtmak amacıyla yapılan tasvirdir. Bu tür yazılarda çok kez insanın, bazen de bir hayvanın dış ve iç yönden tanımı yapılır. Bir kişiyi dış yönü ile tanıtmaya «Fiziksel», iç yönü ile tanıtmaya da «Tinsel» portre denir.

Fiziksel portre, tanıtmak istenen kimsenin dış görünüşünün, saçının, yüzünün, boyunun, giyinişinin ve hareketlerinin tasviridir. Tinsel portre ise o kişinin duygularının, zevklerinin, alışkanlıklarının, meziyet ve kusurlarının, kısacası, karakterinin tasviridir.

Fiziksel portre yapılırken tanıtmak istediğiniz kişiyi diğerlerinden ayıran dış özellikler iyi belirtilmelidir. Bunun için de onun başkalarına benzemeyen çizgilerini bulup çıkartmak gerekir. Tinsel portrede ise o kimsenin davranışları, düşünceleri, alışkanlıkları anlatılmalıdır.

Fiziksel ve tinsel portre bazen birbirinden ayrı iki paragraf halinde yapılır. Önce fiziksel, sonra tinsel… Bazen de bu ikisi büyük bir ustalıkla iç içe yerleştirilir. En başarılı portreler böyle olanlardır.

PORTRE ÖRNEKLERİ
HOCAM
Kestane renginde ve daima arkaya taranan saçların çevrelediği çehre hep güleçtir.

Kaşları, gerili bir yay gibi kalkıktır. Uzun kirpiklerinin sınırladığı iri, kahverengi gözler, canlı, parlak ve neşelidir. Yüzünün en belirli özelliğinden olan Fatih burnu ile biteviye övünür. Açıldığı zaman bir türlü kapanmak bilmeyen kırmızı dudakları arasından görülen dişler alabildiğine parlaktır.

Orta boylu, geniş omuzludur. Dengesini bozan bir şey varmış gibi sallana sallana bir sağa, bir sola ağdırarak yürür.

Derse geç kaldığı zaman nefes nefese sınıfa girer. Der^i çok hareketli, bağıra çağıra anlatır. Çabuk kızar. Fakat öfkesi hemen geçer. Renklere karşı eğilimi fazladır. Özellikle sarıya… Sarı tebeşirsiz çizginin tadı yoktur onca.

Şayet kendisiyle yürüyorsanız ona uymak zorunlu-ğundasınız. Bir şey anlatırken size asla konuşma şansı tanımaz. Sanki bir topluma söylev veriyormuş gibi bağırarak anlatır. Öyle hareketler yapar ki siz onu seyrederken yorulursunuz.

Duygularında biraz taşkınlık vardır. Örneğin, tuttuğu bir takımın maçında onu stadyumda görmelisiniz. Topa iyi vuran bir öğrencisine avaz avaz bağırır:

— Bravo!. (…) dan 10 numarayı hak ettin.
Oyuncu, bu bol keseden söz verilen on numarayı hiçbir zaman alamıyacağmı bile bile topa daha büyük bir şevkle vurur. Hoca da her topa vuruluşta tesadüfen yanında oturan bahtsızın neresine rastlarsa var gücüyle indirir silleyi.

Onu, kimselere benzetemeyeceğim. Çünkü o, kendisinden başka kimseye benzemeyen bir tiptir. Yaşam boyu unutulamayacak ilginç tiplerden…

ANLAMAK GÜÇ
İyi miydi, kötü müydü, saf mıydı, aptal mıydı? Tam anlamıyla bilinemezdi. Çünkü acayip bir insandı.

Saati saatine uymazdı. Duruma göre, Londra havaları kadar sisli, Temmuz güneşi kadar yakıcı, Eylül akşamları kadar ılık, Şubat sabahları kadar dondurucu olabilirdi. Bence onu anlayabilmek, ölüm yatağında gülebilmek kadar zordu.

Belki deliydi, belki de bazı dostlarının söylediği gibi, aptaldı. Ne olduğunu, nasıl olduğunu ne kendisi, ne de başkası biliyordu.

Gündüzleri mutluydu. Güler ve güldürürdü. Lâkin geceler onu öldürüyordu. Nedenini o da bilmezdi. Kendisine sorulduğunda, kirpiksiz gözlerini kısar, renksiz dudaklarını büker, düşük omuzlarını kaldırır, zayıf ellerini çaresizlik içinde ileri uzatırdı: Bu durumuyla da gerçekten acınacak bir zavallı olurdu.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder