Meddahlık Geleneğinin Özellikleri - DERS KİTABI CEVAPLARI

Yeni Yayınlar

Mayıs 01, 2018

Meddahlık Geleneğinin Özellikleri

Edit
 DERS KİTABI CEVAPLARINA BURADAN ULAŞABİLİRSİNİZ! 

Meddahlık Geleneğinin Özellikleri 

Meddahlık geleneği nedir? Meddahlık geleneğinin özelliklerinin maddeler halinde açıklaması, hakkında bilgi.


Meddahlık Geleneğinin Özellikleri
Meddahlık geleneğinin özelliklerini şöyle sıralayabiliriz:

Meddahlık Geleneğinin Özellikleri
Meddahlık Geleneğinin Özellikleri 

1. Meddahlık her ne kadar göstermeye bağlı edebi metinler içinde ele alınsa da tam anlamıyla bu sınıflandırmanın içine girmez. Çünkü meddahlığın temelinde “gösterme” değil, “anlatma” eylemi vardır.

Hikâye anlatma sanatı, özellikle Doğu medeniyetlerinde yoğunlaşmakla birlikte hemen hemen bütün toplumlarda var olan bir gelenektir: İslamiyet öncesi Türk toplumunda ozanlar “kopuz” eşliğinde eski Türk kahramanlarının hayatlarını anlatırlardı. “Hikâye anlatma” sanatının islamiyet etkisinde gelişen yeni medeniyette iki farklı şekilde karşımıza çıktığını daha önce belirtmiştik: Halk hikâyeciliği geleneği ve mesnevicilik geleneği. Türk, İran ve Arap toplumlarında var olan meddahlık, çeşitli açılardan halk hikâyeciliğine benzeyen bir gelenektir.

2. Temelinde “anlatma” eyleminin bulunmasına karşın meddahlığın göstermeye bağlı edebî metinler içinde ele alınmasının asıl nedeni, meddahlıkta bütün dünya tiyatrolarının temelini oluşturan “taklit” öğesinin bulunmasıdır. Meddahlar bir olayı anlatırken sadece olay kahramanlarının (Acem, Arnavut, Çerkez vb.) ağız farklılıklarını değil, aynı zamanda çeşitli hayvan seslerini ve doğadaki diğer sesleri de taklit etmişlerdir.

3. Karagöz ve orta oyununda güldürme öğesi ön plandayken meddahlıkta daha kapsayıcı bir bakış açısı söz konusudur.

4. Meddahlar geniş bilgi dağarcıkları sayesinde anlatılarında Türk kültür tarihinin önemli parçalarından olan Köroğlu, Battal Gazi, Hz. Hamza ve Hz. Ali’nin kahramanlık hikâyelerinden Hz. Hüseyin’in zalimce katledildiği Kerbela faciasına; İran mitolojisine ve bu mitolojinin ölmez yapıtı olan Şehnâme’deki epik hikâyelerden İstanbul’daki günlük yaşam sahnelerine ve gerçekçi halk hikâyelerine kadar pek çok öğeye yer vermişlerdir.

5. Meddahlar, taklit yetenekleri ve bilgi dağarcıklarıyla seyircileri çevrelerinde tutmaya çalışan kişilerdir. Bu kişilerin sanatlarını sergiledikleri yerler olan kahvehanelerde ve benzeri mekânlarda basit de olsa herhangi bir sahne düzeni yoktur.

6. Meddahlar, sanatlarını icra ederken iki nesneden özellikle yararlanmışlardır: Mendil ve sopa. Meddah, omzuna attığı ya da doladığı mendili, kadın taklidi yaptığında başörtüsü, yemek yediğini göstermek istediğinde sofra örtüsü amacıyla kullanırken yaratıcılığı sayesinde daha birçok işlevde kullanabilir. Meddah ayrıca oyun sırasında terini silmek için de mendili kullanır. Sopa ise kapı çalma sesini veren bir efektte kullanılabildiği gibi anlatılan olaylara bağlı olarak bir saz, süpürge, tüfek gibi de kullanılabilir.

Meddahlık geleneği yüzyıllar boyunca usta-çırak ilişkisine bağlı kalınarak devam ettirilmiştir.

8. Meddahlar, hikâyelerine başlarken ve hikâyelerini bitirirken “tekerleme”ye benzeyen söz kalıplarına başvurmuşlardır.

Aşağıdaki metin, “Meddah Sururî”nin anlattığı “Kumaşçı Güzeli” adlı hikâyenin başlangıç kısmından alınmıştır:

Hak dostum hak!
Sühansâz-ı gülistân-ı nezâket
Nihâl-i gonca-i bâğ-ı zerâfet
Söyledikçe sergüzeşti, verir bezme letâfet
Dinle imdi bende-i âcizden bir hoş hikâyet
İdeyim meclise bir kıssa beyân
Kıssadan hisse ala ârif olan
İsim isime, kisib kisibe, semt semte benzer
Geçmiş zaman söylenir, yalan-gerçek vakit geçer.

9. Meddahlıkta, doğrudan yazılı bir metne bağlı kalmak söz konusu değildir. Meddahlar, içinde bulundukları geleneğin yüzyıllar içinde oluşmuş kurallarından, söz ve anlatım özelliklerinden yola çıkarak kendi yeteneklerini seyircilerin beklentileriyle buluşturmayı başarmış kişilerdir.



10. Meddahların “tek kişilik gösteri’lerine günümüzde en çok benzeyen sahne etkinliği “stand-up”tur. Şovmenler, meddahlardan farklı olarak gösterilerini sadece güldürme öğesi üzerine kurarlar.

11. Meddahlık, sözlü gelenek içinde var olduğundan ve günümüzde de bu sanatı geleneksel biçimiyle devam ettiren meddahlar bulunmadığından, meddah metinlerinin orijinal şekillerine ulaşmamız çok zordur. Bugün elimizde bulunan meddah metinlerinin birçoğu, 1912-1932 yılları arasında doldurulan taş plaklardan yazıya aktarılmıştır. Günümüz kayıt teknolojilerine göre çok ilkel sayılabilecek bu plaklar, meddahlık geleneğinin en önemli belgeleridir. Meddah hikâyelerinin çok uzun olmasına karşın bu plaklardaki kayıtlar, plakların teknik özelliklerinden ötürü beş-altı dakikayı geçmemektedir. Bu da aslında çok uzun bir hikâyenin elde olmayan nedenlerden ötürü kısaltılarak anlatılması yani hikâyenin orijinal yapısının bozulması sonucunu doğurmuştur.

Bir Meddah Hikâyesinin Özeti
Bu hikâye Padişah Sultan Mahmud’un en iyi hikâye anlatana on bin altı vereceğinin ilân edilmesi üzerine düzenlenmiştir. Beş değişik ülkeden gelen hikâyeler içinde padişahın en çok beğendiği “Seyfülmülûk Hikâyesi” olmuştur. Bu hikâye özetle şöyledir:

Mısır padişahlarından Asım bin Saffan’ın, çocuğu olmazmış. Buna bir çözüm bulmak için veziri, Hazret-i Süleyman’ın huzuruna çıkar, o da kendi dinini kabul ederse dileğinin yerine geleceğini söyler. Onun öğüdüne uyan padişahın ve vezirinin birer erkek çocuğu olur. Birinin adı Seyfülmülûk, ötekinin ise Sait’tir. Padişahın oğlu Seyfülmülûk bir bohça içindeki bir kızın resmine âşık olur. Kız, peri padişahının kızı Bedi-ül Cemal’dir. Seyfülmülûk Sait’le kızı aramak için yola çıkar… Başlarından türlü serüvenler geçer, çeşitli ülkeleri dolaşırlar. Seyfülmülûk sonunda Bedi-ül Cemal’e kavuşur, Vezir olan Sait de Devlet Hatun’la evlenir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder