Işınsal Gotik Mimari Hakkında Bilgi - DERS KİTABI CEVAPLARI

Yeni Yayınlar

Mayıs 29, 2018

Işınsal Gotik Mimari Hakkında Bilgi

Edit
 DERS KİTABI CEVAPLARINA BURADAN ULAŞABİLİRSİNİZ! 

Işınsal Gotik Mimari Hakkında Bilgi 

Işınsal gotik, Rayonant Üslup nedir? Işınsal Gotik mimarinin özellikleri nelerdir? Işınsal gotik hakkında bilgi.


Işınsal Gotik (Rayonant Üslup)
Işınsal gotik, rayonant üslup olarak da bilinir, gotik mimarlığın bir dönemidir. Fransa’dan başlayarak yaklaşık 1250-1300 arasında bütün Avrupa’ya yayılmış, yer yer 15. yüzyılın başına değin varlığını sürdürmüştür. 1220-30 arasında, özellikle Fransa’da, büyük yapılar gittikçe daha yüksek yapılıyor, hatta yer yer güvenlik sınırlarını zorlayan denemelere girişiliyordu. Örneğin bu tür dev boyutlu yapıların sonuncusu olan Beauvais’deki Saint-Pierre Katedrali’nin tonozla-n çökmüş ve yapı bitirilememişti. Bunun gibi olumsuz denemelerin de etkisiyle 1230 dolaylarında mimarlar strüktür sorunlarıyla uğraşmaktan vazgeçerek yapılarda bezemeye ağırlık vermeye başladılar. Bunun sonucunda, taş pencere kayıtları, pinakololar ve silmelerle zengin bir görsel etkinin yaratılmaya çalışıldığı ışınsal gotik ortaya çıktı. Terimdeki “ışınsal” sözcüğü, üslubun en belirgin öğelerinden biri olan gülpencerenin kayıtlarının, bir merkezden ışınsal olarak yayılmasından kaynaklanıyordu.

Işınsal Gotik Mimari Hakkında Bilgi
Işınsal Gotik Mimari Hakkında Bilgi 

Işınsal gotik üsluba yöneliş en erken örnekleri Fransa’da Amiens (Notre-Dame) Katedrali’nin 1236’dan sonra yapılmaya başlayan triforyumu ve pencere katıyla Saint Denis Manastır Kilisesi’nin 1231 sonrasında yapılan orta nefi ve transeptidir. Her iki örnekte de, duvar yüzeyinin olabildiğince geniş bir kesimini pencere olarak açıp camla örtmek çabası belirgindir. Triforyumla pencere katı bütünleştirilerek, geniş bir camlı yüzeye dönüştürülmüştür. Ayrıca, camlı yüzeyleri daha küçük birimlere ayıran taş kayıt düzenlerinin gittikçe daha karmaşıklaştığı da görülür. Bu dönemde kayıt düzenleri, yalnızca camlı alanları bölmekte değil, kâgir yüzeyleri bezemekte de kullanılmıştır. Işınsal gotiğin gelişmesinde Paris’teki Sainte Chapelle (kutsanması 1248) özellikle önemli bir atılımdır. IX. Louis’nin saray şapeli olan bu yapıda camlı yüzeyler, önceki örneklerde olduğundan çok daha geniş tutulmuş, çatıyı taşıyan ince ayakların arasındaki açıklıklar bir baştan bir başa vitraylarla örtülmüştür. Bu yapının mimari özellikleri, sonraki yıllarda dinsel mimarlıkta ayrı bir “Sainte Chapelle” tipinin ortaya çıkmasına yol açacak kadar etkili olmuştur. Işınsal gotiğin Fransa’daki en yetkin örneği, iç mekânla dış mekânı ayıran vitraylı geniş yüzeylerin yapıyı bir tür “deri” gibi sardığı Troyes’daki Saint-Urbain Kilisesi’dir (1262).

Almanya’da ışınsal gotik üsluptaki yapıların en büyüğü, yapımı 19. yüzyıl sonlarına değin bitirilemeyen ünlü Köln Katedrali’dır. Almanlar gotik kayıt düzenlerini daha da karmaşıklaştırmışlardır. Bunun en uç örneğini, Strasbourg’daki Notre-Dame Katedrali’nin batı cephesi oluşturur. Alman ışınsal gotiğinin en önemli özelliği, kayıt düzenlerinin kilise kulelerinde de uygulanması ve kulenin bir tür kâgir kafes gibi biçimlendirilmesidir.

Işınsal gotik İngiltere’de de uygulanmıştır. Ama orada kara Avrupa’sından alman karmaşık kayıt düzenleri yerel geleneklerle bütünleştirilerek kullanılmış ve sonuçta yapılarda aşırı bir bezeme etkisi elde edilmiştir. Bu nedenle İngiltere’de bu döneme bezemeli gotik adı verilir. Işınsal gotik üslup León (y. 1255) ve Toledo katedrallerinin orta nefleriyle transeptlerinde olduğu gibi, İspanya’da da uygulanmıştır. 1287’de Uppsala Katedrali’nin yapımı için Fransız mimarların davet edilmesiyle 13. yüzyılın sonlarında ışınsal gotik İskandinavya’ya kadar yayılmıştır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder