Fuzuli Edebi Kişiliği ve Eserleri - DERS KİTABI CEVAPLARI

Yeni Yayınlar

Mayıs 01, 2018

Fuzuli Edebi Kişiliği ve Eserleri

Edit
 DERS KİTABI CEVAPLARINA BURADAN ULAŞABİLİRSİNİZ! 

Fuzuli Edebi Kişiliği ve Eserleri 

Büyük Türk şairi Fuzuli’nin kısaca hayatı, edebi kişiliği ve eserleri ile ilgili genel bilgilerin yer aldığı yazımız


fuzuliFuzûlî’nin Edebî Şahsiyeti
1- Fuzûlî, öncelikle bir aşk şairidir. Bütün şiirlerinde aşkını anlatmıştır. Bu aşk, beşerî aşktan başlayarak ilâhî, tasavvufî aşka dönüşen bir aşktır.

Fuzuli Edebi Kişiliği ve Eserleri
Fuzuli Edebi Kişiliği ve Eserleri 

Tasavvufî temalar üzerinde yoğunlaşan şairler iki kısma ayrılabilir: Birinci kısımdakilere Hallâc-ı Mansûr, Seyyid Nesîmî, Ahmed Yesevî, Niyâzî-i Mısrî, ibrahim Hakkı gibi tarikat önderi olan şairleri örnek gösterebiliriz. Bunlar önce mutasavvıf, sonra şairdir. Tasavvuf, bu şairlerin şiirlerinde ilk bakışta görülür.

ikinci kısımdakiler ise tasavvufu sanat yönünden ele alan şairlerdir. Bunlarda tasavvuf, şiir yazmaya son derece elverişli bir alandır. Şiir ve sanat, bu şairlerin öncelikli amaçlarıdır. Tasavvuf, onların şiirlerinde apaçık ortada değildir, açıkça anlaşılmaz. Fuzûlî, bu kısımdaki şairlerdendir.

2. Onun şiirleri birer “sehl-i mümtenî” örneğidir. Sehl-i mümtenî, üzerlerinde hiç düşünülmeden, hazırlıksız, kolayca söylenilmiş izlenimi vermesine karşın gerçekte kolay söylenilemeyecek şiirler için kullanılan bir terimdir. Fuzûlî’nin şiirlerinde ilk bakışta anlaşılan bir anlam vardır. Okuyucu bunu kolayca anlar ve beğenir. Beyitte bir de ancak düşünülüp bulunabilecek bir anlam katmanı vardır. Metin incelendikçe bu anlamsal derinlik açığa çıkar.

3. Fuzûlî, özgün imgeler yaratan bir şairdir. O, divan edebiyatının mazmun dünyasını kendi hayal gücünü ifade etmede başarıyla kullanmış, içten söyleyişleriyle şiirlerine kendi imzasını atmıştır.

4. Fuzûlî, bir ıstırap şairidir. Aşkı hep hüzün, keder ve acı yönüyle görür. Ayrılık, dert ve üzüntüyü arar; kavuşmayı, neşeyi, mutluluğu istemez. Acı çekmekten hoşlanır. Her kavuşmanın sonunda dayanılmaz bir ayrılık olduğu için kavuşmayı istemez.

5. Fuzûlî, karamsar bir şairdir. Ona göre, dünya fânî (geçici)dir ve ıstırapla doludur. İnsan bütün hayatında acı çeker, insanın kaderi dünyanın yaratılışında çizilmiştir ve bu kader mutlaka gerçekleşecektir. Bu yüzden insan, dünyanın aldatıcı nimetlerine bağlanmamalıdır. Buradan hareketle Fuzûlî, kimseden ve hiçbir şeyden yakınmaz; yalnız kötü talihinden yakınır. Ona göre bu dünyada rahat edenler kötüler ve câhillerdir. Dünya nimetlerinden her zaman onlar yararlanır. Bu nedenle o, bir köşeye çekilip kendi yalnızlığında yaşamak ister. Yalnızlığı ve fakirliğiyle mutludur; acı çekmekten hoşlanır çünkü çekilen acılar, insanı olgun-laştırır.

6 Fuzûlî, âlim bir şairdir. Arapça, Farsça ve Türkçeyi, her üç dilde de çok başarılı yapıtlar verecek derecede iyi öğrenen, zamanının geçerli bütün ilimlerini okuyarak bu ilimlerde derin bilgi sahibi olan Fuzûlî, “Türkçe Divan”ının ön sözünde “ilimsiz şiir, esâsı yok dîvâr kimi olur ve esâssız dîvâr gâyette bî-itibâr olur.” diyerek şiir yazmak için bilgi sahibi olmak gerektiğini vurgulamıştır.

Fuzuli büyük bir Türk şairidir. Dili Türkçenin Azerî diyeleği olmakla beraber, Osmanlı edebiyatına yaptığı büyük etki, bütün Türk dünyasında kazandığı büyük ün bakımlarından, sanatını Azeri edebiyatı çerçevesi içinde görmeye imkan yoktur.

Fuzûli’nin asıl adı Mehmet’tir. Babasının adı Süleyman’dı. Irak’ta Kerbela’da doğdu. Oğuzlar’ın Bayat boyundandır. Bu çağlarda Akkoyunlu Türk İmparatorluğu (merkezi Tebriz) Irak’ı egemenliği altında bulunduruyordu. Şah İsmail, bu devletin yerine Safevi Türk İmparatorluğunu kurdu, 1508’de Bağdat’ı da aldı. Bu yıllarda Bağdat’ta öğrenimini tamamlayıp yerleşen Fuzûlî, Şah İsmail’e ve onun Bağdat genel valisine eserler, şiirler sunuyordu. 1534’te Bağdat’ın Kanuni tarafından fethi üzerine, içinde «Geldi burc-î evliyaya Pâd-şah-î nâm-dâr» tarih mısrasının bulunduğu ünlü kasidesini sundu. Vezir-i âzam Damat İbrahim Paşa, Vezir Rüstem Paşa, Nişancı (devlet bakanı) Celâlzade Mustafa Çelebi, Kazasker Kadri Efendi’ye de kasideler yazdı. Kanunî kendisine günde 9 akçe maaş bağlattı. Fuzûlî’nin bu maaşı alamaması üzerine Nişancı Celalzade’ye yazdığı ünlü mektubu «Şikayetname» diye meşhur olmuştur.

Fuzûlî, Hille’de, Bağdat’ta, Kerbelâ’da yaşamış, Irak’ı Arap’tan dışarı çıkmamıştır. 1556’da veba salgınında öldü. Dostu ünlü yazar Ahdi ölümüne «geçdi Fuzûlî» cümlesini tarih düşürmüştür. Kerbelâ’da bugün Fuzûlî’ye ait olduğu söylenen bir türbe vardır.

Fuzûlî İstanbul dışında yaşadığı için, daha sağlığında İstanbul’da büyük şöhret kazanmasına rağmen,’ hayatı hakkındaki gerçek bilgilerimiz pek azdır. «Fazlî» adındaki oğlu da üç dilde şiir yazarak, devrinde tanınmıştı.

Fuzûlî, Türk edebiyatındaki etkisi bakımından, ancak Nevâî ve Nesîmî ile ölçülebilir. Türlü diyeleklerde konuşan Türk toplulukları tarafından kuvvetle benimsenen ve sevilen şair, daha sağlığında başlıyarak, gerek klâsik, gerek tekke şiirine mensup şairlerce zamanımıza kadar taklit edilmiştir. Etkisini en büyük şairler üzerinde bile gösteren Fuzûlî’nin şiirleri, halk tabakaları arasında da yayılmış, yüzlercesi beştelenmiştir, hattâ Fuzûli Divanı’nı baştan başa ezberleyenler vardır.

Fuzûlî’nin Divanları

Fuzûlî’nin Türkçe, Farsça, Arapça olmak üzere, üç divanı vardır.

Türkçe divanı pek önemli bir mensur girişle başlar. Bu girişte Fuzûlî, Türkçe ile de Farsça ve Arapça’daki en yüksek örnekler derecesinde şiir söylenebileceğini ileri sürer; onun için, Türkçe yazdığını söyler. Başka bir eserinde Türkler hakkında : «Etrâk ki, cüz’-i âzam-ı terkîb-i âlem olup…» (âlemin terkibinde en büyük parça olan Türkler) diyen şairin, kuvvetli bir milliyetçi olduğu görülmektedir.



Divan’ın kasideler bölümü Fuzûlî’nin, özellikle zamanının bütün bilimlerini mükemmelen öğrenmiş büyük bir bilgin olduğunu gösterir. Musammat, gazel ve rubaîlerinde daha liriktir. Bütün dehası bu şiirlerde belli olur. Enginliğine son olmayan bir lirizmle, aşk konusunu işler; sevgilisini, bir timsal halinde yükseltir.

Bu divanın 100 kereden fazla basıldığı söylenebilir. Divandan seçilmiş şiirler, hemen bütün Batı dillerine çevrilmiş, yüzlerce antolojiye de bu eserden bol örnekler alınmıştır.

Fuzûlî’nin Farsça divanı da mensur bir girişle başlar. 3.000 beyit kadardır. 2 kere Türkçe’ye çevrilmiştir. Şairin Arapça divanı, bu dille yazdığj şiirlerini toplayan küçük bir eserdir.

Leylâ ile Mecnun

«Leylâ ile Mecnun», Şeyh Galip’in «Hüsn-ü Aşk» ı ile beraber, Türk dilinde yazılmış en ünlü mesnevî (manzum roman) dır. Bağdat beylerbeyi Veys Paşa’ya ithaf edilmiştir. Türkçe Divan’ı derecesinde bütün Türk aleminde ün kazanmış, sevilmiştir. 30 kereden fazla basılmış, İngilizce, Almanca, Rusça, İtalyanca, Ermenice’den başka daha birçok dillere çevrilmiş, Rusya’da opera olarak da bestelenmiştir.

Fuzûlî’nin diğer başlıca eserleri şunlardır:

Hadîkatu’s-Suadâ : Kerbelâ olayından bahseden bu manzum-mensur eser, şairin en önemli kitaplarından biridir. Türk nesrinin saheserlerindendir: etkisi büyük ve sürekli olmuştur. Eser birçok kere basılmıştır.

Beng-ü Bâde :500 beyitlik Türkçe bir mesnevîdir.

Heft Câm : 327 beyitlik Farsça bir sâkînâmedir.

Rind-u Zâhid : Farsça mensur bir eserdir.

Hüsn-ü Aşk : Farsça ve mensurdur.

Şikayet-name :Nişancı Celâlzade’ye yazılmış ünlü Türkçe mektuptur. Türk mizah ve hiciv edebiyatının şaheserlerindendir.

Terceme-i Hadîs-i Erba’în : Cami’nin Farsça ünlü eserinin Türkçe’ye naklidir.

Risâle-i Mu’ammâ : Divan şiirinin muamma şekline dairdir.

Matlâ’u’l-Î’tikaad : Farsça büyük bir dini eserdir.

Şâh-ü Gedâ :Türkçedir, bugün kaybolmuştur?

Yukarıdaki Farsça eserlerin çoğu, birçok kere Türkçe’ye çevrilmiştir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder