Dilin Millet Hayatında Yeri ve Önemi - DERS KİTABI CEVAPLARI

Yeni Yayınlar

Mayıs 01, 2018

Dilin Millet Hayatında Yeri ve Önemi

Edit
 DERS KİTABI CEVAPLARINA BURADAN ULAŞABİLİRSİNİZ! 

Dilin Millet Hayatında Yeri ve Önemi

Dilin millet hayatındaki yeri ve önemi nedir? Dil milletler için ne gibi bir rol oynar, hakkında yazı.
Dilin Millet Hayatında Yeri ve Önemi


«Milleti meydana getiren maddi ve manevi çeşitli unsurlar arasında «dil»e en başta yer vermek gerektiği, hemen hemen bütün sosyologlar ve fikir adamlarınca kabul edilmektedir. Dil birliğini sağlayamamış bir topluluğun millet kimliğini kazanmasına, imkân yoktur. Millet olmak için -dil unsuru asgari şart sayılabilir. Kültürün de doğması ve gelişmesi dile bağlı olduğundan bu unsurun ne kadar büyük önem taşıdığına belirtmek için fazla söze hacet yoktur sanırız.

Dilini yitirmemiş bir halk, bir kavim milliyetini muhafaza ediyor demektir. Onun istiklâline kavuşarak ve devlet kurarak bir millet halinde ortaya çıkması her zaman için mümkündür. Tarihte bunun örnekleri pek çoktur. Bunun tersi de olmakta, dilini kaybeden kavimlerin tarih sahnesinden çekildikleri görülmektedir.

Bir milletin dili bozulursa kültüründe buhranlar başlar. Sanat, edebiyat, ve fikir sahalarında çöküntüler meydana gelir. Kitleler birbirlerini anlamaz hale düşerler. Bir milleti içten yıkmak için, dilinde anarşi meydana getirmek ve böylece kültürünü çökertmek, ilk başvurulan hareketlerdir. Düşman propaganda ve çalışmasının başlıca hedefi budur. Bugün dilimiz de böyle bir tehlike ile karşı karşıya bulunmaktadır.

Dil de temelini teşkil ettiği millet ve milliyet gibi tarihi ve sosyal bir gerçektir. Yüzyıllar boyunca çeşitli şartların ve âmillerin tesiri altında meydana gelmiş ve gelişmiştir. Bugün bu şartlardan bir kısmım beğenmemek şunun yerine başkası olsaydı daha iyi olurdu demenin bir değeri yoktur, istesek de realite realitedir. Davranışlarımızı bu gerçeklerin gereklerine uydurmak yerinde olur.

Dil, kendi kanunları içerisinde gelişen canlı bir varlıktır. Onu sadece bir vasıta olarak almak yanlış olduğu gibi, öbür içtimaî kurumlar gibi görmek de doğru değildir. Ferdin dışında olmak, kendini ferde zorla kabul ettirmek, ferdin müdahalesiyle değişmemek gibi vasıflar bakımından öbür içtimaî kurumlardan farksız olan dil, ayrıca belirli kanunlara uyan canlı bir varlık olması bakımından hepsinden üstün bir duruma da sahip bulunmaktadır. Dil meseleleri üzerinde düşünürken dilin ne olduğunu gözden uzak tutmamak gerekir.

Tarihi akış içerisinde millet hayatında zaman zaman dilde değişiklikler olduğu görülür. İfade ve hususiyetle kelime hazinesi bakımından farklı durumlar ortaya çıkar. Bu hal, tesirini daha çok yazı dilinde gösterir. Kelimelerin, şekillerin, deyimlerin doğması, yaşaması, ölmesi dilin kendi kanunları çerçevesinde olur. Yeni kelimeler ve şekiller, deyimler umumiyetle halk tarafından ve «anonim» olarak meydana getirilir. Dili yapan, işleyen ve inceleyenler ise edebiyatçılar ve dil bilgileridir. Fertler oturup dil yaratmazlar. Dil halkın dehâsı, yazarların, sanatkârların, bilginlerin çalışmaları sonunda zamanla, dereceli olarak ve azar azar değişmektedir. Ortak yazı ve konuşma dilini birdenbire değiştirmek mümkün değildir. Ancak zümre dili durumunda olan meslek, ilim, teknik, esnaf vs. gibi hususi dillerdeki terimleri oldukça süratle ve geniş ölçüde değiştirmek imkân içerisindedir. Dil meselelerini ele alırken ortak konuşma ve yazı dili ile hususi dillerin mahiyet ve durumlarını iyi bilmek de gereklidir.

Tarihi gelişme içerisinde, bazen ortak konuşma dili ile yazı dili arasında ayrılıklar doğar. Halk ile aydınların birbirinden uzaklaşmalarına sebep olan bu hal, kültür buhranı ve huzursuzluk meydana getirir. Kültürlerinin yükselmesini isteyen milletler bu ayrılığı ortadan kaldırmaya çalışırlar. Bizim tarifimizde de böyle bir ayrılık ortaya çıkmıştır. Aydın zümrenin yazı dili olan ve Arapça, Farsçanın tesirinden meydana gelen «Osmanlıca», halk dilinden uzak, sun’i bir dildi. Yüzyıllar boyunca yazı dilini konuşma diline yaklaştırmak için çalışıldı ve kırk yıl kadar önce başarıya ulaşıldı.

Atatürk inkılâplarının millileşmek ve çağdaş medeniyet seviyesine ulaşmak gibi iki ana yönü ve vasfı vardır. Dil işinde millileşmek, Türkçeyi yabancı dillerden gelen şekil ve kaidelerin tesirinden kurtarmak; çağdaş medeniyet seviyesine ulaştırmak ise günümüzün İlim, teknik, fen, felsefe: sanat vs. sahalardaki bütün kavramları ifade edecek bir hâle getirmek demektir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder