Mevlana Kimdir, Eserleri Nelerdir?

Mevlana Kimdir, Eserleri Nelerdir?
Hz. Mevlana (Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî) 30 Eylül 1207 tarihinde Afganistan’ın Belh şehrinde doğmuştur. Babası Bahaeddin Veled, annesi ise Mümine Hatun’dur. Mevlana’nın babası ailesi ile birlikte Belh şehrinden ayrılmış ve daha sonra Bağdat’a (Irak), buradan da Mekke’ye gitmiştir. Hz. Mevlana 1225 yılında Gevher Hatun’la evlendi ve babası ile birlikte Alaeddin Keykubad’ın (Selçuklu Sultanı) daveti üzerine Konya’ya geldi (1228). Mevlana, babasının 1231 yılında vefat etmesinden 1 yıl sonra, aynı zamanda babasının müritlerinden biri olan Muhakkık-i Tirmizi’ye 9 yıl boyunca müritlik yaptı. Mevlana bazı kaynaklara göre öğrenimi için Şam’a gitmiştir. Muhakkık-i Tirmizi’nin ölmesinden sonra da bir süre medreselerde ders vermiş ve dersleri Alaeddin Keykubad ile vezirleri tarafından da izlenmiştir.

1244 yılında Şems-i Tebrizi ile tanışan Mevlana’nın tüm hayatı değişti ve sahip olduğu ilimle birlikte gönül adamı haline geldi. Şems-i Tebrizi ile yaptığı konuşmalar sebebiyle çevresinde olanları ihmal eden Mevlana, halkın ve müritlerin tepkisiyle karşılaştı. Bu olayın sonucunda Şems-i Tebrizi 1246’da Şam’a gitti, ancak Mevlana’nın ısrarları üzerine tekrar Konya’ya döndü. Tebrizi, bir türlü bitmeyen tepkiler sonucunda 1247’de aniden ortadan kayboldu. Onun kayboluşuyla ilgili olarak, öldürüldüğü ya da Mevlana’nın üzülmesini istemediği için sessizce Şam’a gittiği yönünde düşünceler vardır. Bu olayın ardından kendini tamamen semaya ve şiire veren Mevlana, Selahaddin Zerkubi ve Hüsameddin Çelebi’yi kendisine sohbet arkadaşları olarak seçti. Hz. Mevlana 17 Aralık 1273 yılında Konya’da vefat etti.

Mevlana
Mevlana’ya Göre Aşk
O’na göre, gerçek bir aşığa aşkın dışındaki her şey haramdır. Maşuk ve İlahi aşk her şeyin içinde ve üstündedir. Bir insanın kendisini yoktan var edeni sevmemesi mümkün müdür? Bu sevgi, esasen onun özündedir ve her şeyin sonu ona varır. Mevlana Fihi Ma-fih isimli eserinde şu şekilde buyurmuştur; “Esas olan sevmektir. İnsan, mayasındaki bu duyguyu arıtmalı ve açıklamalıdır. Bedenimiz bir kovana benzer ve bu kovanın balı ile mumu da ilahi aşktır.” Hz. Mevlana’nın Şems’e, Selahaddin’e ve Çelebi Hüsameddin’e olan aşk da budur. Onların cemalinde Allah nurlarını ve mutlak varlığın kemalini gören Mevlana, Zat-ı ilahiye ‘yi yani gerçek aşkı simgeleştirerek terennüm etmiştir. Mesnevi’sinde şu şekilde buyurmuştur; “Hakiki aşık (erkek) olanın, Allah’tan başka bir temaşası olamaz. Olursa, o aşk değildir ve saçma sapan bir sevda olur.” Mevlana’daki aşk, mesnevisinde buyurduğu gibi tam anlamıyla ilahi bir aşktır ve ondan başka hiçbir şey değildir.

Mevlana, coşkun ve büyük aşkını Şems’in adında simgeleştirmiştir. Kendisinden 20 yaş büyük olan Şems, Mevlana’da kendi cevherini bulduğu ilahi aşkı daha da olgunlaştırmış ve yokluğunda Mevlana, onu aşkın simgesi yapmıştır. Mevlana, ezeli maşukun nurlu ışıklarını ve yüzünün yansımasını her yerde görmektedir. Bir rubaisinde şöyle diyor; “Yine gel, yine gel. Kim olursan ol yine gel. İster Mecusi ol, ister kafir, ister putperest. İster yüz kere bozmuş ol tövbeni. Bu kapı umutsuzluk kapısı değil. Nasılsan öyle gel.” Sonuç olarak o, tüm insanlığı çağırıyor, nurlu ve aydınlık kapısında onlara gerçek yolu yani hak yolunu gösteriyordu.

Mevlana’nın çağrılarına uyanlar, onun etrafında kümeleşerek hidayet yolunu seçiyorlardı. Cahili, fakiri, zengini, bilgini, sultanı, çobanı ve köylüsünden kentlisine kadar Mevlana’nın kapısında bekliyor ve ona uyuyorlardı. Bu aslında ilahi bir çağrıydı ve Konya, bir aşıklar kabesi, gönüller yurdu haline gelmişti.

Mevlana Kimdir
Mevlana’nın Eserleri
Mesnevi: Klasik doğu edebiyatında yer alan bir şiir tarzıdır. Sözlük anlamı ise “İkişer” ya da “İkişerlik” demektir. Edebiyatta her beytin kendi arasında ayrı ayrı kafiyeli ve aynı vezinde olduğu nazım şekillerine Mesnevi adı verilmektedir. Bu şekilde olması sebebiyle, Mesnevi’de yazma kolaylığı vardır ve uzun süren hikayeler ya da konular şiir olarak söylenecekse, kafiye kolay olduğu için mesnevi tarzı seçilmektedir.

Klasik doğu şiirinin bir tarzı olsa da, Mesnevi denildiğinde akla ilk gelen Mevlana’nın mesnevisidir. O, mesneviyi Çelebi Hüsameddin’in arzusu üzerine kaleme almıştır. Katibi olan Çelebi’nin deyişine göre Mevlana, Mesnevi’deki beyitleri Meram’da otururken, gezerken, yürürken ve hatta sema ederken söylüyormuş, kendisi de yazıyormuş. Dili Farsça olan Mesnevi, günümüzde Mevlana Müzesi’nde sergilenmektedir ve elde bulunan Mesnevi’ye göre beyit sayısı da 25.618’dir. Mevlana 6 büyük cildi olan bu Mesnevi’sinde, tasavvufi fikirlerini birbirine ulanmış hikayeler şeklinde anlatmıştır.

Divan-ı Kebir: Şairlerin şiirlerini topladıkları defterlere Divan adı verilir. Divan-ı Kebir ise “Büyük Divan” ya da “Büyük Defter” anlamına gelmektedir. Mevlana’ya ait olan farklı konulardaki şiirlerin hepsi bu divanda bulunmaktadır. Mesnevi gibi, Divan-ı Kebir’in dili de Farsçadır ve içerisinde az sayıda Türkçe, Rumca ve Arapça şiirlerde mevcuttur. 21 küçük Bahir yani divan ile Rubai Divanı’nın birleştirilmesiyle oluşan Divan-ı Kebir’in 40.000’den fazla beyti vardır. Mevlana, Divan-ı Kebir’deki şiirlerinin bazısını Şems Mahlası ile yazmıştır ve bu nedenle divana, Divan-ı Şems adı da verilmektedir. Divan’da bulunan şiirler ise kafiyeler ve vezin dikkate alınarak düzenlenmiştir.

Mektubat: Mevlana’nın öncelikle Selçuklu Hükümdarlarına ve dönemin ileri gelenlerine nasihat amacıyla, kendisinden sorulan ilmi ve dini konularda bilgiler vermek için kaleme aldığı 147 adet mektuba verilen isimdir. Bu mektupları, aynen konuştuğu şekilde, edebi mektup yazma kurallarına uymadan yazmıştır. Ayrıca bu mektupların hiçbirinde “bendeniz, kulunuz” gibi sözcüklere yer vermemiştir. Mektup yazdığı kişinin inancına, aklına ve yaptığı işlere göre bir hitap tarzı belirlemiş ve o vasıflarla hitap etmiştir.


Fihi Ma-Fih: “Onun içindeki içindedir” anlamına gelen bir sözcüktür ve Mevlana’nın değişik meclislerde yaptığı sohbetlerin, oğlu tarafından (Sultan Veled) toplanması ile meydana gelmiştir. 61 bölümden oluşan bu eserin bölümlerinden bazıları, Süleyman Pervane’ye (Selçuklu Veziri) hitaben yazılmıştır. Fihi Ma-Fih, siyasi olayları da barındırdığı için, aynı zamanda tarihi bir kaynak olarak da kabul edilen bir eserdir. İlgili eserde dünya ve ahiret, cennet ve cehennem, aşk ve sema, mürşit ve mürid gibi konulara değinilmiştir.

Hz Mevlana
Mecalis-i Seb’a: Yedi Meclis anlamına gelen bu eser, Mevlana’nın yedi vaazının ve yedi meclisinin kaleme alınmasından ortaya çıkmıştır. Mevlana’ya ait olan vaazlar, oğlu Sultan Veled ve Hüsameddin Çelebi tarafından not edilmiş, fakat özüne dokunulmayarak bazı eklentiler yapılmıştır. Buna rağmen Mevlana tarafından tekrar gözden geçirildiği söylenmektedir. Şiiri bir amaç olarak değil de, düşüncelerini söylemek için bir araç olarak gören Mevlana’nın, yedi mecliste açıkladığı Hadislerin sınıflandırılması şöyledir;

İnançtaki kudret.
Doğru yoldan ayrılan toplumların hangi yollarla kurtulacağı.

Akıl yolu ile gafletten uyanış ve suçtan kurtuluş.

Tövbe ederek doğru yolu bulanlar, Allah’ın sevgili kulu olurlar.

Gaflete dalış.

Aklın önemi.

Bilginin değeri.

Yukarıda saydığımız yedi mecliste, asıl açıklanan hadislerle birlikte, 41 adet hadis daha geçmektedir. Mevlana’nın seçtiği her hadis içtimai yani toplumsaldır. Ayrıca yedi meclisinde her bir bölüme Münacaat ve Hamd-ü Sena ile başlayan Mevlana, tasavvufi düşüncelerini ve açıklanacak diğer konuları şiirler ya da hikayelerle yazarak cazip hale getirmiştir. Bu yol, ayrıca Mesnevi’nin yazılışında da kullanılmıştır.

Önceki Yayın
Sonraki Yayın