Aşık Veysel Kimdir? Hayatı ve Biyografisi

Aşık Veysel Kimdir? Hayatı ve Biyografisi
Veysel Şatıroğlu, bilinen lakabı ile Âşık Veysel, 25 Ekim 1894’te Sivas’ın Şarkışla ilçesinde doğmuş, Türk halk ozanıdır. Ayrıca Avşar boyunun Satırlı obasına mensup, fakir bir çiftçi ailenin oğludur. Veysel, henüz 7 yaşındayken talihsiz bir şekilde geçirdiği çiçek hastalığı nedeniyle gözünün bir tanesini bütünüyle kaybetmiştir. İlerleyen zamanlarda ise diğer gözüne de, deyim yerindeyse perde inmiştir. Daha sonra bir nebze de olsa gören gözüne, sırık batması sonucu tamamen kör olmuştur.

Âşık Veysel’in Hayatı
Gözleri görmeyen oğlunun sıkıldığını fark eden baba, Aşık Veysel’e oyalanması için bir saz aldı. Babasının aldığı sazı Molla Hüseyin (komşuları) sayesinde yavaş yavaş öğrenen Veysel’in âşıklık hikayesi de bu şekilde başladı. Saza aşırı derecede bağlı olan Veysel, babası tarafından dönemin ünlü bir aşığı olan Çamşıhlı Ali Ağa’nın yanına verildi. İlk saz derslerini Ali Ağa’nın yanında almaya başlayan Âşık Veysel, saz çalmayı öğrendikten sonra yeni deyişleri, şiir yazmayı ve sazın inceliklerini öğrenmeye çabaladı. Savaşın patlak verdiği dönemlerde tüm akrabaları savaşa götürüldü, ancak kendisi kör olduğu için askere alınmadı. Yaşadıkları köyde sadece çocuk ve kadınlarla birlikte kalan Veysel, bu durumdan oldukça sıkılıyordu ve bu nedenle kendisini iyice saza adadı. Aşık Veysel 25 yaşındayken (1919) evlendiği hanımı da çok hayırlı çıkmamıştı, çünkü Veysel’i başka bir adam için terk etmişti. 1921 yılına gelindiğinde anne ve babasını kaybeden Aşık Veysel, daha büyük bir acıya sürüklenmişti. Aynı yıl tanıştığı Gülizar Hanım ise onun hayatının farklı bir dönemi oldu ve dört kız çocukları dünyaya geldi.

Aşık Veysel
Yeni bir devlet aşamasında olan Türkiye’nin yoksulluk içinde yaşayan fertlerinden birisi de Aşık Veysel’di. Veysel’in hayatı 1933 yılına kadar bir lokma ekmek kazanmak için koşturmakla geçmiştir. Aynı dönem aşıklık geleneğinin geliştiği bir zaman dilimi olduğu için, Veysel’de bu dönem içinde yetişmiş ve geziciliğe başlamıştır. Dostlarının yardımı ve desteğiyle ilk kez yaşadığı köyün dışına çıkan Aşık Veysel, çevredeki diğer köylerde aşıklık geleneğine devam etmiştir. Yakın köyleri gezdikten sonra Sivas’ın merkezine gelmiş ve diyar diyar gezerek türküler söylemiştir.

Ahmet Kutsi Tecer’in 1931 yılında Sivas’ta düzenlediği “Halk Şairlerini Koruma Derneği” adlı bayrama katılan Aşık Veysel, 3 gün süren bayramda şiirlerini okudu ve ünü hızla yayılmaya başladı. 1933’ten sonra ise Anadolu’yu köy köy gezerek şiirleri okudu ve iyice tanınan biri haline geldi. Veysel, sadece köylerde değil şehirleri gezerek de şiirler okudu ve dönemin aydınlarıyla sık bir bağ kurdu. Cumhuriyetin 10. yıl kutlamalarına katılabilmek için 3 ay boyunca yürüyen Veysel, yolculuk esnasında köylerde mola verdi ve yarı aç yarı tok bir şekilde 3 ayını geçirdi. Ankara’ya vardığında, Ulus gazetesinde tesadüfen kendisine ait bir haber çıkmıştı. İlgili haberde kendisinin fotoğrafını ve Cumhuriyet Destanı adlı şiirini gören Veysel’in hayatı bu rastlantıyla tamamen değişti.

Aşık Veysel, takdir toplayan ve çok beğenilen şiiri sayesinde Halkevine davet edildi. Aşık Veysel, İstanbul radyosunda ilk kez bir şarkı söylediğinde bütün Anadolu’ya sesini duyurabilmek için haykırmış ve Anadolu’nun o güzel kalbini tüm kentlere taşımıştır. Aşık Veysel’in Ahmet Kutsi Tecer’le tanışması, onun için adeta bir dönüm noktası olmuştur. Tecer’in yoğun ilgisiyle 1941-1944 yıllarında şiirlerini yazıya geçirmiş ve onları yayımlatmıştır. Veysel, 1942-1943 yılları arasında Hasanoğlan ve Arifiye köyleri ile Eskişehir Çiftçiler köy enstitüsünde halk şiiri öğretmenliği de yapmıştır. Tüm bunlara rağmen köyüyle arasındaki bağı hiçbir zaman kopmamıştır.

Aşık Veysel Kimdir
Aşık Veysel’in Edebi Hayatı
Aşık Veysel, halk şiirini Cumhuriyete taşımış ve bu sayede önemli bir görev gerçekleştirmiştir. Başka bir deyişle, Anadolu’da var olan kültürün Cumhuriyet döneminde yok olmasını önlemiştir. Aşık Veysel, aslında bir usta-çırak ilişkisinden ortaya çıkan bir ozandır. Öncelikle saz ustalarından dersler almış ve daha sonra usta aşıklardan deyiş dersleri almıştır. Tüm bu birikiminden dolayı da, akranlarına göre daha güzel koşmalar ve deyişler yazıp seslendirmiştir. Ustasından aldığı eğitimleri kendi duygu ve acılarında geliştirerek şiirlerine dökmüştür. Aşık Veysel 19. Yüzyıl şairlerinin başlangıç zamanlarından biri olduğu için, şiirlerine Cumhuriyet ve Atatürk devrimleri gibi konuları da eklemiştir. Böylece diğer aşıklar arasından sıyrılmıştır ki, kendisi de zaten Cumhuriyet Destanı adlı şiiriyle ün kazanmıştır.

Aşık Veysel, Alevi-Bektaşi çevresinden bir ozandır. Gözlerini kaybettiğinde kendini Allah’a adamıştır ve bu bakımdan sadece tasavvuf inancını benimsemekle kalmamış, Tanrı’nın bütün güzelliklerinin farkına da varmıştır. Veysel’e göre bütün güzellikler Tanrı’nın ürünüdür ve güzel olan her şey Tanrı’ya aittir. Tanrı her zaman, her yerde vardır ve zamana ya da mekana sığmaz. Aşık Veysel, bu tür tasavvuf ile ilgili olan konuları 25 şiirinde işlemiştir. Veysel’in anlayışına göre tabiat, Tanrı’nın insanlığa verdiği en mükemmel hediyedir ve toprak hayatın kaynağıdır. Bütün canlılar topraktan meydana gelir, ancak öldüğünde yine toprağa döner. Veysel’in bu düşüncelerinde, gözleri kör olduktan sonra Bektaşi bir çevrede yetişmesinin etkisi de vardır.

Aşık Veysel’de aşk, Anadolu’daki tüm aşıkların işlediğinden biraz daha fazladır. Kendisi de diğer aşıklar gibi, kendi içerisinde soyut bir aşk yaşamıştır, ancak Veysel’in doğayı, insanı, Cumhuriyeti, Atatürk’ü ve yurdu böylesine sevmesi, onu diğer aşıklardan ayırmaktadır. Toplumsal sorunlarla da ilgilenen Veysel, koşmalarında insanların devamlı çalışmaları gerektiğini ve ülkeye yeni iş yerleri açılması gerektiğini vurgulamıştır. Bunun yanında toplumda var olan batıl inançların yok edilmesi gerektiği ve bu tür hurafelerin insanlığı bir yere taşımadığı gibi konularda Veysel’in eserlerinde mevcuttur. Bu bakımlardan dolayı, Aşık Veysel sadece köylerde türkü okunan bir model olmaktan çıkmış ve halka yön veren bir Anadolu bilgini kimliği kazanmıştır. İnsanın hiçbir şey yapmasa bile, bir ağaç dikmesi gerektiğini ve doğaya olan sevgisini her fırsatta dile getirmiştir. Aşık Veysel, bu düşünceleri ve yaklaşımıyla aslında ideal bir Cumhuriyet insanını tasvir etmiştir.

Aşık Veysel Biyografi
Hayatı boyunca çok varlıklı bir hayat sürmeyen Veysel’in en değerli hazinesi sazı olmuştur. O, cisme manevi değerler yüklemiş ve uçsuz bucaksız sevgisinden her nesneye bir pay vermiştir. Aşık Veysel aslında Anadolu insanı ile Cumhuriyet aydınları arasında bir köprü inşa etmiştir. Deyişlerinde Anadolu insanının zihninde gizli olan Karacaoğlan’ın izi bulunması ve geldiği yeri hiçbir zaman unutmaması, Veysel’in gerçek bir halk önderi olmasını sağlamıştır. Şiirlerinde Sivas’a ait şive özelliklerinin bulunması, Aşık Veysel’in köklerinden kopmadığının en güzel kanıtıdır. Eserlerinde daima halk dilini kullanmış, bu bakımdan dili sade ve akıcı olmuştur, ayrıca kimi zaman şehir hayatına uzak kalmış ve eski halk deyişleri de kullanmıştır.


Aşık Veysel Şiirlerinin Özellikleri Nelerdir?
Öğrendiği ve alışık olduğu halk şiiri anlayışını hiçbir zaman terk etmeyen Aşık Veysel, şiirlerinde esas olarak yarım ve tam uyak kullanmış, ancak kısmen redife de yer vermiştir. Ayrıca halk deyimiyle parmak hesabı denilen hece ölçüsü de, onun şiirlerinin temel biçim bilgisini oluşturmuştur. Aşık Veysel’e ait olan şiirlerin birçoğu Semai, koşma, varsağı ve destan nazım biçimleriyle yazılmıştır.

Yazar:

Önceki Yayın
Sonraki Yayın