Kapitülasyon nedir? Osmanlılar’da kapitülasyonlar!

Kapitülasyon nedir? Osmanlılar’da kapitülasyonlar!
Tarihle ilgili birçok metinde geçen kapitülasyonlar nedir? Osmanlı’ya neler kazandırdı, neler kaybettirdi? Sözlük anlamına göre kapitülasyon; bir devletin bir antlaşmaya bağlı olarak başka devletlere tanıdığı ticari ve sosyal ayrıcalıklardır. Latince caput (baş) sözcüğünden türemiştir.

Osmanlı Devleti tarafından Yükselme Dönemi’nden imparatorluğun çöküşüne dek Avrupa devletlerine çeşitli kapitülasyonlar verilmiştir. İlk olarak, 1365 yılında Sultan Birinci Murad zamanında, Dalmaçya kıyılarında fakir bir ülke olan Ragusa Cumhuriyeti’ne ticari ayrıcalık verildi.

1397’de Osmanlı’ya gelen Bizans elçi ve konsoloslarına da bazı kapitülasyonlar verildi ki bunlar karşılığında, Bizans İmparatorluğu‘ndan İstanbul’da bir Türk mahallesi kurma ve bu mahallede oturan Türkler’in davalarına bakmak üzere kadı ile din işlerine bakacak müftü tayin etme hakkı alındı.

Yıldırım Bayezid’in oğulları Süleyman Çelebi, Musa Çelebi ve Mehmed Çelebi devirlerinde de, yabancılara bazı ayrıcalıklar tanındı. Fatih Sultan Mehmed, İstanbul’u fethi sırasında Bizans’ın Venedik ve Ceneviz’e verdiği kapitülasyonları küçük bazı değişikliklerle kabul etti.

1479’da yine Fatih Sultan Mehmed tarafından Venedik’e, Kefe ve Trabzon’da ticaret yapma hakkı tanındı. Fatih Sultan Mehmed tarafından Venedik’e verilen bu ayrıcalıkları, Yavuz Sultan Selim 1513’te ve Kanuni Sultan Süleyman 1521’de yapılan Osmanlı-Venedik ticaret antlaşmalarıyla genişleterek kabul ettiler.

Mısır’ın fethinden sonra Fransız, Venedik ve Katalanlar’a Memluklular tarafından verilen kapitülasyonlar, Yavuz Sultan Selim tarafından da tanındı. Osmanlı sultanları, verdikleri bu iayrıcalıklarla, fethettikleri ülkelerde ticari faaliyetlerin canlı kalmasını ve ellerine geçirdikleri önemli transit yolların işler olmasını sağlıyorlardı.

Osmanlı Devleti’nin egemenliğini sınırlayan ve zamanla Osmanlı ekonomisinin gelişmesini köstekleyen kapitülasyonların olumsuz sonuçları 19. yy’da daha belirgin hale geldi. Eşit olmayan gümrük ve vergilendirme koşulları, yerli girişimcilerin büyük zarar görmesine yol açtı. Osmanlı kıyılarında yürütülen balıkçılık ve süngercilik bile yabancıların tekeline girdi.

Kapitülasyonlara bağlı olarak Osmanlı topraklarındaki yabancı uyruklar insan hakları ve bireysel özgürlükler bakımından üstün ve ayrıcalıklı bir konum kazandılar. Mülk edinme konusunda yabancıların çok geniş hakları vardı. Bu haklar, özel postane, okul, kilise ve hastane kurmalarına olanak veriyordu. Batılı ülkelerin elçileri çeşitli alanlara ilişkin politikalara yön verebilecek kadar büyük bir güç kazanıyordu.

Kapitülasyonların getirdiği ağır koşullardan rahatsızlık duyan Osmanlı, 19. yy’ın ikinci yarısında ayrıcalıklara son verme çabasına girdiler. Sadrazam Ali Paşa 1856′da Paris Antlaşması ile ilgili görüşmeler sırasında kapitülasyonların kaldırılmasını istedi; ama hiçbir sonuç alamadı.

Ayrıca savaşlardan yararlanarak düşman devletlerine tanınmış ayrıcalıkları uygulamama yönündeki girişimler, yenilgiler ve karşılaşılan dayatmalar nedeniyle etkisiz kaldı. Elde edilen tek başarı, 1869 tarihinde Tabiiyeti Osmaniye Kanunnamesi’yle yerli halka yabancı korumasından yararlanma olanağı sağlayan yolun kapatılması oldu.


I.Meşrutiyet Dönemi’nde iktidara gelen İttihat ve Terakki Cemiyeti, 1914′te Birinci Dünya Savaşı’na hazırlanırken, kapitülasyonları tek yanlı olarak kaldırdığını açıkladı. Bu karara aralarında Osmanlı Devleti’nin müttefiki (yandaş) Almanya’nın da bulunduğu Avrupa ülkeleri hemen tepki gösterdi.

Savaşta uğranan yenilginin ardından 1920′de imzalanan Sevr Antlaşması’nda kapitülasyonların yeniden yürürlüğe konmasına ilişkin bir maddeye de yer verildi. Ama ilgili devletler 24 Temmuz 1923 tarihli Lozan Antlaşması’nın 23. maddesiyle kapitülasyonların bütünüyle kaldırılmasını kabul etti.

Yazar:

Önceki Yayın
Sonraki Yayın